Müslüman Kardeşler hareketi Mısır'da ortaya çıkan bir İslami bilinçlenme ve yapılanma akımıdır. Bu hareketin önderi Hasan el-Benna'dır. Müslüman Kardeşler hareketinin ortaya çıkışını daha iyi anlayabilmek için Mısır'ın 19. ve 20. yüzyıllardaki tarihini bilmek gereklidir. Mısır 1517'den itibaren Osmanlı Devleti'nin bir eyaletiydi. Osmanlı'nın tayin ettiği valilerle yönetildi. Fransız komutan Napolyon 1798'de Mısır'ı işgal etti. Fakat askeri güç kullanılarak Fransızlar Mısır'dan çıkarıldı. 1805'te Kavalalı Mehmet Ali Paşa III. Selim tarafından Mısıra vali atandı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa Mısır'da birçok konuda reformlar yapmaya çalıştı. Arap-İslam kültürü yanında batı kültürü de almış devlet memurları Mısır'ın yönetiminde söz sahibi oldular. Mısır güçlenince Osmanlı'dan ayrılmak istedi. 1856 yılında bir Fransız şirketi Süveyş kanalını açmak için görevlendirildi. Ancak yanlış uygulamalarla Mısır mali bakımından borç batağına gömüldü. Bu nedenle Düyûn-ı Umûmiyye kuruldu. Buna dayanarak 1882'de İngilizler Mısır'ı işgal etti. Artık Mısırı İngilizler yönetiyordu. Hükümet kabinesinde İngiliz ve Fransız bakanlar görev alıyordu. Mısırlı yöneticilerin tamamı İngiltere'nin kontrolü altındaydı.

I. Dünya harbiden sonra İngiltere Mısırı krallık haline getirdi. 1922'de I. Fuad ilk kral olarak Mısır'ın başına geçti. Ancak yönetim gene İngilizlerin elindeydi. 1918 yılında Mısır'ın ileri gelen hukukçuları tarafından Vafd Partisi kuruldu. Ancak bu partinin halkı örgütlenmesinin önüne geçmek için İngiliz yönetimi parti liderlerini tutuklayıp Mart 1919'da Malta'ya sürdü. Bu olay patlamaya hazır olan Mısır halkını isyana sevk etmiştir. 1919 devrimi ortaya çıktı. İngiltere'ye karşı yürüyüşler düzenlendi, halk isyana teşvik edildi. Bu hareketler İngilizler tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Klasik bir İngiliz taktiği ile, harekete katılan halkın içine sokulan ajan provokatörlerle bu hareketler dejenere edilmiş ve birçok suikastler gerçekleştirilmiştir. Özellikle Mısır krallarına karşı birçok suikast girişimi olmuştur.

 

Hasan El-Benna (1906-1949)

Hasan El-Benna 1906 yılında İskenderiye şehrinin Mahmudiye kasabasında dünyaya gelmiştir. El-Benna ilköğretimini babasından aldı. 8 yaşında Reşadiye din okuluna başladı. Daha sonra 1927'de “Küçük Ezher” denilen Darülulum’a gitti. Burayı bitirince imam olarak göreve başladı.

El-Benna talebeliği boyunca ve mezun olduktan sonra da insanlara Mısır ve İslam'ın durumu hakkında konferanslar vermeye başladı. Bu konferanslarda İslam devletinin kurulmasının gerektiğini ve böyle bir devletin esaslarının ne olması gerektiğini anlattı. Ona göre toplumda ahlak ve edep yok olmaktadır. Bu nedenle genç yaşlarda “Allah ve Edep Cemiyeti”ni kurdu. Bu cemiyetin amacı toplumdaki ahlak ve edebin yozlaşmasını önlemek ve onlara İslam ahlakı ve edebini öğretmekti.

Toplumda İslami yozlaşmanın en büyük nedeni olarak haramların alenen işlenmesini gösterdi. Bu nedenle “Haramların İşlenmesini Önleme Cemiyeti”ni kurdu. Bu cemiyetin görevi Müslümanların harama  düşmemeleri için uyarmak ve doğru İslam'ın yolunu onlara göstermekti.

El-Benna toplumda daha aktif olabilmek için öğretmen olmaya karar verdi. Bu nedenle öğretmen okuluna girdi. Öğretmen okulunda iken ülkedeki yaygın olan İngiliz işgalini protesto eden gösterilere katıldı. 1919'da büyük gösteride aktif bir rol oynamıştır. El-Benna 1927 yılında mezun oldu. Burada göreve başlayınca camilerde ve kahvehanelerde konuşmalar yaparak Müslümanlara gerçek İslam'a dönmelerinin önemli ve gerekli olduğunu anlattı. Çünkü ülkeyi işgal eden İngilizler Müslümanların ahlak ve edebini bozuyorlardı. İngilizlerin, batının seküler hayatlarından yerel halk da etkilenmekte, bunun sonunda halk gerçek İslam'dan uzaklaşmaktaydı. Bu durum Benna ve arkadaşlarını tedirgin ediyordu. Çünkü ülkede İslam yozlaşıyor ve Müslümanlar dini terk ediyordu.

