Allah Teâlâ ayların içinden Ramazan ayını seçmiş ve onu kendi adıyla nitelendirmiştir. Çünkü Ramazan Allah'ın isimlerinden biridir. Bu isim es-Samed ismi ile aynı anlama gelir. Abdülkadir Geylani Hazretlerine göre Ramazan kelimesi Arapçada 5 harftir: (R) Allah Teâlâ'nın Rıdvanına, (M) muhabbetine, (D)  korumasına ve kefaletine, (İ)) ülfetine, (N) da nuruna işaret eder.

Bağavi’nin ileri sürdüğüne göre, “Ramazan” kelime olarak “Remza” kökünden türemiş bir isimdir ve kızgın taş mânâsına gelir. Araplar, aylara isim verdikleri zaman, oruç ayı şiddetli sıcaklara rastladığı için adına “Ramazan” kondu. Başka bir görüşe göre yakıcı mânâsına gelen Ramazan, bu ayın günahları eritmeye vesile olması yönünden oruç ayına isim olarak takıldı.

Caferi Sadık (ra) babasından bildirdiği şu hadise göre, Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: “Siz Ramazan demeyin. Belki Allah Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'de şehr kelimesi ile bağlayarak buyurduğu gibi, siz de Şehr-i Ramazan (Ramazan ayı) deyiniz.”

Bazıları, Ramazan Ayı'na Ramazan denmesi, Ramazan'ın günahları yok etmesi ve yakmasından ötürüdür ve bunu Resulallah (sav)  böyle bildirmiştir dediler. Bazıları kum ve taşların güneşin sıcaklığında kızdığı gibi, ahiret işlerini düşünmekten ve konuşmalardan da müminlerin kalplerinde hararet meydana getirir dediler. Bazılarına göre Ramazan sonbaharda yağan yağmur mânâsına olan “rameda” kelimesindendir. Bu aya Ramazan denmesi, bu ayın beden ve kalpleri günahlardan temizleyerek pâk eylemesi sebebiyledir.

 

Ramazan Ayının Fazileti

Şehr-i Ramazan evliya ve ebrar için keramettir. Bazılarına göre Şehr-i Ramazan sadırdaki kalp, insanlar arasında peygamber, şehirler içinde Harem-i Şerif gibidir. Deccal'in Harem-i Şerife girmesi yasaktır. Ramazan-ı Şerif'te de şeytanlar tutukludur. Peygamberler mücrimlere şefaatçi olduğu gibi, Şehr-i Ramazan da oruçlulara şefaatçidir.  Kalp marifet nuru ve imanla süslü olduğu gibi, Şehr-i Ramazan da Kur'an-ı Kerim okumanın nuru ile süslenmiştir. Şehr-i Ramazan’da mağfireti kazanmayan diğer ayların hangisinde mağfiret olunur? Bunun için kul tövbe kapıları kapanmadan tövbe etmeli, Hakk’a inabe ve dönme zamanı geçmeden inabe etmeli ve dönmelidir. Ağlama ve ahetme zamanı geçmeden ağlamalı, Allah korkusu ile gözyaşı dökmelidir.

Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: “Benim ümmetim Şehr-i Ramazan’da gündüzleri oruçlu, geceleri ibadetle geçirdikleri müddetçe rüsva olmazlar.” Peygamberimizin bu sözü üzerine bir kimse, “Ya Resulallah! Onlar ne zaman zararda ve rüsva olurlar?” diye sordu. Buna Peygamberimiz şöyle cevap verdi: “Bir kimse Ramazan'da haram olunduğu şeyi yese, yahut şarap içse yahut zina etse onun Ramazan'ı kabul edilmez. O kimse Ramazan ile gelecek Ramazan arasında vefat ederse, Allah Teâlâ'nın katında sevabı yoktur.”

