1. Bölümü okumak için tıklayınız

2. Bölümü okumak için tıklayınız

 

Masonluğun İlim ve Medeniyet İdeali

Bir zamanlar kendisinin de içinde bulunduğu mason teşkilatı aracılığıyla yapılan korkunç çalışmalar üzerinde uzun araştırmalarda bulunan Copin Albancelli, böyle bir kuruluşun üstün plan ve dikkatli bir hazırlığı gerektiren ihtilal, terör, cinayet gibi işleri nasıl başarabildiğinden şüphelenerek gerçek kudretin nereden geldiğini anlamaya çalışmıştır. Neticede şu sonuca ulaşmıştır: “Mason teşkilatı gizli ve politik bir gücün kendisini maşa olarak kullandığı bir kuruluştur.”

Pythagoras metoduyla masonluğun üstat hakimiyetine dayandırıldığını ve üyelere masonik doktirinin  zorla kabul ettirildiğini ve üyelerin tercih hakkı bulunmadığını ifade eden Copin şöyle diyor: “Bu çeşitten loca çalışmalarının bazılarında bizzat bulundum. Sözde ilmi olan bu konferanslarda gerçek ilmin reddettiği Darwinizm gibi modası geçmiş teoriler tekrarlanır durur. Maksatları din düşmanlığı olunca, hatipler konuşmalarını lastik gibi sürdürürler.”

Büyük üstad Pike bu durumu şöyle ifade eder: “Masonluk kendi hakikatini araştıramaz! Zira bunlar, derhal ve kayıtsız şartsız inanılması gereken tabulardır!” (Preuss, A.F. 43)

Masonluk uzmanı Dr. Mackey’e göre 1717’den bu yana localar faydasız şeylerle uğraşır oldular. Bunlar, yüksek masonluk ilmi körelten şeylerdir. Lezzetli ziyafetler, kolay çalışmalar, şarkıların ahengi gibi şeyler, Johnson gibi birisini deli edince, o da, girift meselelerin araştırılmasını önlemiştir.”

Sir Oliver Lodge (1851,1940)’ın itirafları, kendi zamanındaki mason edebiyatının kalitesizliğini gösteren misallerle doludur. Hutchinson ve Preston’un eserleri de dahil olmak üzere, masonluk ilmi üzerinde okumaya değer tek bir eserin bulunmaması, Oliver’ın ifadelerini doğrular mahiyettedir.

Yukarıdaki ifadelerde bahsedilen masonik ilimden kastedilen hurafelerden, yüksek dereceli masonlar için hazırlanan merasimlerden, eski putperest sırlarından derlenmiş masonik felsefeden oluşan bir örümcek ağıdır. Gizli teşkilatın efsanevi tarihi böyle bir ağdan ibarettir.

Eski Şili Kardinali Rogriguez, “Masonluk” adlı kitabında şunları söylemektedir:

“İlerleme kelimesi masonluğun saf ve cahil kimseleri aldatmak için kullandığı sihirli ifadelerden birisidir. Bu ifadeyi gerçek manasıyla anlatmak gerektiğinde ona verilecek en uygun isim “gericiliktir”. Her çeşit kötülüğe davetiye çıkarmak suretiyle masonluğun dünyada sebep olduğu isyan, ihtilal, harpler, gerçek ilerlemeyi ve medeniyeti kötürüm eden ve tahrip eden yobazlık hareketleridir.

Şeytani hürriyetlerin meyveleri olan kötü alışkanlıklar, kilisenin ortadan kaldırmış olduğu putperest ayinlerinin cazibesine batı insanlarının kolayca kaymasına sebep olmuştur. Masonluğun yıkmaya kararlı olduğu iffetli aile hayatı, aralıksız çalışmalarının sonucu olarak gittikçe batağa saplanmaktadır. Emrindeki hükümetlere çıkarttığı boşanmayı kolaylaştırıcı kanun maddeleri sayesinde aile yaşantısı her geçen günle birlikte daha da zayıflamakta ve zina teşvik edilmektedir. “Tabii yaşantı” dediği hayvanlar dünyasına beşeriyeti yeniden sokabilmek için masonluk, hayvanlar aleminin her şeyini benimsemeye kararlıdır.

Dini açıdan bakıldığında, Masonluk insanlığı eski putperestliğe, güneşe tapınma, doğaya tapınma, şehvete tapınma ayinlerine geri götürmekle kalmamakta ve fakat baş tacı ettiği maddiyatçılıkla insanoğlunu, mağara devri insanlarının seviyesine indirmeye çalışmaktadır.”

Fransız Yazar Paul Joseph Bourget (1852,1935)’in  bu konudaki düşüncesi şudur:

“Dinin canlı olduğu yerlerdeki insanların âdet ve davranışları güzel, onun baskı altında tutulduğu yerlerde ise berbattır. Beşeri faziletlerin çiçek açtığı ağaç dindir. İlahi emirlere göre yaşamayan milletler yok olmaya mahkumdur. Açıkça ifade ediyorum ki, imanı çalınmış olan millet manen ölüdür. Dinsizliğe itilmek suretiyle ruhundan hançerlenmiştir. Allah’ın çizdiği sınırların dışında kurtuluş yoktur.

İhlaslı ruhlar böyle düşünür. Böyleleri için şerefsizlik olan her şey, masonluk için birer iftihar vesilesidir. Asıl üzücü olan husus şudur ki, henüz insani duygularını yitirmemiş olan pek çok masonun, içinde yaşadıkları evin “dul kadının” değil de; böylesine çarpık ideale sahip olanlara ait olduğunu, bilmemiş olmalarıdır.”

İsim ve derecesi ne olursa olsun bütün localarda kullanılan semboller, Allah inancını yıkmaya yönelik varsayımlarla doludur. Mason teşkilatı yüksek mason rahiplerinin ifadesiyle, kendi ilah anlayışlarını maddecilik ile uzlaştırmaya çalışmaktadır.

Bu durumu Fransız Yazar Michel Ragon (1924,2020) şöyle ifade etmiştir:

“Maddecilik, yanlış bir tabirle, dinsizlik olarak kabul görmüştür. Dinsizliği (Ateizm) akıl kavrayamaz. Zira, yeryüzünde mevcut bütün eşyanın var oluş sebepleri Allah’a dayandırıldığı gibi, ateizmin de bir kudrete bağlanması gerekir.”