Bu gidişatı durdurmak için Benna aynı şehirdeki altı arkadaşı ile birlikte Müslüman Kardeşler teşkilatını kurdu. Bu teşkilatın amacı ülkede gerçek İslam'ın yeniden tesis edilmesi ve İslamı dejenere eden faktörlerin engellenmesiydi. Müslüman Kardeşler 1928-1932 yıllarında sadece İsmailiye'de varlık göstermiştir. 1932'den sonra teşkilatın merkezi Kahire’ye taşındı. Benna öğretmenlik görevini Kahire'de devam etmiş ve burada teşkilatın faaliyetlerini yönetmiştir.

El-Benna ülkedeki aşırı özgürlüğün getirmiş olduğu ahlaki bozulmayı görmüş, modernizm adı altında insanlara empoze edilen görüşlerin ve yaşam tarzının onları zamanla dinden nasıl uzaklaştırdığına şahit olmuştur. Bu bozulma ve çürümelere karşı toplumda hiçbir önlem alınmıyordu. Bu ise gerçek bir Müslümanın kabul edebileceği bir durum değildir. Bu nedenle Müslüman Kardeşler, toplumun yeniden İslami ölçülerle inşasını istiyorlardı. Bunun için önce bireylerden başlayacaklardı. Çünkü Müslüman bireyler Müslüman aileleri, onlar da Müslüman bir toplumu meydana getirecekti. Müslüman bir toplum ise İslam devletini kuracaktı.

El-Benna  görüşlerini çeşitli risalelerinde anlatmıştır. Bu risalelerde El-Benna’nın siyasi düşüncesinin iki esas üzerine bina edildiğini görmekteyiz. Bunlardan ilki, İslam vatanını her çeşit yabancı işgal ve hakimiyetten kurtarmak ve tam anlamıyla özgürlüğüne kavuşmaktır. İkincisi ise özgürlüğünü elde etmiş, her türlü yabancı nüfusundan kurtulmuş İslam ülkesinde İslam'ı tebliğ etmek ve yayılımını sağlamak amacıyla bir İslam Devleti kurmaktır. Allah'ın Müslümanlar için bir nizam olarak İslam'ı seçtiğini belirten Benna, din ve devlet ayrımı söylemlerini yanlış bulmuştur. İslam bir nizam olarak yeterlidir ve insanları gerçek mutluluk ve toplumsal huzura götürecek tek sistemdir. İslam ülkelerinin bir olmasından yanadır. Ona göre Hilafet İslami ülkelerin birliğini temsil etmektedir. Ortadan kaldırılmış olan hilafetin tekrar getirilmesi için çaba harcamanın bir yükümlülük olduğu düşüncesindedir. Bu sebeple İslam ülkeleri arasında iş birliği yapılmalı ve İslami Milletler Birliği kurulmalıdır.

El-Benna Kahire'de 1932 senesinde günlük gazete ve Nezir adlı haftalık bir dergi yayınladı. Benna derginin ilk sayısında şunları yazıyordu:

“Umumi bir davadan hususi bir davaya geçiyoruz. Bu, kavliyattan fiiliyata, yani laf safhasından tatbikat sahasına geçiş… Başbakana, bakanlara, parti mensuplarına ve bütün devlet erkanına sesleniyoruz! Geliniz, İslam saflarına katılınız…Hiç tereddüt etmeden İslam programını tatbik etmeye yönelelim. Durum gayet vahim, ayrılığa, didişmeye, çekişmeye vaktimiz yok. Bu kervana katılan herkesi destekleyeceğiz. Eğer karşımıza çıkarsanız bilmiş olunuz ki, İslam dışı bütün parti ve cemiyetlere harp ilan ediyoruz… İslam’ı desteklemeyen her şeye kayıtsız şartsız düşmanız! İslam'ın düşmanları karşılarında her hal ve şartta bizi bulacaklardır! Gönülleri en iyi fethedense şüphesiz ki Allah'tır!..”

1939'da II. Dünya Savaşı çıkınca İngilizler Müslüman Kardeşlerle fazla uğraşamadılar. Bu sırada bu hareket Mısır'da çığ gibi büyüdü. Benna binlerce kişinin katıldığı açık hava mitinglerinde hükümete sert bir şekilde çatıyordu. Bu sırada Kral Faruk da keyfine bakıyordu. Ancak II. Dünya Harbinin 1945'te sona erip savaştan İngilizler galip çıkınca, İngilizler tekrar Mısır'a hakim olmaya başladılar. 12 Şubat 1949 da  El-Benna yine binlerce insana karşı ateşli bir hitabı irade ederken, İngiliz uşağı vatan hainlerinin kiraladıkları alçak bir el ona ateş etti. Bu saldırı sonunda Benna şehit oldu. Ancak bu suikastın devlet eliyle yaptırıldığı sonradan ortaya çıktı. Allah Teâlâ şehit Hasan El-Benna'ya ve İslam yolunda şehit olan bütün Müslümanlara rahmet eylesin.

 

Müslüman Kardeşlerin İdeolojilerinin İlkeleri

Müslüman Kardeşler hareketinin amacı ve yöntemlerinin ne olduğunu Hasan El-Benna kendi kitabında aşağıdaki gibi ifade etmektedir:

1) Davamız eskidir. Çünkü biz İslam'ın saf kaynağına, Allah'ın kitabına ve Resulallah'ın sünnetine dönmek istiyoruz.