Ramazan ayının faziletlerini bildiren birçok hadis vardır. Bunlardan bazıları şöyledir: “Ramazan'ın ilk gecesi girince bir ay boyunca bir tanesi bile kapanmamak üzere bütün Cennet kapıları açılır ve Allah'ın emri uyarınca şöyle seslenilir: Ey hayır arayıcısı! Gel hey kötülükte ileri giden! Kendine gel! Günahlarının affedilmesini dileyen yok mu ki günahları affedilsin; bir isteği olan yok mu ki dileği yerine getirilsin; tövbe eden yok mu ki tövbesi kabul olunsun. Bu davet tan yeri ağarana kadar devam eder. Allah her bayram gecesi bir milyon kişiyi cehennemden azat eder.”

Selman el Farisi (ra) buyuruyor ki: “Şaban ayının son günü Peygamberimiz bize hitap ederek şöyle buyurdu: Ey insanlar! Sizi büyük bir ay gölgesi altına almak üzeredir. İçinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi vardır. Allah o ay içinde oruç tutmayı farz ve geceleri ibadetle geçirmeyi nafile kılmıştır. Kim bu ayda bir hayır işlerse, başka zamanda bir farzı yerine getiren gibidir. Bu ayda bir farzı yerine getirirse başka zamanlarda yetmiş farz yerine getiren gibidir. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın mükafatı ise cennettir. Bu ay yardım ayıdır. İçinde müminin rızkının arttığı bir aydır. Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettirirse, bir köle azad etmiş gibi sevap kazanır ve günahları bağışlanır.” Selman el Farisi buyurur ki, “Bu sırada; Ya Resulallah! hepimizin oruçluyu iftar ettirmede varlığı yetmez, dedik. Peygamberimiz sözlerine şöyle devam buyurdu: Allah o sevabı, oruçluyu bir yudum süt, bir içim su ve bir hurma ile iftar ettirene de verir. Kim oruçlunun karnını doyurursa bu onun günahlarının bağışlanmasını sağlar. Allah ona benim Havz’ımdan bir kere içirir de artık hiç susamaz olur. Ayrıca oruçlunun mükafatından hiçbir şey eksilmeksizin onunki kadar sevap kazanır.”

Başka bir hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor:

“Bu ayın başı rahmet, ortası bağış ve sonu cehennemden kurtuluştur. Kim bu ayda kölesinin işini hafifletirse Allah onu cehennemden azad eder. Bu ay içinde dört şeyi çokça yapın. İkisi ile Rabbinizin rızasını kazanırsınız. Diğer ikisi de sizin için kaçınılmaz ve ihmal edilmez ihtiyaçlardır. Rabbimizin hoşnutluğunu kazandıran iki şey: Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmek ve O’na istiğfar etmektir. Sizin için kaçınılmaz ve ihmal edilmez olan diğer iki şey de Rabbinizden cennet istemeniz ve sizi cehennemden korumasını dilemenizdir.”

Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Kim inanarak ve önemini anlayarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: İnsanoğlunun oruç hariç her ameli kendisi içindir. O sırf benim içindir ve mükafatını da yalnız ben veririm.”

Başka bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Ümmetime Ramazan ayında, daha önceki ümmetlere verilmeyen 5 özellik verilmiştir:

1) Allah katında oruçlunun ağız kokusu miskten daha hoştur,

2) İftar anına kadar melekler onlar için istiğfar eder,

3) O ayda şeytanların elebaşları tutuklanır,

4) Yüce Allah her gün “salih kullarımın kötülük ve sıkıntıdan kurtulmaları yakındır” buyurarak, her gün cenneti süsler,

5) O ayın son gecesinde günahlar affedilir. Sahabiler, “Ya Resulallah! O gece Kadir gecesi midir?” diye sordular. Peygamberimiz (sav) onlara şu cevabı verdi: “Hayır, fakat her iyi amel işleyenin ameli bitince mükafatı verilir.”

Ramazan ayının diğer aylardan üstünlüğü güneş aylarında değil kameri aylardadır. Ramazan ayı güneş yılının her ayına denk gelebilir. Ramazan'ın bir güneş ayında bulunması dönerken kendisine ilişen geçici bir durumdur.