Bu görüş, cahillerin ve bozuk inanç sahiplerinin dışında kimseden ilgi görmemiştir. Hal böyle olunca, teşkilat için dinsizlik diye bir şey olamaz. Sadece mevcut varlıkların yaratılış sebeplerinin maddi mi yoksa manevi mi olduğu sorusu ortaya çıkar. Bir başka ifadeyle, Yaratıcı Kudret, maddeden ayrı olarak tek başına mevcut mudur yoksa maddenin özünde olup onun bir parçasını mı oluşturmaktadır? Masonlar, Yaratıcıyı madde aleminin bir parçası veya üstün bir parçası kabul ettikleri andan itibaren Allah Teâlâ’yı inkâr etmiş oluyor.

Hiram mabedinin hiç bitmeyen inşaatına devam eden masonlara baktığınızda, bu çalışmaların kesintisiz bütün dünyada devam ettiğine hükmedebilirsiniz. Buna rağmen, ortada görünen bir eser, bir mabed de yoktur.

Masonlardan bazıları ateist olduklarını söylemekten kaçınmazlar. Şöyle derler: “Bizler, fert olarak, kelimenin tam manasıyla dinsiziz. Tanrı fikrini tartışmayı dahi doğru bulamayanların davranışları bizler için de geçerlidir. Bu demek değildir ki bizler, Kainatın Ulu Mimarını yaşatmak bahsinde diğerlerinden daha az gayretliyiz. Çünkü Ulu Mimar, ilk mason anayasasının ana maddesidir. Biz buna uyarız. Bazı masonlar onun gerçek olduğuna inanırlar. Bizlerse, altına imza attığımız bir anlaşmadan dolayı onu destekleriz.” (H. Lanteine, Revue Internationale des Socities Secrets, sayı 18, sayfa, 318, 1915)

Masonlara göre fizik, kimya, mekanik gibi tabiat kanunları Allah için söz konusu olamayacağına göre, insanoğlu, diğer yaratıkların tümünden müstakil ve özel bir konumdadır. Demek ki insan, kendi nefsine kulluk etmekle sadece kişisel ilahlığının icabını yerine getirmektedir.

Ruhun ölümsüzlüğü ve manevi varlığıyla ilgili mason teorileri tamamen gayri ilmidir. Onların söylediği gibi eğer ruh bir ölçüde maddi ve bölünebilir olan masonik ilahi bir parçası ise, ruhun da aynı ölçüler içinde maddi olması gerekir ki, böylesine maddi şeyde bozulmaya ve ölüme mahkumdur. Onlar insan ruhunun ölümsüzlüğünü prensip olarak kabullenmek ile beraber tatbikatta reddederler. Derler ki, insanın ölümsüzlüğü bitki ve ağaçların ölümsüzlüğüne benzer. Zira sararıp solunca kendilerine hayat veren toprağa karışmakta ve neslini bir sonraki baharda devam ettirmektedir.

Mason biraderler arasında maddeci görüşün yaygın olmasının nedenlerinden birisi de, masonluğun hakim olduğu üniversite kürsülerinde  Darwinizmin ısrarla okutulmakta olmasıdır. Bu teoriye göre dünyamızda mevcut olan yaratıklar kendiliklerinden meydana gelmiş, yaşayabilmek için çevreye uymak zorunda kalmış, tabii gelişmeyle de bugünkü durumlarına ulaşmışlardır. Yani kendi kendilerini yaratmışlardır. Bu teorinin ne kadar gülünç ve ne kadar gayri ilmi olduğunu ilmin gelişmesiyle çok daha iyi anlamaktayız. Bu insan aklının da kendiliğinden meydana geldiğini söylemek kadar gülünçtür. Kainatta görülen harikulade düzenin kendiliğinden oluştuğunu aklın ve ilmin henüz tam manasıyla anlayamadığı, fakat hayran olduğu sayısız canlıların kendi kendilerine yarattığını ve bu alemde görülen mükemmel nizam ve ahengin kör tesadüflerin eseri olduğunu söylemek mümkün müdür? İnsanlık için yeni olmayan bu gibi ruhi hastalıklara karşı kişinin sabırlı ve gayretli olması gerektiğini söylerken ilim, inkılap ve devrim gibi sloganlarla kendi ideolojilerine alet edilen insanları düşünmek ve geride kalanlara karşı da akıllıca davranmanın lüzumuna işaret edilmesi gerekir.

Masonik merasimlerin açıklanmasından, masonluğun tarihinden ve sözcülerinin konuşmalarından anlaşıldığına göre, masonluğun dinlere, saltanatlara ve mülkiyete düşman olduğu şüphesizdir. İdeolojik ve siyasi merkezinin Kudüs’te bulunacağı emperyalist bir diktatörlüğün dünyaya hakim olması düşünülmektedir. Bunun da gerçekleşmesi için üç büyük engelin yıkılması şarttır: Dinler, saltanatlar ve şahsi mülkiyetler. (Eckert, I,180)

“1847 Saintes Mason kongresinin ve diğerlerinin su yüzüne çıkardığı bir gerçek vardır ki o da ihtilaller yoluyla sosyalizmin dünyaya hakim olmasını temin etmektir!” (Eckert, II, 117)

Bu durum, son asırda Avrupa ve Amerika’da mantar gibi biten ve doğrudan veya dolaylı yollardan şahsi mülkiyetin, dinlerin ve meşru hükümetlerin yıkılmasını gaye edinen sayısız siyasi partileri ve kültürel kuruluşları masonluğu niçin yardım ve himaye ettiğini izah eder.

“Farmasonluk” adlı eserinin II. cildindeki ve 1. bölümünü bu konuya ayırmış olan Benoit’e göre, komünistliği son aşama olarak kabul eden çok çeşitli ihtilalci kuruluşların tek bir gayesi vardır. Bu da ilahi dinlerin yıkılmasıdır. Webster de aynı görüştedir.

Bunların baş hedefi semavi dinlerin yıkılmasıdır. Bu hareketlerin liderleri aristokratlara ve kapitalistlere sövmeden edemezler. Fakat düşledikleri ihtilal başarıya ulaşınca söylediklerinin aksine, bu zümreleri perişan etmeyeceklerdir. Dünya ihtilalcileri, Sade Markisi ve Orleans dükünden zamanımıza kadar, hücum ettikleri bu zümrelerle hep içli dışlı olmuşlardır. Komünist ve anarşist hareketlerin destekleyicileri arasında bazı zenginler ve masonik medya da mevcuttur ve aynı zümreler aşırı birer Müslüman düşmanıdırlar.