2) Metodumuz Hz. Peygamber’in metodudur. Çünkü her şeyde bilhassa itikat ve ibadetlerde onun yoluna, sadece onun sünnet-i şerifesine uygun şekilde hareket etmek istiyoruz.

3) Tasavvufçuyuz. Çünkü her hayrın esası olan nefsin temizlenip kalbin paklanarak halka değil Allah'ın emirlerine sarılarak, kardeşlerimiz arasında Allah için sevgi, Allah için buğz esasına dayanarak, hayır üzerinde birleşerek hareket etmek istiyoruz.

4) Siyasi bir cemiyetiz. Çünkü idareyi İslam'a uygun hale getirip bütün İslam memleketleri ile bağlarımızı kuvvetlendirmek, kendi milli benliğimize sarılarak gençlerimizi İslam izzetiyle yetiştirmek istiyoruz.

5) Sporcuyuz. Çünkü kuvvetli müminin zayıf müminden hayırlı olduğunu biliyoruz. Hazreti Peygamberin, “bedeninin de senin üzerinde hakkı vardır” dediğini biliyoruz. İslam'ın emirlerinin tam olarak ancak sağlam bedenle eda edilebileceğini biliyoruz. Namaz, oruç, hac, zekat gibi hükümlerin sağlam ve dinç bir beden olmadan yapılamayacağını biliyoruz. Bu yüzden de teşkilatımızda sportif faaliyetleri yürüten, beden terbiyesini idare eden kulüpler açmış bulunuyoruz.

6) Kültürel ve ilmi bir cemiyetiz. Çünkü İslam ilim talep etmeyi kadın-erkek her Müslümana farz kılıyor. Kulüplerimiz aynı zamanda beden ve ruh terbiyesiyle birlikte, akıl ve zihin terbiyesini yürüten bir enstitüsü, bir talim ve kültür ocağıdır.

7) İktisadi bir şirketiz. Çünkü İslam mal kazanmayı ve bu yolda malla da cihat etmeyi emrediyor. İslam'ın Peygamberi diyor ki: “Salih bir insan için salih bir mal ne güzeldir.”, “Kim elinin emeğini yerse Allah onu affeder.”, “Allah, sanatkar mümini sever.”

8) İçtimai bir fikir hareketiyiz. Çünkü İslam cemiyetinin dertlerini tedavi edip, en kısa yoldan şifa bulmak için çırpınıyoruz.

Görülüyor ki İhvân-ı Müslimin’in yukarıdaki açıklanan metodunda, İslam'ın bütün kapsayıcılığı ve her türlü ıslahat sahası ile birlikte hareket edildiği görülmektedir. Bu yönlerden birini tatbik ederken diğerini bırakmıyorlar ve Allah huzurunda hepsinden mesul olacağını kabul ediyorlar. Çünkü İslam bizden bunların hepsini istiyor, sadece birini veya birkaçını değil.

 

Müslüman Kardeşlerin Teşkilat Yapısı

Müslüman kardeşlerin fiili olarak oluşturulmasına 1935 yıllarında yapılan üçüncü genel kurulda kararlaştırılmıştır. Bu oluşum, yani teşkilatın çalışma ve idari yapısı bir kuruluş yasası ve bunu açıklayan bir iç tüzük ile düzenlenmiştir. Bu nizamname 1945 yılında değişikliğe uğrayıp yayınlanmıştır. Kuruluş yasasının maddelerini açıklayan iç tüzük 2 Kasım 1951 tarihinde neşredilmiştir.

1945 yılında yapılan değişikliklerle teşkilata üye olmak iki kademeli olarak belirlenmiştir. Bu kademeler şunlardır: Aday üye ve Görevli üye. Aday üye 6 aylık bir süre içinde üyelik liyakatını ispatlamak zorundadır. Ancak ondan sonra bağlılık yemini ederek teşkilatta görevli üye olabilir.

Bir kişinin üye olması için şu şartlar konulmuştur:

1) 18 yaşını doldurmak,

2) İyi hal ve güzel ahlak sahibi olmak,

3) İhvan düşüncesini iyice anlamak,

4) Her an verilecek görevleri yerine getirmeye hazır beklemek,

5) Her ay aidat ödeyerek teşkilata maddi katkıda bulunmak.

Teşkilatın idari organları şunlardır:

1) Genel Başkan (El-Mürşidü’l-âm)

2) Genel İrşad Bürosu (Mektebü’l-irşâdi’l-âm)

Bu büro en yüksek idari makamdır. Teşkilatın icraatını, siyasetini ve idaresini yönlendirir.

3) Kurucu Heyet (El-Hey’etü’l-te’sisiyye)

Bu heyet genel şûra meclisini oluşturur ve aynı zamanda İrşad Bürosunun genel meclisi görevini görür.

