Hadis No 22

*أى الذنب أعظم عند الله ؟ أن تجعل لله ندا و هو خلقك * (مسلم، كتاب الإيمان، 141)

Abdullah şöyle dedi: “Bir kimse “Ya Resulallah! Allah katında hangi günah en büyüktür?” dedi. “Seni yaratmışken Allah'a şirk koşmandır” buyurdu.” (Müslim, İman, 141)

Şirk, Allah'ın Zatına ve Sıfatlarına eş ve ortak koşma ve onun fiillerine başka şeyleri ortak yapma anlamına gelir. “Şerike” fiilinden türetilmiştir. Bu fiilin mastarı “ortak olma” demektir. Bu fiilin if’al babındaki şekline “eşrake” denir ve ortak tanıma, ortak koşma anlamına gelir. Bu fiilin ism-i faili de “müşrik” olup ortak koşan demektir.

Kur'an'a göre şirke düşen insanlar, nefislerine tabii olarak tevhide karşı çıkmış olurlar. Müşriklerin çoğunlukta oldukları topluluklarda genellikle ahlaksızlık, nefsani duygular, zulüm, hırs, azgınlık, taşkınlık ve menfaatperestlik hakimdir. Şirk insanların Allah'a tam manası ile inanmamaları sonunda ortaya çıkar. O’nun emir ve yasaklarına gerektiği gibi uymamaları sonucu, süfli bir duruma düşerler. Bu insanlar hakkında birçok ayetler de indirilmiştir.

“Muhakkak ki şirk büyük bir zulümdür.” (Lokman, 31/13)

Allah'ı inkâr edenler, şirk perdesi ile O’nu örtenlerdir. Onlar bâtıla iman etmişlerdir. Batıl ise yokluktur. Onların kafir olmaları, varlığı Allah'a nispet etmeyi örtmeleri demektir. Varlıkta gördükleri ortaklık, varlığı sadece Allah'a nisbet etmekten geri durmalarına neden olmuştur. Bu nedenle onlara Allah “Hüsrana uğrayanlardır” (Bakara, 2/27) buyurmuştur. “Onlar dalaleti hidayet karşılığında satın almışlardır” (Bakara, 2/16), yani beyan ve açıklık karşısında hayreti ve şaşkınlığı satın almışlardır.

Allah'ı birleyenler gerçekte O’nu O’nunla birleyenlerdir. Allah'ı - O’nunla değil - nefislerine göre birleyenler ise tevhide şirk katanlardır. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler.” (Yusuf, 12/106)

“Batıla iman edip Allah'ı inkar ederler.” (Ankebut, 29/52)

Bunun nedeni şirke düşenler varlığı olmayanı var saymış, var olanı kendi inançlarında yok kabul etmişlerdir. İşte bu yok kabul ettikleri şey Allah'tır. Bu durum setr, yani örtme diye isimlendirilir. Bu örtme ile Allah'ın varlığı onlardan perdelenmiştir. Böylece kafir yani örten olmuşlardır.

Şirk koşmak Allah'a ait olan bir şeyi O’ndan almaktır. Bu nedenle müşrik (şirk koşan) Allah tarafından sevilmez ve O’nun öfkelenmesine neden olur. Öfke darlığa yol açar. Dolayısıyla müşrik dar bir mekandadır ve ancak kendisi gibi müşrik olanlarla birlikte bulunabilir. Buna mukabil genişlik ancak tek olan Allah ve O’na iman edenler için geçerlidir.

Şirkin zıttı tevhiddir. Tevhid, Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmekle beraber, O’nun tasarruflarında tek kudret sahibi olduğunu, hüküm ve iradesinin her şeyin üstünde bulunduğunu kabul etmektir. İslam'da tevhid önemli bir temel inanıştır. Tevhid, Müslümanlar arasında birliği ve bütünlüğü sağlar. Dünyanın her yerinde Müslümanların aynı kıbleye dönmeleri, aynı ibadetleri yapmaları ve aynı şeylere inanmaları tevhid'in birer göstergesidir. Şirk ise bunun tam zıddıdır. Şirk, Allah'ın birliği inancını bozar. Bu nedenle O’na ortak kabul etmek, büyük şirk olarak kabul edilmiştir.

Bütün alemler Allah'ın takdiri, kuvveti ve iradesi ile var olmaktadır. Bu alemlerdeki bütün fiillerin faili Allah Teâlâ'dır. O dilemeden hiçbir nesne var olamaz, herhangi bir değişime uğrayamaz ve hareket edemez. Ancak insanlar çevresindeki makro ve mikro uzaylardaki olaylara baktığında, olayların bazı sebeplerle ortaya çıktıklarını gözlemlerler. Bunun sonucunda olaylardaki etki eden gücün, bu sebepler olduğu kanaatine varır. Oysa Allah Teâlâ âlemdeki olayları birbirlerine sebepler ile bağlamıştır. Sebeplerin ortaya çıkmasını ve etki etmesini sağlayan güç ve irade yine kendisidir. Alemdeki düzen Allah'ın isim ve sıfatları ile yönetilmektedir. Bu bakımdan alem (doğa) edilgen olup faili Hakk’tır.