Şili kardinali şöyle diyor:

“Masonluğun ulaşmak istediği hedefe henüz varılmamışsa, bunun sebebi yetişmemizden kaynaklanan sağduyunun bizlere hala rehberlik etmiş olmasıdır. Ve kalbimizin derinliklerinde kök salmış olanı iman gücü, tehlikeli çılgınlıklara düşmemizi frenlemektedir. Büyük bir azimle masonik prensipler tatbik edildiği zamanlarda anarşinin başarıya ulaştığını tarih göstermektedir.”

 

Aileyi Yıkma Çalışmaları

Eski Şili kardinali şunları ifade ediyor:

“Masonluğun aileye yönelik hücumları en büyük sosyal tehlikelerden birini oluşturmaktadır. Medeni nikah kanunu evlilik hayatının kutsiyetini cahil halkın nazarında küçültmüş ve onu ticari bir mukaveleye dönüştürmüştür. İçinde yaşadığımız Hıristiyan toplumuna yapılan kötülüklerin ilkinin aile hayatına yapılmış olduğu herkesin gözleri önündedir. Bunun zararı öylesine büyük olmuştur ki, şehirlerde yaşayanların evlilik hayatı hepten yok olmuştur.

İnsanlarımıza edilen kötülükler bununla da bitmemiştir. Başka ülkelerde başarıyla uygulanmış olan kolay boşanma kanununun da derhal vatanımızda uygulanmasını istiyorlardı. Bazı memleketlerde boşanma yasal bir yoldur. Fakat Şili’de kanun teklifi olarak masonlarca hazırlanmış bir tasarı acilen meclise sevk edilmeyi beklemektedir. Bu noktadan ötesi, sosyalistlerin istediği serbest cinsel ilişkilere bir adımlık mesafededir.

Ayrıca aile fertleri arasındaki sağlıklı ilişkileri de masonluk bozmaya çalışmaktadır. Zira dinine bağlı kalan evin hanımıyla, locaya girdiği andan itibaren aynı dinde mücadele etmek emriyle karşı karşıya kalan koca arasına bir duvar örülmüş ve böylece kavga ve nefretin tohumları atılmış olmaktadır. Kocasının masonluğunu ve kendisince mukaddes sayılan şeylerle mücadele etmeye onun yemin etmiş olduğunu öğrenen bir kadının ızdırabını anlamak zor değildir.”

Bu duruma bugün birçok geri kalmış ve üçüncü dünya ülkelerinde de şahit olmaktayız. Bu ülkelerde batı medeniyeti ve kültürü diye dayatılan bu anlayışların amacı, bu toplumların temel direklerini yerle bir etmektir.

 

Masonluğun Prensipleri

Şili kardinali C.Y. Rogriguez, “Masonluk” adlı kitabında Uluslararası Trend Kongresinin kapanış bildirisini aşağıdaki gibi özetlemiş ve bu bilgileri Creus ve Coronura’nın  eserlerinden aldığını ifade etmiştir:

“Dünya mason teşkilatınca onaylanan 150 kadar değişik eserlerin incelenmesinden sonra nihai kararını açıklayan Uluslararası Trend kongresinin kapanış bildirisi şöyledir:

1) Masonluk, manaizme dayanan dini bir mezheptir. Sır ve esrarlarının ulaştığı son nokta, şeytana tapınmaya dayanır. Kapalı kapılar ardında ona taparlar. Zira şeytan masonlar için iyi tanrı ve Hıristiyanların tapındıkları ise kötü tanrıdır.

2) Masonluk mezhebinin mabudu olan şeytan, pek çok kimsenin kendisine asla tapmayacağını bildiği için, masonluk kanalıyla ruhlara sızmaya çalışır ve hürriyet maskesi altında da hayvanlar dünyasını insanlara benimsetmeyi gaye edinir.

3) Dinsizliği, tabii yaşantı maskesi altında dünyada tutturabilmek için bütün dinlerin aynı olduğu inancını yerleştirmeye çalışan masonluk, aslında, laik eğitim modelini zorunlu hale getirerek ve emrindeki görsel ve yazılı basını kullanarak masonik atmosfer oluşturma gayretleri içindedir.

4) Aynı metot, tevhid inancını benimsemeyen fakat şeytan mezhebini de kabul etmeye hazırlıklı olmayan ilericilerin ruhlarını alt üst etmek ve sapık inançlara yatkın hale getirilmek için de kullanılmaktadır.

5) Yeryüzündeki devletlerin dizginlerini ele geçirmeye çalışan masonluk, aynı hükümetleri kendi ideolojisinin kör bir aleti haline getirmek ve onları kullanmak suretiyle dünyada isyanlar çıkarmayı gaye edinmesi bakımından da siyasi bir mezheptir.

6) İhtilaller yoluyla Allah’ın hakimiyetini yeryüzünden silmeye çalışan bu teşkilat, hürriyetleri alabildiğince kısıtlamak ve milli hudutları ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmaktadır. Büyük sanat eserlerinin fedakarlık ve kahramanlıkların ilham kaynağı olan vatan sevgisini inkar eden farmasonluğun bütün çabası tek bir dünya diktatörlüğü kurmaya yöneliktir.

7) Farmasonluk kiliseye karşı başlatmış olduğu mücadelesine devam etmekte ve Hristiyan olan memleketlerde laik kanunlar çıkarmayı sürdürmektedir.

8) Modern sosyalizmin yayılması masonluk sayesinde olmuştur. Muhtaç olanlara yardımı emretmek suretiyle sosyal adaleti temin eden ve kanunların uygulanmasında sınıf ve kişi farkı gözetmeyen ve insan olmak bakımından herkesi eşit kabul eden, dini kanunları, demokrasi, sosyalizm gibi bir takım cazibeli klişeler adına kaldırarak yerlerine kendi sapık ideolojilerini kanunlaştıran masonluktur.

9) Ölümden sonra tekrar dirilmeyi ve yaratanın huzurunda hesaba çekilmeyi reddeden bu teşkilat, mutluluğun sadece bu dünyada olduğunu yaymakta ve sosyalizmle bunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

10) İnsanların birbirlerini sevmelerini emreden ilahi yardımlaşmanın tam tersini öngören mason hayırseverliği, Yaratanla yaratılanlar arasındaki bağı koparmakla kalmayıp, büyük çoğunluğun aleyhine olarak sadece kendi aralarında yardımlaşmayı emretmektedir.