Teşkilatın kadınlar kolunu “Firku’l-ahavâti’l-müslimât” adındaki komisyon oluşturur. Bu komisyon ilk defa 1932'de toplanmıştır. 26 Nisan 1932'de komisyonun iç tüzüğü yayınlanmıştır. Bu komisyon 1948 yılında Mısır hükümeti tarafından kapatılmıştır. Kadınlar kolunun kapatıldığı zaman 50 şubesi ve buralarda kayıtlı 5.000 üyesi vardı. Kadın kolunun faaliyetine 1951'de tekrar izin verildi. 3 yıl içinde şubelerinin sayısı 250'yi geçti. 1951'de Kadınlar Kolu için yeni bir tüzük yayınlandı. Bu tüzüğe göre kadın kolu eğitim, sağlık ve diğer sosyal faaliyetlerde kadınların daha aktif bir şekilde katılmaları sağlandı.

Genel İrşad Bürosuna Kadınlar Kolu ile birlikte birçok komisyonlar da bağlıydı. Bu komisyonlar öğrencilere, işçilere, çiftçilere, İslam alemi ile iletişime, mali işlere ve siyasi işlere ait olan ve onların faaliyetlerini yöneten organlardı.

Teşkilatın Mısır dışındaki ülkelerde de kolları vardı. Ancak bu kolların idari yapıları birbirlerinden bağımsız olarak faaliyet göstermekteydi. Mısır dışındaki Müslüman Kardeşlerin en yüksek yöneticisine  “El-Murâkibü’l-âm” denilirdi. Bu makam “El-Mürşidü’l-âm” dan daha alt bir seviyede idi. Böylece bütün dünyadaki Müslüman Kardeşlerin başının Mısır'da olduğu ifade edilmekteydi.

 

Müslüman Kardeşlerin Eylemleri

İhvân-ı Müslimînin eylemlerinin genel hedefleri olarak TDV İslam Ansiklopedisinde şunlar yazılıdır:

“İhvân-ı Müslimîn siyasi, ilmi, sportif, kültürel ve sosyal alanlarda faaliyet gösteren çok yönlü bir teşkilat olarak gelişmiştir. İçeride idarenin ıslahını, dışarıda İslam ülkelerinin diğer ülkelerle olan mevcut ilişkilerinin düzenlenmesini savunmuştur. Kurucusu Hasan El-Benna'nın benimsediği toplumu ve devleti ıslah metodu, kapsayıcı olmak özelliği ile temayüz etmiştir. Islah programlarının fert, aile, toplum ve devlet ve bütün bir beşeriyeti içine almasına önem verilmiştir.

1928-1938 yılları arasındaki ilk 10 yılda İhvan-ı Müslimin bütün faaliyetlerini dersler, konferanslar, hutbeler ve törenler vasıtasıyla ideolojisini tanıtmak ve toplum arasında yayma konusunda yoğunlaştırmıştır. Bu maksatla seyahatler ve kamplar düzenlenmiş, risale ve gazeteler yayınlanmıştır. Teşkilatın çıkardığı günlük, haftalık ve aylık yayınlardan en önemlileri, resmi organ olan ve çeşitli dönemlerde günlük, haftalık ve 15 günlük olarak yayınlanan “el-İhvânü’l-Müslimûn” gazetesi ve aynı adı taşıyan dergi ile eş-Şihab,el-Keşkül, et-Te’âruf, eş-Şu’â, en-Nezir, el-Mebâhiş, ed-Da’ve, Menzilü’l-vahiy, Minberü’ş-Şark, el-Müslimûn ve el-Menâr dergileriydi.

İhvân-ı Müslimin  aynı zamanda iktisadi, içtimai ve siyasi alanlardaki faaliyetlerine de önem vermiş. Eğitim alanında İslam kültürünün öğretildiği en önemli merkezlerden olan Ezher’in ıslah edilmesini, okullarda ve üniversitelerdeki ders programlarının yeniden düzenlenmesini önermiştir. Bu arada anayasayı ve parlamenter sistemi bazı şerhlerle kabul ettiğini açıklayarak ümmeti bölmekte olan particiliğin ve bütün siyasi partilerin kaldırılmasını savunmuş, yabancıların kültürel, siyasi ve ekonomik baskılarından kurtulmak yolunda çaba harcamıştır. Ayrıca bütün Arap ve İslam ülkelerinin tam bağımsızlığa kavuşması ve başka ülkelerde yaşayan Müslümanlara azınlık haklarının tanınması için çalışmıştır. Filistin'de İngiliz manda yönetimine karşı sürdürülen mücadeleye destek olan İhvan-ı müslimin, 1938 yılında İngiltere tarafından teklif edilen Filistin’in taksim tezini reddetmiştir. Diğer taraftan İslam dünyasının meseleleriyle de yakından ilgilenmiş, Mısır dışındaki Müslümanların meselelerine eğilip onlara çeşitli konularda destek vermiştir.”

Müslüman Kardeşler hareketinin siyasal boyutu 1930'lu yıllar ortasından itibaren belirli bir hal almıştır. Hareket ilk 10 yılında daha çok tebliğ ve sosyal konularda yardımlaşmaya önem vermiştir. Ancak daha sonraki yıllarda bütün toplumda örgütlenmeye yönelmiştir. Doktorlar, ticaret erbabı ve öğretmenler gibi meslek grupları da teşkilata katmıştır. Bu yıllarda teşkilat daha çok okul, hastane, cami ve fabrika kurma gibi sosyal faaliyetlerle ilgilenmiştir. Bu faaliyetler onları geniş halk kitlelerinin tanımasına vesile olmuştur. Böylece teşkilata katılım hızlı bir şekilde büyümüştür.