Ramazan ayında nafile namaz kılmak Ramazan'ın Allah'ın isimlerinden biri olması nedeniyledir. Bu nedenle bu ayda teravih namazı kılınır. Arif bu mübarek aya tahsis edilmiş isme hürmet için teravih namazı kılar. Arif teravih kılarken bunu düşünür. Ramazan Allah'ın bir ismi olması dolayısıyla el Melik'in zikrini yapmak farzdır. Bu nedenle Allah Teâlâ aşağıdaki ayeti buyurmaktadır:

“Öyle bir gün ki insanlar o gün Rablerinin huzurunda divan duracaklar.” (Mutaffifin, 83/6)

İbn Arabi Hazretleri, Fütûhâtı Mekkiyye adlı kitabında şunları ifade etmektedir:

 “Ramazan içindeki durumun, “namazı kendimle kulum arasında böldüm, yarısı benim yarısı kulumundur” ifadesinde belirtildiği gibi namazdaki durumun gibidir. Allah Ramazan'ı da kulu ile kendisi arasında ikiye bölmüştür. Yarısı Allah'a aittir. Bu durum “oruç benim içindir” ifadesinde sözü edilen gündüzdür. Diğer yarım ise kula aittir. O da oruç yasağının kalktığı gece vaktidir.

Hz. Peygamber (sav) şöyle der: namaz nurdur, oruç aydınlıktır. Aydınlık nur demektir. “Allah güneşi ziya yapmıştır” (Yunus, 10/5) buyurduğu gibi başka bir ayette “Güneşi bir lamba (sirac) yapmıştır.” (Nuh, 71/16) der. Aradaki bu benzerlik nedeniyle Ramazan gecesinde namaz kılmak gerekmiştir. Kul ile Allah arasında gerçekleşen bölünme ve her ikisinin de ışık olması, oruç ile namaz arasındaki ilişki nedeniyle teşvik edilmiştir. Namazıyla birlikte orucun gecesi, orucu ile birlikte gündüz gibidir. Böylece gündüz vasıtasıyla onunla birleşir, gece ile ise O birlenir.”

Namaz kılanın Ramazan ayında kıldığı namazındaki niteliği, bu ismin ve zamanın üstünlüğü nedeniyle en üstün niteliklerdir. Allah farz namazın dışında kulun gece namaz kılmasını, gündüz oruç tutmasının yerine koymuştur. Bu durum kuluna dönük bir rahmet ve hafifletmektir. Hz. Peygamber (sav) farz kılınmasın diye teravihi sahabesine kıldırmaktan çekinmişti. Teravih onlara farz kılınmış saydı, ona sevap gösteremez ve gerektiği gibi ona güç yetiremezlerdi. (Farz olsaydı) teravih namazını kılma direnci gösterenler ise genellikle onu kötü ve eksik bir şekilde kılardı. Allah'ı namazda çok az zikreder, rüku ve secdeyi tam yapmazlar, ayetleri düzgün bir şekilde okumazlardı.

Ramazan-ı Şerif'in ilk gecesinde cennet ve gök kapıları açılıp, son gecesine kadar kapanmaz. Ehl-i sünnet ve cemaatten Ramazan gecelerinde namaz kılan kimsenin her secdesi için Allah Teâlâ 1700 sevap yazar ve onun için cennette kırmızı yakuttan bir ev yaptırır. O evin bir kapısı ve her kapıda kırmızı yakutla süslenmiş altından iki kanat vardır. Ramazanın ilk günü oruç tuttuğunda Allah Teâlâ Ramazan'ın son gününe kadar onun günahlarını mağfiret eder.

Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet edildiğine göre bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Ramazan'ın ilk gecesi olduğunda Allah Teâlâ insanlara nazar eder. Allah Teâlâ bir kuluna nazar edince ona ebedi azab etmez. Allah Teâlâ Ramazan-ı Şerif'in her gününde milyonlarca insanı cehennemden azad eder.”

Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

“Cennet her sene Şehr-i Ramazan’ın gelişi ile süslenir. Ramazan'ın ilk gecesi olunca arşın altında Mesîre adlı bir rüzgar esip cennet ağaçlarının dallarını, budaklarını, kapılarının halkalarını sallar. Dinleyenlerin hiç duymadıkları güzel sesler onlardan duyulur. Bu halde hûr-i ayn süslenip cennetin yüksek yerinde durup, “bizi Allah Teâlâ'dan isteyecek kimse nerededir, bizi alsın” diye seslenirler. Sonra Cennet meleklerinin büyüğü olan Rıdvan'a, bu gece hangi gecedir, derler. Rıdvan, ey  hayrât-ı hisân bu gece Şehr-i Ramazan'ın ilk gecesidir, Muhammed (sav) ümmetinden oruç tutanlara cennet kapıları açılır, diye cevap verir.”

 

Kadir Gecesinin Fazileti

“Biz Kur'an'ı Kadir Gecesi'nde indirdik. Kadir Gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh, o gece Rablerinin izniyle her iş için inerler. O gece tan yeri ağarıncaya kadar süren bir selamettir.” (Kadir, 97/1-5)
Allah Teâlâ, Kadir suresini Kadir gecesi hakkında indirmiştir. “
Biz onu indirdik” ayetindeki “onu” zamiri Kur'an'ı göstermektedir. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'i Kadir gecesinde Levh-i Mahfuz’dan dünya göğündeki Sefere ve Ketebe meleklerine indirdi. Bazı tefsirlere göre, Cebrail Aleyhisselam bir senenin Kadir gecesinden, gelecek Ramazan’ın Kadir gecesine kadar, Allah Teâlâ'nın izniyle Hz. Muhammed (sav)'e Kur'an-ı Kerim'den indireceği miktarı Kadir gecesinde Levh-i Mahfuz’dan dünya göğüne indirdi. Böylece Kur'an-ı Kerim'in hepsi Şehr-i Ramazan'ın Kadir gecesinde dünya göğüne indirilmiş oldu.

 İbn Abbas (ra) ve diğerleri “Biz onu Kadir gecesinde indirdik” ayet-i kerimesini, “Allah Teâlâ, Ben Cebrail'i bu kıymetli sure ve bütün Kur'an'la Kadir gecesinde Sefere ve Ketebe adındaki meleklere indirdim” şeklinde tefsir etmişlerdir. Sonra 23 senenin diğer ay gün ve gecelerinde, olaylar ve hükümlerin gerektirdiği şekilde, peyderpey ve zaman zaman Resulallah'a indirilmiştir.

“Kadir gecesinde” kelamını bazıları “azametli gecede” şeklinde, bazıları da “hikem gecesinde” şeklinde tefsir eylemişlerdir. Yani Allah Teâlâ, “Ben Kur'an-ı Kerim'i kadr ve şanı azîm (büyük), hikmetleri hâvi Kadir gecesinde indirdim” buyuruyor. Kadir gecesine Kadir denmesi, kadr ve şânına tazim ve hürmet sebebiyledir. Zira Allah Teâlâ Kadir gecesinde, gelecek yılın Kadir gecesine kadar meydana gelecek her çeşit şeyi bildirir.

Sonra Allah Teâlâ: “Ey Muhammed! Kadir gecesinin faziletini sana hangi şey bildirdi?” Yahut “Ey Muhammed! Eğer Allah Teâlâ sana Kadir gecesinin azametini ve Kur'an-ı Kerim'de olan şeyi bildirmemiş olsaydı, sen onu anlayamaz ve ona muttali olamazdın. Lakin Allah Teâlâ Kadir gecesinin azametini ve Kur'an-ı Kerim'de olan hikmetlerini sana bildirdi” demiştir. Kadir gecesini, muazzam ve hikmetler gecesi şeklinde tefsir eylemişlerdir. Bazılarına göre de, Kadir gecesi o mübarek gecedir ki, Allah Teâlâ onu Duhan suresinin 4. ayetinde bildirmektedir.

“O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır.” (Duhan, 44/4)

Sonra Allah Teâlâ, “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” buyuruyor. Yani Kadir gecesindeki amelin kendisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı olduğunu beyan eylemiştir. Bildirildiğine göre Ashab-ı Kiram Allah Teâlâ'nın “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” ayet-i kerimesinin inmesi kadar bir başka şeye sevinmemişlerdir.