11) Tedavisi mümkün olmayacak şekilde aile yapısını parçalamayı hedefleyen masonluk, kadınların yaratılışlarından gelen iffet ve haya duygularını kör etmek için kadın haklarını koruma, feminist gibi adlar altında bir takım cemiyetler kurdurmaktadır. Bunlar vasıtasıyla güya dışlanan kadınları korumakta ve böylece insan tabiatıyla çatışan bir takım sözde reformlarla yuvada kavga ve anarşinin tohumunu ekmektedir.

12) İnananların dini vazifelerini günlük yaşantılarında unutturmayı hesaplayan masonluk, çalışma saatlerinin dışında kalan zamanları da festivaller ve folklor gösteriler nevinden çeşitli eğlencelerle harcamak istemektedir.”

Bunlara göre Masonluk nedir?

Eski Şili Kardinali bu konuda şunlar söylenmektedir:

“Buraya kadar sıraladığımız sebeplerden dolayı masonluk, Allah’a, Peygamberlerine, ilahi dinlere, meşru hükümetlere ve onun kanunlarına düşman olan büyük bir ustalıkla kurulmuş ve askeri disiplin altında çalışan milletlerarası bir ihanet ocağıdır.

Proudham’ın un samimiyetle itiraf ettiği şu sözler de bizleri doğrulamaktadır: “Temel prensibimiz her çeşit doğmayı inkar etmektir. Hareket noktamız hiçliktir. Metodumuz yalan söylemek, daima iftira etmektir. Böylece dinlerin yerine dinsizliği, siyasetin yerine anarşiyi sokmuş ve politik ekonomide ise şahsi mülkiyetin devletleştirilmesini temin etmiş oluruz!...” (Benoit, F.M., 17)

Bütün bu hususları gerçekleştirmek yolunda fevkalade çalışan mason teşkilatı istediği her şeyi elde edememiş ise, bunun sebebi Allah’ın takdiri ve insanların aşırı kötülüklere karşı direnmeleri ve mücadele etmeleridir…

Pek çok masonun ifade ettiği gibi buna ilave edilecek bir başka husus da şudur: “Masonluk, iki grup üyeden oluşan bir cemiyettir. Küçük bir azınlığı oluşturan birinci gruptakiler, ekseriyeti teşkil eden ikinci gruptakileri devamlı aldatırlar!... Onları birer maşa gibi kullanırlar! Böylece bu ikinci gruptakiler de ağabeylerinin teşvikiyle din, vatan, aile gibi mukaddes bilinen şeylere ihanet etmek için adeta yarışırlar!...”

 

Masonluk ve Yahudiler

İşgal altındaki vatanlarından kaçarak yeryüzüne dağılmış, buralardaki zengin milletlerin servetini, altına olan ihtiraslarından dolayı, ele geçirmiş ve bu karakterlerinden ötürü horlanmış, dini inançları yüzünden zulme maruz kalmış olan Yahudi ırkı, içlerinden çıkacağına inandıkları son peygamberin öncülüğünde dünyayı ele geçirme hayalini asla yitirmemiştir. Hal böyle olunca İsrailoğullarının Mason localarını hakim olmasında şaşılacak bir şey yoktur.

Dünyaya dağılan Yahudiler arasında milli birliği devam ettiren taşradaki Yahudi hükümetinin talimatıyla, içinde barındığı milletlere daima muhalefet etmiş olan Yahudi, yabancılara ihanet etmiş ve hedefine ulaşmak için gizli cemiyetleri devamlı kullanmıştır.

“Gizli cemiyetler ve yıkıcı akımlar” adlı eserinde Webster’in tespit ettiği şöyle bir husus vardır: Locaların yıkıcı faaliyetlerde bulunduğu bölgelerde yaşayan Yahudilerin bu tür olaylara karışmadıkları görülmüştü!. Beri yandan locaların bulunmadığı ya da kendilerine görev verilmeyen bölgelerdeki anarşik olayları orada yaşayan Yahudiler üstlenmişlerdir!

Bu taktiğin nedenlerini Webster şöyle izah etmektedir: “İlluminati’nin yaptığı gibi Yahudi mason teşkilatını bir maske gibi kullanmaktadır ve bu yoldan istediği neticeyi alamadığı durumlarda da çalışmalarını alenen yürütmekten çekinmemektedir.”

 

Siyon Liderlerinin Protokolleri

Bu protokoller gerçek mi yoksa düzmece mi olduğu hususunda pek çok tartışma yapılmıştır. Bu eserin mevcut kopyaları Rusya’da yakılmıştır. Londra kütüphanesinde bulunan bir kopyası da inkar edilmiştir. Amerika’da yeni baskısının yapılması da engellenmeye çalışılmıştır.

Bu eser Yahudiler için bir plan teklif etmekte ve dünyayı Yahudi hükümetinin emrine vermek için gerekli olan uygulamaları göstermektedir. Bu plana göre milletlerin ahlâkları bozulmalı, maddi bakımdan Yahudilere muhtaç duruma getirilmeli. Halkın çekmekte olduğu sefalet devamlı işlenerek toplumlar isyana  teşvik edilmelidir. Öyle ki bıçak kemiğe dayansın ve perişan halkın Yahudilerin kollarına atılmaktan başka çareleri kalmasın. Yahudilerin emrindeki komünist ihtilalinde Rus halkına karşı uygulanan mezalimin aynısı bütün insanlara karşı tatbik edilsin.

Protokollerin yayınlandığı andan itibaren Yahudiler ve taraftarları akla gelebilecek tüm olanakları kullanarak eserin Yahudilerle ilgisi olmadığını ispat etmeye çalıştılar. Dünyanın her yerinde yayıncılara baskı yaparak çoğaltılmasını önlediler. Mevcut nüshaların satışını İçişleri Bakanlığını kullanmak suretiyle durdurdular ve asılsız senaryolarla gündemi değiştirdiler.