1933 yılında sadece örgüt üyelerinin hisse alabileceği bir hisse senedi piyasası oluşturulmuştur. İlk defa ulusal ve uluslar arasında İslam bankacılık sistemini uygulamaya başlamıştır. Böylece bir İslami ekonomik sistemin kurulması için çalışmışlardır.

Mısır'a öğrenim için gelen öğrenciler teşkilatla tanışmışlardır. Bu öğrenciler ülkelerine döndüklerinde benzer teşkilatı kendi ülkelerinde de kurmuşlardır. Böylece 1930'lu yıllarda Suriye, Ürdün, Kuveyt, Yemen, Pakistan, kuzey ve orta Afrika'daki bazı ülkelerde ve Avrupa ülkelerinde Müslüman Kardeşler teşkilatının şubeleri açılmıştır.

Müslüman Kardeşler teşkilatının siyasi faaliyetlere başlaması 1938'den itibaren olmuştur. Hasan El-Benna bunun gerekli olduğunu “Hatıralarım” adlı kitabında şöyle açıklamaktadır: ”İslam salt fert ile Tanrı arasındaki ilişkilerin düzenleyen kurallardan ibaret değildir. İslam’ın aynı zamanda sosyal ve siyasal boyutu da vardır. Namaz kılmak kadar cihat ve adalet sağlamak da önemli bir görevdir.”

Müslüman Kardeşler Mısır'ın II. Dünya Savaşı'nda, İngilizlerin yanında savaşa girmesine karşı çıktı. Çünkü İngilizlerin Filistin'i Yahudilere vereceğini biliyorlardı. Bunu engellemek için İngilizlerin Mısır'dan çıkarılması gerekiyordu. Bu amaçla 1940'da gizli bir Mücahit ordusu kurmayı planladılar. Bu silahlı kuruluş 1948 yılında “En-Nizâmü’l-hâs” adıyla ortaya çıktı.

1941'de yapılan 6. ve sonuncu kongresinde bazı teşkilat mensupları parlamentoya girmeyi kararlaştırıldı. Böylece üzerlerindeki baskının biraz hafifleyeceğini ümit ettiler. Bu nedenle 1942 seçimlerinde Hasan El-Benna ile Abdurrahman Nâsır adaylığını koymak istediler. Ancak Mısır hükümeti baskısıyla bundan vazgeçtiler. Buna karşılık yeni şube açmak ve gazete çıkarmak için izin aldılar. 1944 seçimlerinde teşkilat 6 aday gösterdiyse de bunlar seçimi kazanamadılar. Çünkü İkinci Dünya Harbi bütün şiddetiyle devam ediyordu ve Mısır'da hükümet birçok faaliyeti sansürlüyordu.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra teşkilat daha çok sosyal ve ekonomik faaliyetlerine yöneldi. Çok sayıda ticari, sınai ve ziraî şirketle, yüzlerce okul ve sağlık ocağı kurdu. 1948'de şube sayısı Mısır'da 2000 ve üye sayısı da 500.000'e ulaştı.

Müslüman Kardeşler Filistin meselesi ile yakından ilgilendiler. Siyasi tehlikeyi halkına anlattılar. 15 Mayıs 1948'de İsrail devletinin kurulması ile başlayan Arap-İsrail savaşına teşkilat mensupları fiilen görev aldılar. Bu davranışları batılı ülkeleri korkuttu. Batılı ülkeler Mısır hükümetine baskı yaparak Müslüman Kardeşler teşkilatının dağıtılmasını istediler. Mısır hükümeti batılı emperyalistlerin bu isteklerine uyarak Müslüman Kardeşler teşkilatının, devlete karşı ayaklanma hazırlığı içinde olduklarını bahane ederek, dağıtılmasına karar verdi ve bütün mallarına el koydu. 8 Aralık 1948 bu karara teşkilat sert bir tepki verdi. Teşkilatın dağıtılmasından 20 gün sonra Başbakan Nutrâşî Paşa teşkilat mensubu biri tarafından öldürüldü. Bunun bir intikamı olarak, 12 Şubat 1949'da Hasan El-Benna hükümetin düzenlediği bir suikastle şehit edildi. Daha sonra İhvan-ı Müslimin çok acımasız baskı ve işkenceye maruz kaldı. Altı ay içerisinde 4000 üyesi tutuklandı.

Benna'nın şehit edilmesinden sonra Hasan el-Hudaybî  Ekim 1951'de teşkilatın başına getirildi. Teşkilat İngilizlere karşı cihat çağrısında bulunarak İngiliz birliklerinin ülkeyi terk etmesini istemiştir. Bunu temin için kanal bölgesinde milis kuvvetleri kuruldu. Hür Subaylar hareketinin 23 Temmuz 1952'de iktidarı ele geçirdiğinde Müslüman Kardeşler darbecilere destek verdi.