Ayet-i kerimenin devamında “Melekler ve ruh inerler”, yani güneşin batışından tan yeri ağarıncaya kadar melekler inerler buyuruldu. Yani Cebrail Aleyhisselam da iner. Dahhâk, İbn Abbas'tan bildirir ki, “Ruh insan şeklinde, büyük yaratılışlıdır. Ruh öyle bir melektir ki, kıyamet günü meleklerle beraber yalnız başına bir saf olarak durur.” Mukatil (ra) “Ruh, Allah Teâlâ'nın katında meleklerin en şereflisidir” dedi.

“O gecede melekler ve ruh Rablerinin emri ile inerler, her hayırlı iş için” buyuruldu. Sonra “Kadir gecesi selam ve selamettir” buyuruldu. “Tan yeri ağarıncaya kadar” la bitiriyor. O gece hastalık falcılık olmaz. Bazıları selamdan murat, meleklerin yeryüzündeki müminlere selam vermeleridir ki sabaha kadar devam eder, demişlerdir.

Bir hadis-i şerifte “Kadir gecesinde Kadir suresini okuyan Kur'an-ı Kerim'in dörtte birini okumuş olur” buyuruldu.

Bazıları Allah Teâlâ beş şeyi beş şeyde gizlemiştir: Rızasını tâatte, gadabını masiyette yani günahta, vüstâ namazını, beş vakit namazda, evliyasını insanlar arasında, Kadir gecesini Ramazan ayında gizlemiştir dediler.

Kadir gecesinin alametleri şunlardır: gece açık ve hoş olur, ne sıcak ne de soğuk olur. Bazıları Kadir gecesinde köpek sesi duyulmaz der. Ertesi sabah güneş kızıl olup şuasız doğar. Gönül ve vilayet sahiplerine, müminlerden Allah Teâlâ'nın dilediklerine, halleri, dereceleri, makamları ve Allah Teâlâ'ya yakınlıkları nispetinde şaşılacak haller keşf olunur, demişlerdir.

Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Kadir gecesi olunca, Cebrail bir grup melek arasında yere iner. Yere inen melekler gerek ayakta ve gerekse oturarak Allah'ı zikreden her kulu selamlarlar. Onun için istiğfar ederler.”

Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor ki: “Kadir gecesi yeryüzüne çakıl taşı sayısından çok melek iner. Onların inmeleri için gök kapılarının hepsi açılır, her yana nur saçılır. Büyük bir tecelli meydana gelir ve bu gece melekût alemi açılır. Fakat bu hususta insanlar birbirinden farklıdır. Kimine hem gökyüzünün ve yeryüzünün melekûtu bir arada açılır. Gökyüzünün perdeleri aradan kalkınca bu kimseler ayakta dikilen, oturan, secdeye kapanmış zikreden, şükreden, tespih eden ve tehlil eden bütün melekleri asli kimlikleri ile görürler. Kiminin önüne cennet açılır ve orada evleri, köşkleri, hurileri, nehirleri, ağaçları, meyveleri görür. Göğün tavanı olsa Arş’ı müşahede eder. Peygamberlerin, velilerin, şehitlerin, sıddıkların konaklarını görür. Bu melekûta dalar, rahmet deryasında gezintiye çıkar, cehennemi ,onun tabakalarını ve içindeki kafirlerin barınaklarını ve diğer fevkalâdeliklerini görür. Kimin de önünde Allah'la arasındaki perde kalkar da ondan gayri hiçbir şeyi görmez olur.”

Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Kim Ramazan'ın 27. gecesini sabaha kadar ibadetle geçirirse, Bu benim nezrimde bütün Ramazan geceleri yapılan gece ibadetinin hepsinden daha sevimlidir.” Hz. Fatıma (rah) babasına: “Geceyi ibadet ile geçirecek gücü olmayan kadın ve erkekler ne yapsın?” diye sordu. Peygamberimiz (sav) de ona şu cevabı verdi: “Onların yastıklarını dikip üzerine yaslanarak bu gecenin herhangi bir saatinde oturup Allah'a dua etmeleri benim için bütün ümmetimin bütün Ramazan gecelerinin hepsinde yaptıkları ibadetten daha sevimlidir.”

Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Kim İki rekat namaz kılıp istiğfar ederek Kadir gecesi'ni ibadet ile geçirirse Allah tarafından bütün günahları bağışlanır. Allah'ın rahmetine gömülür. Cebrail kendisini kanadı ile okşar. Cebrail'in kanadı ile okşadığı kimse cennete girer.”

İbn Arabi Hazretleri Kadir gecesi hakkında şunları söylemektedir:

“İnsanlar Kadir gecesi'nin zamanı hakkında görüş ayrılığına düşmüştür. Bir kısmı onun bütün sene içinde döndüğünü söylemiştir ki ben de bu görüşteyim. Kadir gecesini Şaban’da, Rebî’de ve Ramazan'da gördüm. Ama en çok Ramazan'da. Özellikle de son 10 günde. Bir kez de Ramazanın ikinci 10 dilimindeki tek sayılı gecelerinde gördüm. Ben Kadir gecesinin görüldüğü ayın tek ve çift gecelerinde olmak üzere senenin bütününde döndüğü inancındayım.

Kadir gecesi eşyanın kaderlerinin belirlendiği gecedir ve kaderleri ise bizden başkası belirlemez. Bu nedenle bize Kadir gecesini aramak emredildi. Peygamber (sav) bize Kadir gecesini arayın diye emretti. Bunun amacı yolculuktan gelen kişi gibi Kadir gecesini beklememizdir. Yolcu yolculuktan dönerken hali vakti yerinde ise kendisini karşılayan ailesine hediye getirmelidir. İnsanlar onu karşılayıp bir araya geldiklerinde onlar için hazırladığı hediyeleri verir. Çünkü bunlar onların hakkındaki kaderlerdir. Bu nedenle onlar sevinir. Bir kısmının hediyesi Rabbine kavuşmak, bir kısmının hediyesi ilahi yardım ve korunmadır. Herkes, takdir edenin vermeyi ve ihsan etmeyi dilediği şeye göre hediyesini alır, engelleme yoktur.

Kadir gecesinin alameti, ışınlarıyla diğer ışınların sönmesidir. Allah onu aylarda ve haftanın günlerinde yer değiştiren bir özellikle yarattı. Böylece her ay ve her hafta ondan payını alır. Nitekim Ramazan'da güneş takvimi aylarında dönerek Ramazan'ın fazileti bütün senenin mevsimlerine yayılır. Kadir gecesi sabahında güneşin ışığı güneşin cisminde silinir. Bunun amacı gecenin onun gelişinin ve gündüzün de hükümlerinin ortaya çıkmasının vakti olduğunu bildirmektir. Bu nedenle kendisine saygı gösterilerek geceden karşılanır. Geceliğin Kadir gecesini yakalayamayan insan güneşi gözetmelidir. Alameti gördüğünde ise, Kadir gecesini bildiğinde gecede yaptığı dua ile dua etmelidir.

Güneşin sabah vaktinde doğduğunu görürsün. Başka bir ifade ile güneş Kadir gecesi sabahında adeta ayın şuası olmaksızın doğumu gibi aydınlığı olsa bile şuası olmayan bir yuvarlak olarak doğduğunu görürsün. Dolayısıyla Kadir gecesinin sabahındaki hükmün gökleri ve yeri nurlandıran Allah Teâlâ'ya ait olduğunu anlaşılır.”

 

Ramazan Orucunun Fazileti

“Ey iman edenler, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara, 2/183)

Ramazan ayında oruç tutmak Müslüman yetişkin, akıllı, sağlıklı ve yolcu olmayan herkese farzdır. Bu ayda oruç için belirlenmiş zaman geceler değil gündüzlerdir. Oruç gününün sınırı ise, fecrin doğumundan güneşin batımına kadarki zamandır. Bu süre oruç için belirlenmiş günün sınırıdır. Yoksa gündüz olarak bilinen günün sınırı değildir. Çünkü gündüz güneşin doğmasından batımına kadarki süredir.