Necip Fazıl Kısakürek, “Yahudilik-Masonluk-Dönmelik” adlı kitabında “Siyon Hakimlerinin Protokolleri” hakkında şunları yazmaktadır:

“Bu protokoller Yahudi emellerinin iç yüzü, resmi ve aleni bir vesika ifadesiyle 1906 yılına kadar meçhul kaldı. 1906 Ağustosunda, Londra’da British Museum Kütüphanesi’nde birdenbire ele bir kitap geçti. Bu kitap (Küçük içinde büyük - İsâ aleyhtarlığının siyasi imkanları) ismini taşıyordu ve Rusça yazılmıştı. Bunu (Bir Ortodoks’un Notları – 1905) isimli Rusça bir eserin meydana çıkması takip etti. Bu kitap, 1919  İngilizceye çevrilmiş ve (Siyon Hakimlerinin Protokolleri) adıyla basılmıştır. Eser Londra gazetelerin aksetti ve İngiliz basınında fırtınalar kopardı. Bu eserin yayılmasına karşı harikulade gizli teşkilatlar karşı çıktılar ve bu eserlerin yok edilmesine çalışıldı. Bunda bir dereceye kadar da muvaffak olundu. 1943 te bir Türkçe nüshasının basılmış olmasına rağmen, bu nüsha da ortadan kaybedilmiştir.”

Bu protokollerde şuna dikkat etmek gerekir: Milletler nerelerinden vuruluyor, hangi sinir ve ruh merkezlerinden ele geçiriliyor ve nasıl cambazhane hayvanları haline getiriliyor. Bu protokoller cumhuriyetle birlik ve bütünlük davasındaki her milletle ilgilidir. Bundan Türk milletine ait hisseleri de bizzat çıkarabilirsiniz ve bir de bakacaksınız ki tanzimattan beri siyasi, idari, içtimai, iktisadi, edebi, harsî sahalarda birer inkılapçı diye tanıtılan kahramanlardan çoğu hemen hepsi işte bu gizli kuvvetlerin haberli veya habersiz kuklalarından başka bir şey değilmiş.

Protokollerin sayısı 24 ü bulur. Bunlar bir zabıtname olmaktan ziyade dersler ve düsturlar mahiyetindedir. Bunların müellifinin veya müelliflerinin başlıca kaygıları, kesin mücadele hazırlanmış göründüğü vakit, asırlardan beri takip edilen hedefleri ve cihan hakimiyetini elde etmek için seferin son planını 24 ders halinde takrir etmektedir.

(Roje Lambeden) şöyle diyor:

“Yahudiler için kuvvetten başka hak yoktur; hürriyet mezhebi Hıristiyanların dinini de hükümetini de sarsmıştır. Altın, İsrailoğullarının elindedir, onlar bu altın sayesinde, demokratlaşmış devletlerde hükümetlere kumanda eden basına ve bu yoldan efkâra hakim olmuşlardır.

Mason locaları, gösteri ve propagandaları tertip eden Yahudiler tarafından idare edilmektedir. Hıristiyan kavimler bir gün gelecek öyle sarsılacaklar ki, bizim hakimiyetimizde âlemşumul bir hükümet isteyeceklerdir.

İsrailoğullarının yolunu bulup kışkırtacağı hususi harpler ve cihan harbi bu hakimiyeti çabuklaştıracaktır. Yahudi otokrasisi Hıristiyan devletler liberalizmin yerini tutacak, ortada onların dininden başka din kalmayacaktır.

Yahudi alemi gücünü göstermek için, Avrupa kavimlerinden birini katl ve terörle korkutarak esirliği altına alacaktır. Sermaye üzerine artık vergi koymak, devlet istikrazları yapmak, (laik) ahlaksızlaştırmak, Hristiyanları nihayet yıkacak ve bunca zamanlardan beri beklenen saat çalacaktır.

Yahudilerin kralı, yani önsüz kaderin timsali, bütün alem üzerine hükümran olacaktır.”

Yukarıda ifadeler protokollerden çıkan mananın özünü anlatmaktadır.

Gizli Siyon Protokolleri bir son vesika ile nihayetlenmektedir. Bir hahamın, bir hahambaşının mezarında söylediği nutuktan ibaret olan bu vesika, Yahudi ve Mason ruhunun sadık bir aynasıdır.

1869 senesinde, Prag’da, Hahambaşı (Simeon Ben Yehuda)’nin mezarı başında bir nutuk söylemişti. Bu nutkun metninin bir kısmını aşağıda yazıyoruz:

“Biz İsrail hakimleri, Allah’ın bize vaat ettiği dünya hakimiyetine doğru kaydettiğimiz terakkiyi ve Hıristiyanlara karşı kazandığımız zaferleri gözden geçirmek üzere, her yüz senede bir, şûra halinde toplanmayı itiyat edinmişizdir.

Bu sene, bizim muhterem (Simeon Ben Yehuda) nın mezarı başında toplanan bizler, geçen asrın bizi hedefimize yaklaştırdığını ve ona ulaşmamızın çok yakın olduğunu iftihar ile temin edebiliriz.

Altın her zaman mukavemet edilemez bir kudrettir. Hep öyle kalacaktır. Mütehassıs ellerin kullandığı altın, ona sahip olanlar için en faydalı bir manivela olacak ve ondan mahrum kalanları imrendirecektir. Altınla müstakil vicdanlar satın alınır, kıymetlerin bedelleri, bütün mahsullerin rayiçleri tespit olunur; aktedecekleri istikrazlar temin edilmek suretiyle, devletlere tahakküm edilir.

Başlıca bankalar, bütün dünyanın borsaları, bütün hükümetlerin kredileri bugün elimizde bulunuyor.

Büyük kuvvetlerden biri de basındır. Basın, istenilen herhangi bir fikri tekrar ede ede nihayet doğruymuş gibi kabul ettirir.

Tiyatrolar da buna benzer hizmetler görür. Her tarafta matbuat ve tiyatrolar bizim direktiflerimize mutavaat ederler.

Demokrat rejimi durmadan övmek suretiyle, Hıristiyanları siyasi partilere ayıracak, milli birliklerini yok edecek, aralarına nifak sokacağız. Onlar nihayet âciz kalacaklar ve daima müttehit ve davamıza sadık olan bankamızın kanununa boyun edeceklerdir.

…

Bu suretle, Hıristiyanların bizzat kendilerine yaptıracağımız ihtilalleri hazırlayacağız ve bu ihtilallerin semerelerini biz devşireceğiz.

İstihzalarımızla, hücumlarımızla papazları evvelce gülünç, sonra da iğrenç bir hale getireceğiz; dinlerini de o kadar gülünç ve o kadar iğrenç bir kılığa sokacağız. Çünkü bizim dinimize, ibadetimize sıkı bağlılığımız, onlara üstünlüğümüzü, ruhlarımızın üstünlüğünü ispat edecektir.