Müslüman Kardeşler ile Hür Subaylar arasındaki ilişki İkinci Dünya Savaşı'nın başında kurulmuştu. I. Arap-İsrail Savaşı'nda Müslüman Kardeşler ile Hür Subaylar omuz omuza İsrail'e karşı savaşmıştı. Bu nedenle Hür Subaylar darbesiyle kurulan yeni hükümet, bütün siyasi partileri kapattığı halde İhvanın çalışmalarına izin verdi. Çünkü İhvan bir siyasi kuruluş değildi. Ancak İhvan’ın, devlet yapısının İslamlaştırılması arzusunu darbeci hükümet kabul etmedi ve bu nedenle araları açıldı. Bunun sonunda 15 Ocak 1954'te İhvan Teşkilatı kapatıldı. Ayrıca çeşitli bahanelerle yöneticileri ve mensupları tutuklandı. Ancak darbeci hükümet halkın protestoları karşısında tutuklu bulunan Teşkilat Başkanı ile üyelerini serbest bıraktı.

Darbecilerin parlamenter sisteme geçişi ilan edilince basındaki sansür kaldırılmış ve hürriyetler geri verilmişti. Bunun üzerine İhvan-ı müslimin haftalık “El-İhvanü’l-müslimûn” gazetesini Mayıs 1954'te yeniden yayınlanmaya başladılar. Ancak gazete 12. sayısından sonra tekrar kapatıldı.

26 Ekim 1954'te Cemal Abdunnâsır’a başarısız bir suikast teşebbüsünü İhvan-ı Müslimin tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu suikast girişiminin bir tertip olduğu sonradan ortaya çıkmasına rağmen, bunun Müslüman Kardeşler teşkilatını ortadan kaldırmak için bir bahane oluşturmasının hedeflendiği anlaşılmıştır. Çünkü teşkilat bu suikastten sorumlu tutulmuş ve birçok mensubu tutuklanmıştı. Teşkilatın 1954'te 7 lideri idam edilmiştir. Diğer tutukluklara ağır işkenceler yapılmıştır. Bu sürede 27 kişi işkenceden ölmüştür. Haziran 1957'de 20 kişi, görevlilerin üzerlerini ateş açmasıyla ölmüştür. Bu büyük zulüm, batılı emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin Müslüman Kardeşler teşkilatından ne kadar korktuklarının bir göstergesidir. Uzun mahkemeler sonunda birçok İslam alimi de bu bahane ile idam edilmişlerdir. Bunlar arasında “Fî Zilâlî Kur’an Tefsiri” müellifi Seyyid Kutub ile Yusuf Havvâs ve Abdülfettâh İsmail'in idam cezaları 29 Ağustos 1966'da infaz edilmiştir.

Cemal Abdulnâsır’ın 28 Eylül 1973'te ölmesinden sonra yerine Enver Sedat seçilmiştir. Enver Sedat kademeli olarak İhvan mensuplarını hapisten çıkarmıştır. İhvan 1970-1978 yılları arasında nispeten sükunet içinde bir dönem geçirmiştir. Ancak Enver Sedat'ın İsrail ile barış anlaşması imzalaması, hükümetin Şer'i nizama geçmek istemeyişi ihvanı tekrar faal bir muhalefet yapmasına yöneltti. Bunun sonunda teşkilat yayınları Eylül 1981'de yasaklandı.

1984 seçimlerinde ihvandan 6 kişi parlamentoya girdi. 1987 seçimlerinde bu sayı 36'ya çıktı. 1990 seçimlerinde ise İhvan seçimin sağlıklı yapılmadığı gerekçesiyle seçime katılmadı.

1990 yıllarında İhvan-ı Müslimin teşkilatı batılı emperyalistlerin ve onların işbirlikçisi olan rejimi endişelendirici seviyeye ulaştı. Bu nedenle 1995'te teröristlerle bağlantıları var diye teşkilatın liderleri tutuklandı ve büroları kapatıldı. 1995 seçimlerine katılmaları engellendi. Bütün bunlar Müslüman Kardeşler teşkilatını zayıflatmadı, bilakis güçlendirdi. 2005 yılı parlamenter seçimlerinde Müslüman Kardeşler yasaklı olmasına rağmen, bağımsız aday olarak seçime girdiler ve 88 sandalye kazandılar. Böylece Müslüman Kardeşler resmi olan ilk İslamcı Mısır muhalefeti haline geldi.

2010 yılında Müslüman ülkelerde ortaya çıkan Arap baharının Mısır'da da bir yansıması olmuştur. Mısır'da birçok protesto gösterileri yapılmış ancak Mübarek rejimi bu gösterileri bastıramamıştı. 25 Ocak 2011'de Mübarek Mısır ordusunun bir darbesi ile devrilmiş ve 30 yıllık dikta rejimi sona ermişti. Mısır'da Tahrir meydanındaki göstericiler geniş halk kitlelerini özellikle genç kesim, sol ve sosyalist gruplar, orta sınıf, sendikalar, sivil toplum örgütlerini kapsıyordu.