Oruç günahlara kalkan ve siperdir. Oruçlu için iki sevinç vardır. Birisi iftar zamanında, diğeri de Rabbini gördüğü zamandadır. Ramazan’dan bir gün oruç tutan için “Allah Teâlâ'nın çadırlar içinde saklı hurileri vardır” (Rahman, 55/72) ayeti kerimesi ile bildirilen ve inciden çadırlar içinde saklı duran huriler vardır. Huriler yakut ve incilerle süslenmişlerdir.

Ebu Hureyre (ra)’dan nakledilen bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

“Bir kimse inanarak ve sevabını umarak oruç tutsa, namaz kılsa onun geçmiş ve gelecek günahları affolunur.”  Yine Ebu Hureyre (ra)’dan nakledilen bir hadis-i şerifte, “Ümmetimden her birinin işlediği her sevabı 10’dan 700 katına kadar artırılır, ancak oruç bu hesaba girmiyor. Zira Allah Teâlâ oruç Benim içindir, karşılığı Bana aittir. Çünkü oruç tutan şehvetini, yemesini içmesini Benim için terk etmiştir.” buyurmaktadır.

İbn Arabi Hazretleri şöyle diyor: “Bize bildirildiğine üzere Allah'ın kendisine kavuşmayı, oruçlunun iftarına benzeterek şöyle dediğini gördük: Oruç tutanın iki sevinci vardır. Birincisi orucunu bozduğundaki sevincidir. Çünkü iftar onun bedeninin gıdasıdır. Ve o insanı perdeleyen gıdadır. Çünkü gıdayı veren gerçekte Allah'tır. Bir de Rabbine kavuştuğunda sevinir. Bu da onun bekasını sağlayan gerçek gıdadır. Allah bu iki sevinci oruçluya vermiştir. Bu, perdeli olarak ve perdenin kaldırılışı esnasındaki sevinçtir.”

Abdülkadir Geylanî Hazretleri, Gunyetü’t Tâlibin adlı kitabında şöyle söylemektedir:

“Siyâm kelimesi mastardır. Oruç tutmak demektir. Siyâm lügatta el çekmek ve işleri kalmak demektir. Şeriatta siyâm günahları terk etmekle beraber, alışılmış olan yemek içmek ve cimadan el çekmektir.

Bakara suresinin 183. ayetinden anlaşıldığı üzere, oruç daha önceki bütün ümmetlere farz kılınmıştır ki bunların birincisi Adem (as)'ın ümmetidir. Allah Teâlâ Hıristiyanlara da Ramazan orucunu farz kılmıştır. Ancak onlar Ramazan ayının çok sıcak günlere rastladığından yolculuk ve geçinmeleri için zorluk görmüşler ve bu nedenle Ramazan orucunu sıcak olmayan aylarda tutulmasına karar vermişlerdi.

 

Ramazan Bayramı

Ramazan Bayramı Şevval ayının ilk günüdür. Peygamberimizin (sav) kıldığı ilk bayram namazı Hicretin ikinci yılına rastlayan 1. Ramazan Bayramı namazıdır. Bundan sonra Peygamberimiz (sav) bayram namazını devamlı kıldığı için sünnet-i müekkededir.

 Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Bayramlarımızı tekbirler ile şenlendirin. Şeytan her bayram günü öfkesinden delirir. Etrafına toplanan yardakçıları “Seni öfkelendiren nedir?” efendimiz diye sorarlar. Şeytan da onlara şu cevabı verir: “Bugün Allah, Muhammed ümmetinin günahlarını affetti. Onları mutlaka nefsi arzulara ve hazlara daldırarak oyalamalısınız.”

Ramazan Bayramı oruç halinden çıkmak demek iken, oruç kuraklığa benzer. Oruçlu kuraklıkta yeryüzünün susaması gibi susar. Yeryüzünün süsü çiçeklerdir. Çiçekler ise yağmurla meydana gelir. Bu haller ise süssüz olmayı gerektirir. Bu nedenle yağmuru olmadığı için çiçeği, çiçeği olmadığı için süsü olmayan kuru toprak oruca, yağmur duasında kılınan namaz da bayram namazına benzetilmiştir  İnsan bayram namazlarında olduğu gibi yağmur duası namazında da tekbir getirir.