Bütün ehemmiyetli sahalara adamlarımızı yerleştirmiş bulunuyoruz. Musevi olmayanlara avukat ve doktor tedarikine çalışalım! Avukatlar bütün esrara vakıftırlar. Doktorlar, bir eve girdiler mi, artık onlar o evin sırdaşları ve vicdanların güdücüleri olurlar.

Fakat bilhassa tedrisatı istismar edelim; böylelikle bize faydalı olan fikirleri neşretmiş ve dimağları istediğimiz kalıba dökmüş oluruz.

Eğer bizimkilerden herhangi biri, adaletin pençesine düşmek bedbahtlığına uğrarsa yardımına koşalım. Ve onu hakimlerin - bizzat kendimiz hakim olmamıza intizaren - elinden kurtarabilecek kadar şahit bulalım.

…

Muhakkar ve mazlum İsrailoğulları asırlardan beri iktidara doğru bir yol almaya çalışmıştır. Artık hedefe ermek üzeredirler. Şimdi onlar melun Hıristiyanların iktisadi hayatlarını kontrolleri altına almış siyaset ve örf üzerinde büyük tesirler gösterecek hale gelmişlerdir.

Önceden muayyen ve matlup bir anda, Hıristiyanların bütün sınıflarını yıkıp bize esir edecek ihtilâli koparacağız. Çünkü Allah’ın kavmine vadi, böylelikle yerine getirilmiş olacaktır.”

 

Masonluğun Yasaklanması

Bazı devletler masonluğun kendileri için bir tehdit oluşturduğunu söyleyerek bu teşkilatı yasaklamışlardır. Bu teşkilata karşı yaptırım uygulayanların öncüleri Protestan devletleridir. Masonluğun kapatıldığı ülkeler şunlardır: 1735’te Hollanda, 1738’de İsviçre ve Cenevre, 1740’ta Zürih, 1745’de Bern, 1738’de İspanya, Portekiz ve İtalya, 1794’te Bavarya, 1795’te Avusturya, 1813’te Baden, 1811’de Rusya.

1847 tarihinden itibaren Baden’da, 1850’de Bavarya’da, 1868’de Macaristan ve İspanya’da masonluk faaliyetlerine yeniden müsaade edilmiştir. Prusya hükümeti sıkı güvenlik kontrolü altında bulunan üç eski mason locasının haricinde kalan bütün locaları kapatmıştır. 1798 tarihli bir parlamento kararıyla İngiliz hükümeti, isyan ve ihtilal çıkarmak için kurulmuş olan cemiyetlerin en etkili biçimde cezalandırılmaları, ihtilal ve ihanet içeren eylemlerin yasaklanmasını öngören kanunu yürürlüğe koymuştur. Sadece kraliyet hanedanının mensubu bulunduğu eski localar yeni kanunlardan etkilenmemiştir. (Katolik Ansiklopedisi, 786)

Masonluk teşkilatına girip te sonradan ayrılan meşhur insanların bazıları şunlardır:

Kont Haugwits, Copin Albencelli, Lessing, Gothe, Herder. Bunların Alman localarınızda şahit oldukları olaylardan fevkalade müteessir olduklarını, Lessing’in localarda dönen dolaplardan nefret ettiğini, Gothe  oralardaki çalışmaların gülünç ve ahlaksız olduğunu söylemiş ve Herder de meşhur filozof Heine’ye şu satırları yazmıştır:

“Locaların içinde ve onun en gizli kısımlarında edindiğim tecrübeler bende gizli cemiyetlere karşı beşeri bir nefret doğurmuştur. Nazarımda masonluk iblisin (şeytan) ta kendisidir. Israrla tekrarlanan komplo ve ihanetlerin perde arkasında hakim olan kudret kabala ruhudur.” (Katolik Ansiklopedisi, 316)

Iqueique’li meşhur bir mason şunları söylemektedir: “Mason teşkilatına iki çeşit insan girmektedir: Birincisi kurnaz, yüzsüz ve kültürsüz menfaatçiler; ikincisi her zaman soyulan kültürlü ve vicdanlı kimselerdir!”

Eski Şili kardinaline göre, Don Benico Alames, don Juan de Dios, Amiral Isatorre gibi sosyal ve politik hayatta ün yapmış, teşkilatın en yüksek kademelerine ulaşmış pek çok kimse hayatlarının son zamanlarında vicdan azabı çekmişler, tövbekar olmuşlar ve tekrar dine dönmüşlerdir.

Ölümün hatırlanmadığı ve nefsin tutsaklığında geçen gençlik yıllarında masonluğa girmek kişiyi pek korkutmamaktadır. Hayatının olgunluk dönemlerinde ise olayların değerlendirilmesi daha şuurlu ve objektif olmakta, unutulmuş gibi görünen mezarın yakınlarda olduğu hissedilmekte ve o güne kadar düşman gibi görülen dinin kucağına aynı insanlar kendilerini atmaktadırlar. Çünkü, imandan mahrum bırakılan ruh, paçavra gibi etrafa saçılmaktan duyduğu ızdırapları ancak Rabbine dönmekle dindirebilmektedir.

 

Sonuç

Yahudiler Kenan ilinde (bugünkü Filistin) uzun süre yaşadıktan sonra, buradan dünyanın dört bir yanına yayılmışlardır. Bu onların kendi elleriyle kazandıklarının sonucudur. Çünkü Yahudiler Kenan’da Tevrat’ın hükümlerine karşı gelmişler ve putperestliğe dönmüşlerdir. Kur’an’ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Daha sonra onları, parçalanmış topluluklar halinde yeryüzüne dağıttık. İçlerinde iyileri de vardı kötüleri de. Onları, belki doğru yola dönerler diye kimi zaman çeşitli nimet ve güzellikler bahşederek bazen de belâ ve musibetler vererek sürekli imtihan ettik.” (Araf, 7/168)

Yahudiler kendi aralarında da bölünmüşler ve birbirlerine düşmandırlar. İkinci Dünya harbinde Yahudi olan Adolf Hitler’in 6 milyon Yahudi’yi öldürmesi bunun sonucudur. Yahudi olan Üzeyr Garih’in Mossad ajanları tarafından öldürülmesi de böyledir. Yahudiler arasında kıyamete kadar düşmanlığın var olacağını aşağıdaki ayet haber vermektedir:

“...Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır… Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.” (Maide, 5/64)

Ancak Yahudilerin bu yabancı ülkelerde yaşamaları zor olmuş, dışlanmışlar ve başka yerlere sürülmüşlerdir. Buna karşı Yahudiler, bu olumsuzlukların çaresi olarak zengin olmak gerektiği kararına varmışlar ve bu amaçlarını gerçekleştirmek için gittikleri ülkelerde faiz ve tefecilikle büyük servetler kazanmışlardır.  Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın faizi yasaklamış olması Yahudilerin bu illegal yoldan para kazanmalarını kolaylaştırmıştır. İnsanlar yasa dışı olan Yahudi bankerlerin tefecilik yapmasına göz yummuş ve buradan kâr elde etme peşinde olmuşlardır. Bu durumu iyi değerlendiren Yahudiler, halkın ve yöneticilerin paraya karşı olan zafiyetini kullanarak büyük servetler elde etmişlerdir.