2011'de Müslüman Kardeşlerin siyasi parti organı olan Hürriyet ve Adalet Partisi kuruldu. Mısır'ın ilk demokratik seçimi olan Mayıs 2012 seçimlerinde bu parti en güçlü durumdaydı. Müslüman kardeşlerin adayı Mursî idi. İlk turda Müslüman Kardeşler %25'lik bir oy oranı ile birinci parti olmuş, ancak seçimler ikinci tura kalmıştır. İkinci turda selefilerin Nur partisi, Mursi'yi desteklemiş ve böylece Müslüman Kardeşler %51,73 oy oranı ile seçimlerin galibi olmuştu. Mursi iktidarları döneminde demokratik ilkeleri tatbik edileceğini, Kadın haklarına duyarlı olacağına, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne önem vereceğini, serbest piyasa ekonomisine özen göstereceklerini beyan etmişti. Ancak bu hususlar batılı emperyalistlerin ve onun işbirlikçilerin rahatsız ettiği için Mursi'ye karşı cephe alınmıştı.

Mursi'nin teklif ettiği anayasa Aralık 2012'de referandum ile onaylandıktan sonra Ocak 2013'te Mursi’nin muhalifleri ile destekçileri arasında çatışma çıktı ve çok kişi hayatını kaybetti. Mursi'nin muhalifleri Mursi'in iktidara gelişinin yıl dönümünde halkı sokaklara çağırdı ve 30 Haziran 2013'te kitlesel bir gösteri oldu. Bunun üzerine ordu bir Temmuz'da Mursi'yi uyardı ve 3 Temmuz'da da ordu idareye el koydu. Mursi’yi görevden aldı. Müslüman Kardeşler bu darbeye karşı gösteriler düzenleseler de kanlı bir şekilde bastırıldı. Katar hariç diğer Körfez ülkeleri Müslüman kardeşleri terör örgütü ilan etti. Nisan 2014’te ABD Başkanı Donald Trump Müslüman Kardeşleri terör örgütü olarak ilan etti.

Mursi yönetimindeki iktidar zamanında, batılı emperyalistler ve içerideki işbirlikçileri ile batı yanlısı Körfez ülkeleri Mursi'nin çalışmaması için elinden gelenleri yapmıştır. Sonunda Mısır ekonomik ve sosyal olarak çalkantılar içine girmiştir. Bunun üzerine bir askeri darbe ile Mursi devrilmiş ve onun yerine General Sisi iktidara gelmiştir. Mursi ve arkadaşları tutuklanmış ve mahkemelerde süründürülmüştür. Bu mahkemeler esnasında Mursi'nin sağlığı bozulmuş ve bir celsede kalp krizi geçirerek şehit olmuştur.

Müslüman Kardeşlerin batı emperyalistleri tarafından terörist ilan edilmeleri gayet normaldir. Çünkü onlar için İslam tehlikelidir. Emperyalistler kendi çıkarları için her şeyi yaparlar. Bu nedenle İslam düşmanıdırlar. Çünkü İslam onlar önünde tek engeldir. PKK gibi terör örgütlerine ise yardım ederler. Çünkü bu terör örgütleri onlara hizmet etmektedir. İşte batı medeniyeti diye çırpınan insanlarımız, bu gerçekler karşısında hâlâ batıyı kayıtsız şartsız taklit etmek arzusunda devam ediyorlar mı? Burada merhum Mehmet Akif'in şu beytini anmakta fayda vardır: “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”

 

Sonuç

İslam dünyasında 18. asırdan itibaren ideolojik bir buhran yaşanmıştır. Bu probleme herhangi bir kalıcı çözüm üretilememiştir. Dünya Savaşı sonunda Osmanlıların yenik düşmesi, İslami coğrafyanın batılılar tarafından işgal edilmesi, hilafetin lağvedilmesi gibi nedenler İslam coğrafyasında farklı kitle hareketlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunlar içindeki en etkili olanlardan biri hiç şüphesiz ki Mısır'da ortaya çıkan Müslüman Kardeşler hareketidir. Bu hareket tesadüfi değildir. Çünkü Hasan El-Benna tarafından 1928 yılında başlatılan bu hareket, İslam'ın en entelektüel bölgelerinden birisi olan Kahire'de gelişmiştir. Mısır'ın önemini, Osmanlılar yıkılmasından sonra Cumhuriyet yönetiminin yapısını beğenmeyen İstanbullu alimlerin Mısır'a hicret etmesinden anlayabiliriz.

Müslüman Kardeşler hareketinin, Mısır'daki Cemalettin Afgani ve arkadaşları M. Abduh ve Reşit Rıza’nın temsil ettikleri dinde reformist görüşleriyle bir ilgisi yoktur. Mısır'daki dindeki reformist hareketler Kur'an'a bağlı olduklarını ifade etmişler, fakat ona rağmen sünnet ve geleneği kısmen kabul etmemişlerdir. Bu reformistler Mason localarını kurmuşlar ve mason teşkilatı ile işbirliği yapmışlardır. Masonlarla ne kadar İslam dinine hizmet edeceklerdir? Bu tutumları, Cemalettin Afgani ve arkadaşlarının saf bir dini ekol olmayıp, emperyalistlerin ve İslam düşmanları tarafından yönlendirilen bir hareket olduğunu göstermektedir. Bütün bunları Hasan el-Benna kabul etmemiş ve katılmamıştır. Hatta bu nedenle, dinde reformist hareketlerin bir üssü haline gelmiş olan  Ezher medresesinin yeniden yapılandırılmasını istemişlerdir.