Allah Teâlâ Ramazan Bayramı günü cenneti yarattı. Tuğba ağacını dikti. Cebrail'i vahiy indirmek üzere vazifelendirdi. Firavun'un büyücülerinin tövbesini kabul etti.

Peygamberimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Kim önemini bilerek Bayram gecesini ibadetle geçirirse, kalplerin öldüğü gün kalbi diri kalır.”  Bildirildiğine göre Ramazan Bayramı sabahı, Allah melekleri yeryüzüne indirir, onlar sokak başlarına dikilerek, insanlar ve cinlerden başka her canlının duyduğu bir sesle şöyle seslenirler: “Ey Muhammed Ümmeti! Büyük günahları affeden ve bol bağışlar sunan kerem sahibi Rabbinize çıkın. Müminler namaza katılınca Yüce Allah meleklerine, “Vazifesini yapan işçinin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler “yaptığı işin mükafatını almaktır” diye cevap verirler. Bunun üzerine Yüce Allah, “sizi şahit tutarım ki, onlara mükafat olarak rızamı ve mağfiretimi verdim” buyurur.

Başlangıcı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden azad olmak olan Ramazan-ı Şerif'in geçmesinden ve fakat günahkarların ve iyilerin Rabbi olan Allah Teâlâ'nın meleklerinin selamından nasibi olmamaktan büyük musibet olur mu? Bu, Allah Teâlâ'dan uzak olmak, taşkınlar arasında bulunmak, şeytana uymak, cehennem yolunun yolcularına katılmak, cennet yolunun yolcularından uzak olmaktan başka bir şey değildir. Zarar ancak Allah Teâlâ'ya tâati terk etmektendir. Şehr-i Ramazan safâ ayı, vefâ ayı, zikredenler ayı, sabredenler ayı, sadıklar ayıdır. Şehr-i Ramazan, senin kalbinin düzelmesine, günahları terkine, şakilik ve günahkarlardan uzak kalmana tesir etmezse, kalbine hangi şey tesir eder ve senden hangi iyilik beklenir? Senden hangi kurtuluş umulur? Ey zavallı! yükselmene ve merhamet olunmana sebep olacak şeylere karşı uyanık ol. Gafletten uyan, kendine gel! Sana gelen şeye dikkat et. Bu aydan kalan günleri tevbe ve inâbe ile geçir. İstiğfar ve tâate sarıl. Faydanı bunlardan bil. Gözyaşları dökerek Ramazan ayını uğurla, uğursuz nefsine avazın çıktığı kadar veyl, korku ve helâk ile ağla.

Bugün toplumumuz maalesef eski Ramazan ayı geleneklerini büyük çapta terk etmiştir. Eskiden Ramazan ayına ve oruçlulara bir saygı anlayışı vardı. Oruç tutmayanlar aleni olarak oruçluların karşısında yemek yemezlerdi. Camiler teravih namazlarında dolar taşardı. Ancak bu alışkanlıklar bugün maalesef yaşanmamaktadır. Oruç tutmayanlar aleni olarak sokaklarda, açık yerlerde herkesin gözü önünde yemek yiyorlar, kafelerde oturup sigara dumanlı ortamlarda keyiflerine bakıyorlar. Camiler eskisi gibi teravih namazlarında dolmuyor.

Bunların sonucunda toplumumuzda Ramazan ayının bereketinin ortaya çıkmaması gayet normaldir. Çünkü toplumumuzda dine aykırı birçok eylem ortalığı sarmaktadır. Bunun sonucunda toplumumuz Allah'ın rahmetinden ve mağfiretinden uzaklaşmaktadır. Bir topluma Allah Teâlâ mağfiret etmezse, o toplumun geleceği kötüdür. Bugünkü her türlü sıkıntılarımızın sebeplerini bir de insanlarımızın bu yanlış tutumlarında aramalıyız. Bu gidiş iyi bir gidiş değildir.

 

Yorum ve Eleştirileriniz için :  oryanmh@gmail.com

Ana Sayfa          Tasavvuf  Sohbetleri

Ramazan Ayının Fazileti

Yayınlanma Tarihi: 17.04.2022