Ellerinde büyük bir servet bulunan Yahudiler tekrar eski ülkeleri olan Filistin’e dönüp orada bir devlet kurmaları fikrini ortaya atarak, bu fikir etrafında bütün Yahudileri birleştirmeye çalışmışlardır. Ancak bu isteklerine diğer ülkelerin karşı çıkacaklarını bildiklerinden, diğer ülkelerin yönetimlerinin kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için gizli teşkilatlar kurmuşlardır. Bunlar Masonluk ve İlluminati’dir.

Masonluk ile ilgili bilgileri son üç makalemizde anlattık. İlluminati ile ilgili bilgilerimizi de “İlluminati (1.Bölüm)” ve “İlluminati (2.Bölüm)” adlı makalelerimizde açıkladık. Yahudilik bu iki gizli örgütle, birçok ülkenin yönetimini ele geçirmek için insanların dini inanışlarını yozlaştıran, aile yapısını çökerten, eş cinselliği teşvik eden birçok propagandalar yapmaktadır. Bu propagandalar medya yoluyla yapılmakta ve yöneticiler de bunlara ses çıkartmamaktadırlar.

Yahudiler bu faaliyetlerini, masonların eliyle üç asırdır sürdürmektedirler. Bu faaliyetleri onlara göre büyük çapta başarılı olmuştur. Bunun sonunda 1948 yılında Filistin’de İsrail devleti kurulmuştur. Ancak Yahudiler bu devletle yetinmek istememişlerdir. Onlar, kendilerine vaat edilen büyük İsrail devletini kurmayı hedeflemektedirler. Bazı gözlemcilere göre İsrail 2030 yılına kadar bu hedefe ulaşmak niyetindedir. Ortaya atılan Büyük Orta Doğu Projesi bu amaçlıdır.

Yahudiler bu yönde bazı adımlar atmışlardır. Irak ve Suriye’de bazı bölgeleri ele geçirmişlerdir. Ancak Türkiye ve İran’da da bazı toprakları ele geçirmeleri gerekmektedir. Bunun için hazırlıklar yapılmaktadır. Türkiye ve İran’da Kürdistan devletlerinin kurulmasını istenmesinin sebebi budur. Türkiye’de bu hedef için yapılan iki tane eylem başarısız olmuştur. Şimdi üçüncü bir eylemle, özellikle ülkemizde bulunan Suriyeli ve Afganlı göçmenleri kullanarak, ülkemizde bir bağımsız Kürdistan bölgesi kurmayı hedeflemektedirler. Bu konu birçok kişi tarafından medyada dile getirilmiştir.

İsrail için bir sorun da, Suriye’de bulunan Rus güçleridir. Bu bölgeden onların çıkarılması planları yapılmaktadır. Bu planın özünde, Rusya’yı Suriye’den çıkmasına mecbur bırakacak bir ortamın hazırlanmasıdır. Bunun için Rusya’nın askeri ve ekonomik güç olarak zayıflatılması düşünülmektedir. Ukrayna - Rusya savaşının da bu amaç için çıkarılmış olması pek ala mümkündür.

Ancak bu türlü girişimler daima istenildiği gibi kolay olmaz ve birçok akla gelmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu çok bilinmeyenli bir denklemdir. Çözümü için birçok kısıtlama koşulları vardır. Bu kısıtlama koşullarının hepsinin birden gerçekleşmesi kolay olmaz.

İsrail’in kendilerine vaad edildiğini düşündükleri Büyük İsrail Devleti Projesini gerçekleştirmek için başvurduğu yol, sonunda Üçüncü Dünya Harbi’ne neden olabilir. Bu da İsrail’in planlarını istedikleri gibi uygulanmasını mümkün kılmayabilir. Hatta bu proje kendilerinin yok olmasına bile neden olabilir.

Bugün bütün uzmanlar bu konuda yorumlar yapmakta ve fikirler ileri sürmektedirler. Biz bu tartışmaların yerine kendi bakış açımız olan tasavvuf yoluyla bazı şeyler söyleyebiliriz. İnsanların dünya üzerinde Allah’ın emir ve yasaklarına uymaması nedeniyle, kendilerinin başına birçok belanın ve felaketin geleceği ayetlerde bildirilmiştir:

“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder.” (Şurâ, 42/30)

“Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye, insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar Hakk’a dönerler.” (Rum, 30/41)

Bu ayetlere göre Allah Teâlâ insanları harpler, kıtlıklar ve felaketlerle cezalandıracaktır. Bu cezalardan biri de Üçüncü Dünya Harbi olabilir. Çünkü insanlar dünya menfaati için birbirlerini öldürmekten tarih boyunca çekinmemiştir. Bundan sonra da çekinmeyecektir.

Yahudilerin kendilerine vaad edilen toprakları ve dünyaya hakim olmayı ele geçirmek için her şeyi göze aldığı görülmektedir. Bunun sonunda insanların birbirleriyle savaşmaları çok doğaldır. Kimse kendi topraklarını başkalarının egemenliğine verilmesini kolay kolay hazmedemez. Bunun sonu çatışma ve harptir.