Benna, Müslüman Kardeşler hareketinin geleneğe bağlı bir sufi hareket olarak tanımlamıştır. Kendisi de zaten Şazeliye tarikatının bir mensubuydu. Hasan El- Benna'nın vehhabi eğilimli selefi bir zihniyetle de ilgisi yoktur.

Müslüman Kardeşlerin Mısır'da ileri seviyede teşkilatlanması ve İslam Devleti istemeleri batılı emperyalistleri ve onların yerli işbirlikçilerini telaşlandırmıştır. Bu nedenle Müslüman kardeşlere karşı en acımasız baskı ve işkencelerde bulunmuşlar ve örgüt liderlerini çeşitli bahanelerle idam ettirmişlerdir. Mısır halkı bundan dolayı birçok çalkantılı günler yaşamış ve askeri darbeler ve suikastlar birbirini kovalamıştır.

Batılı emperyalistler bir ülkedeki halis ve iyi niyetle duygularla, yalnız vatanın selametini istemek için yapılan hareketleri engellemek isterler. Bu nedenle onların içine satın aldıkları adamları yerleştirirler ve bu kişilerde kanununa karşı gelen eylemlerde bulunurlar. Böylece saf niyetlerle yola çıkan hareket kanunsuz işler yaptıkları gerekçelerle kapatılır ve üyeleri de tutuklanır. Böylece doğru yolda olan hareket engellenmiş ve halkın gözündeki itibarları da yok edilmiş olur. Batılı emperyalistlerin bu taktiği şimdiye kadar bütün üçüncü dünya ülkelerinde uygulanmıştır. Bu nedenle bu ülkelerde gelişen özgürlük ve bilimsel hareketlerinin başarıya ulaşamamıştır.

Aynı taktik Müslüman Kardeşler için de uygulanmıştır. Bunun sonunda Müslüman Kardeşler teşkilatı kapatılmış ve yöneticileri tutuklanmıştır. Bazıları  idam edilmiştir. Fakat bütün bunlar Mısır'daki halkın gönlündeki Müslüman Kardeşler imajını silememiştir. Müslüman Kardeşler hareketi bütün dünyada duyulmuş ve birçok Müslüman bu harekete gönül vermiştir. Bir gün şartlar değişince, batılı emperyalistler bugünkü güçlerini kaybetmeye başlayınca, Müslüman gönüllerdeki kardeşlik duyguları üstün gelecek ve Hasan El-Benna’nın arzu ettiği İslam düzenini kurmak için yola çıkacaktır. Müslümanların bunu ümit etmemeleri için hiçbir sebep yoktur. Çünkü bir ayet-i kerimede Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“İşte böyledir. Biz o Zafer günlerini insanlar arasında dolaştırır dururuz.” (Ali İmran, 3/140)

“Allah, “Elbette Ben ve elçilerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.” (Mücadele, 58 /21)

Müslüman Kardeşler hareketi sahip olduğu güç ve potansiyel nedeniyle Müslüman ülkeler için önemini korumaya devam etmektedir. “Çözüm İslam'da” sloganını bütün insanlara, özellikle gençlere anlatmak ve İslam'ın çözüm yollarını gerçekçi bir dille ifade etmek İslam alimlerinin görevidir. Bu görevini yerine getiren İslam alimlerinin Allah'ın yardımı ile galip gelecekleri muhakkaktır.

“Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler hoş görmese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 61/8)

 

Kaynaklar

“Arap Dünyasında Selefilik ve Selefi Hareketler”, Yarın Yayınları, İstanbul, 2016

“Bir Müslüman İslamcılık, İslam Birliği ve Ümmete Nasıl Bakmalı”, Alev Erkilet, Beyan Yayınları, İstanbul, 2020

“Fi Zilâlil Kur'anTefsiri”, Seyyid Kutub, Hikmet Yayınları, İstanbul, 1979

“İhvan-ı müslimin”, TDV İslam Ansiklopedisi, cilt 21, sayfa 580 584

“İslamcılık”, R.C. Martin, A. Barzegar, Açılım Kitap, İstanbul, 2021

“İslamcılık, Türkiye'de İslam'ın oluşumları ve siyaset”, Hulusi Şentürk, Çıra Yayınları, İstanbul, 2015

“İslamcılık ve Demokrasi”, Ahmet Ayhan Koyuncu, Pınar Yayınları, İstanbul, 2018

“Müslüman Kardeşler Teşkilatı”, Hasan El-Benna, Özgü Yayınları, İstanbul, 2017

“Yoldaki İşaretler”, Seyyid Kutub, Pınar Yayınları, İstanbul, 2017

 

Yorum ve Eleştirileriniz için: oryanmh@gmail.com

Ana Sayfa        Makaleler

Müslüman Kardeşler

(İhvân-ı Müslimin)

Yayınlama Tarihi : 04.09.2022