Tarihten biliyoruz ki, Yahudiler dünyada birçok ihtilaller, terör ve savaşlar tertip etmişlerdir. Bunların en bariz olanları 1789 yılındaki Fransız ihtilâli ve 1917 yılındaki Rus Bolşevik devrimidir. Birinci ve İkinci Dünya Harplerinin de masonların çıkardığını bugün için bilinmektedir.  Yahudiler bu yolda, devletlerin yönetimlerini ele geçirmek ve oralarda kendilerine karşı olanları etkisiz hale getirmek için çok paralar harcayarak insanları satın almışlardır. Yahudilerin bu stratejisi bugün de devam etmektedir. Birçok ülkede masonlar devlet yönetimine sızmışlar ve ülkelerin ekonomik dinamiklerini ele geçirmişlerdir. Böylece bu ülkeleri kendi amaçları uğruna kullanabilmektedirler. Yahudiler, kendi amaçlarına yönelik olarak yaptıkları eylemlerin karşısında olan güçleri çeşitli iftira ve yaftalamakla saf dışı bırakmaya çalışmaktadırlar. Bunun için toplumların dinini, kültürünü, sosyal ve aile yapılarını dejenere etmek için çeşitli eylemler masonların eliyle yapılmaktadır. Bu nedenle birçok İslam ülkesinde batı kültürünün üstünlüğü iddia edilerek, batı tarzı yaşam buradaki insanlara empoze edilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde de Tanzimattan itibaren bu faaliyetler gittikçe artarak devam etmiştir. Zinayı, fuhşu özendirici, insanları lükse ve israfa alıştıran propagandalar devamlı medya yoluyla yapılmaktadır.

Üçüncü dünya harbinin nasıl sonuçlanacağını kimse tahmin edemez. Ancak bizim Sufi abilerimizden aldığımız bilgiler ayet ve hadislerle uyum halindedir. Sufilerin keşif bilgilerine göre 2040 yılında Üçüncü Dünya Harbi çıkacak ve bu harbin sonunda Türkiye’de İslam devleti kurulacaktır. Bu devlet Orta Doğu’daki İsrail devletiyle savaşarak onu ortadan kaldıracaktır. Üçüncü Dünya Harbinde Siyonist emperyalizmin zayıflayacağını muhakkaktır. Bu durum diğer İslam ülkelerinin güçlenmesini sağlayacaktır. Bu İslam ülkeleri de İsrail’in ve dünyadaki Siyonist emperyalizmin ortadan kalkmasına çalışacaktır. Bu süreç 20 yıl sürecek ve sonunda Siyonizm’in Küresel Emperyalizmi sona erecektir. Böylece 2060 yılında bütün dünyada tek güç İslam olacaktır.

Bu süreçle ilgili ayet ve hadisler “Ayet ve Hadislerde Yahudilik (1.Bölüm)” ve “Ayet ve Hadislerde Yahudilik (2.Bölüm)” adlı makalelerimizde anlatılmıştır. Allah Teâlâ’nın gücü her şeye yeter. O nasıl isterse her şey o şekilde olur. Biz, Allah Teâlâ’nın Müslümanlara yardım etmesini ve Müslümanların İslam düşmanlarına galip gelmesini sağlamasını diliyoruz ve dua ediyoruz.

“Kim Allah’ı, O’nun Resulünü ve müminleri dost edinirse, (iyi bilsin ki) Allah’tan yana olanlar mutlaka galip geleceklerdir.” (Maide, 5/56)

“Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah’a güvenip dayansınlar.” (Al-i İmran, 3/160)

“Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin yardımcısıdır. İnkar edenlerin ise yardımcısı yoktur.” (Muhammed, 47/11)

 

Kaynaklar

“Anti-Semitizm”, Eva Groepler, Belge Yayınları, İstanbul, 1999

“Hak Dini Kur'an Dili”, Elmalılı Hamdi Yazır, Eser Kitabevi, İstanbul, 1976

“İlluminati”, Turgut Gürsan, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2017

“İlluminati, Aydınlığın ve Karanlığın Savaşı”, Kursad Berkkan, Etfalya Kitap, İstanbul, 2017

“İlluminati Deşifresi”, Hakan Yılmaz Çebi, Çınaraltı Yayınları, İstanbul, 2020

 “İlluminati'nin Dünya Devrimleri”, Nesta Webster, Bilgi Karınca, İstanbul, 2015

“İlluminati Entrika Çemberi”, Texe Marrs, Timaş Yayınları, İstanbul, 2020

“İlluminati, Kozmik Sırlar”, Ali Kuzu, Etfalya Kitap, İstanbul, 2020

 “İlluminati Türkiye Bağlantıları”, Faik Kurtulan, Ozan Yayınları, İstanbul, 2018

“İslam Aleminde Masonluk”, O. Koloğlu, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2019

“İsrâil (Benî İsrail)”, TDV İslam ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr

“İsrailoğulları”, Vikipedi, https://tr.m.wikipedia.org

“Kaos”, M. Güldağı, Lopus Yayınları, İstanbul, 2019

“Kur'an-ı Kerim'de Yahudilik ve İsrailoğulları” Risale-i Nur Enstitüsü, https: www.risaleinurenstitusu.org

“Kur'an'da Yahudilik ve İsrailoğulları”, Servet Zeyrek, Bir Yayıncılık, İstanbul, 2017

“Masonluk”, C.Y. Rogriguez, Etkin Kitaplar, İstanbul, 2017

“Masonluğun Gizli Dili”, H.Y. Çebi, Çınaraltı Yayınları, İstanbul, 2021

“Rûhu’l Beyân Tefsiri”, İsmail Hakkı Bursevî, Damla Yayınevi, İstanbul, 2010

“Sahîh-i Buhârî”, İmam Buhârî, Polen Yayınları, İstanbul, 2008

“Sahîh-i Müslim”, İmam Müslim, İrfan Yayıncılık, İstanbul, 2003

“Siyonizm’in Dosyası”, R. Garaudy, Pınar Yayınları, İstanbul, 2021

“Siyon Liderlerinin Protokolleri”, Victor E. Marsden, Etkin Kitaplar, İstanbul, 2015

“Siyonizm’in ve Yahudiliğin Gizli Tarihi”, İ. Çorbacı, Çınaraltı Yayın, İstanbul, 2020

“The Catholic Encyclopedia”, C.G. Herbermann, Forgotten Books, London, 1907, 1912, 1914, 2017

“Üst Akıl İlluminati”, Cihangir Gener, Hermes Yayınları, İstanbul, 2021

“Yahudilik-Masonluk-Dönmelik”, N.F. Kısakürek, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 2019

“Yahudilik”, TDV İslam Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr

“Yahudilik”, Vikipedi, https://tr.m.wikipedia.org

“Yahudiler ve Yahudilik ile ilgili 40 Soru, 40 Cevap” Türk Yahudi Toplumu, https://turkyahudileri.com

 

Yorum ve Eleştirileriniz için: oryanmh@gmail.com

Ana Sayfa        Makaleler

Masonluk (3. Bölüm)

Yayınlama Tarihi : 09.09.2023