İnsanlar alemdeki gerçek faili göremeyince, vesile olan sebepleri gerçek fail olarak algılamışlardır. Böylece Allah'ın yanında başka faillerin de var olduğunu düşünerek şirke düşmüşlerdir. Buradaki şirk Allah'ın mülkü olan alemde O’na ortak koşmadır. Oysa mülk yalnız Allah'ındır ve mutlak anlamda yalnız O’nun tasarrufu altındadır. Bu anlamdaki şirke insanlar günlük hayatlarında düştükleri gibi, müspet bilim insanları da doğadaki olayları incelemelerinde düşerler. Çünkü akılcı bilim insanları doğa olaylarında gerçek faili göremeyip başka failler tasavvur etmektedirler. Çok az sayıda insan gerçek failin Allah olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle şirk toplumlarda yaygın bir şekilde insanların düşüncelerinde hakimdir.

 

Hadis No 23

*من لقى الله لايشرك به شيئا دخل الجنة، ومن لقيه يشرك به دخل النار.* (مسلم، كتاب الإيمان، 152)

Cabir bin Abdullah (ra) dedi ki: “Ben Resulallah'tan (sav) işittim, şöyle buyurdu: Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmayarak kavuşan kimse cennete girer, ona ortak tanıyarak kavuşan kimse de ateşe girer.” (Müslim, İman, 152)

Bu hadisin anlamı birçok ayetlerde dile getirilmektedir:

“Allah kendisine ortak koşanları bağışlamaz, bunun dışında dilediği kimseyi bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa şüphesiz çok büyük bir iftirada bulunmuştur.” (Nisa, 4/48)

“Şüphesiz kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun gideceği yer cehennemdir. Zalimler için orada hiç yardımcı yoktur.” (Maide, 5/72)

Cenab-ı Hakk kulları yaratmış, onları rızıklandırmış ve varlıklarının devam etmesini sağlamıştır. Bu durumda kullar üzerinde Allah'ın hakları vardır. Bu hak ta, kullarının O’na ibadet edip başka hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır.

“İman edenler ve imanlarını zulümle (şirk ile) karıştırmayanlar, işte güven onlaradır ve doğru yolda bulunanlar da onlardır.” (Enam, 6/82)

“De ki, ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki bana ilahınızın ancak bir ilah olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.” (Kehf, 18/110)

Toplumumuzda en yaygın şirk anlayışlarını şöyle özetleyebiliriz:

1) Sevdikleri insanlar için “Sen en büyüksün” övgüsü yapılmaktadır. Oysa en büyük olan Allah Teâlâ'dır (Allahü Ekber).

2) Dünya sevgisi kalpleri doldurmuştur. Bu durum kalplerde Allah'ın zikrine engel olur.

3) İbadetler gösteriş için yapılmaktadır. Oysa ibadetlerin amacı Allah'ın rızasını kazanmaktır.

4) Heva ve hevesler ilah edinilmiştir. “Yüce Allah'ın yanında gök kubbe altında Allah'tan başka tapılan tanrılar içinde kendisine uyulan hevadan daha büyüğü yoktur.” (Hadis)

5) Müspet bilimciler tabiat olaylarının sebeplerini gerçek fail olarak düşünürler. Bu şirktir. Çünkü sebepler birer vesiledir ve gerçek fail o sebepleri yaratan ve düzenleyen Allah'tır. Kainatta Allah'tan başka mutlak kuvvet ve irade sahibi varlık yoktur. Bunun aksini düşünmek insanı şirke ve küfre götürür. Maalesef günümüzde insanlar müsbet bilimlerin ve matematiğin mutlak kesin olduğuna inanıyorlar. Bu pozitivist ve modernist anlayışın insanları yanıltması ve şirke götürmesidir. Çünkü dini inanışları dogmatik gösterip, kendi akıllarıyla oluşturdukları dogma ve paradigmaları mutlak hakikat olarak ortaya atmaktadırlar.

Şirkle ilgili gerçek dışı yayınlarla ehl-i sünnet itikadı bozulmaya çalışılmaktadır. Dinde reformcu veya ateist olarak ortaya çıkanlar, birçok ehl-i sünnet anlayışını kötülemektedirler. Örneğin tasavvuf ehli olmak, evliyadan dua istemek, türbeleri ziyaret etmek, şefaate inanmak, mevlit okutmak, aşure pişirmek ve dağıtmak gibi davranış ve düşünceleri şirk ilan etmektedirler. Oysa bunların hiçbiri İslam'da şirk değildir. Bu türlü iddiaların ortaya atılmasının nedeni insanları İslam’dan saptırmak içindir.

 

Hadis No 24

*هل يجب أن أخبرك بما أخشى عليك من المسيح الدجال؟ إنها شركة سرية يتصرف بها هذا الشخص لإظهار شخص آخر.*  (أحمد ب. حنبيل ، مسند، 5/428)

“Bana göre sizin için deccaldan daha korktuğum şeyi haber vereyim mi? O gizli şirktir ki, bu kişinin başkasına gösteriş olsun diye amel etmesidir.” (Ahmet b. Hanbel, Müsned, V/428)

Gizli şirk, riya ve gösteriş için Allah'a ibadet etmektir. Riya kelimesi “ru’yet” kelimesinden türemiştir. Ru’yet görme anlamına gelir. Buna göre riya kişinin başkalarının görmeleri için amel ve ibadet yapmasıdır. Buradaki amel ve ibadetlerden kişinin amaçladığı Allah'ın rızası değildir. Kişinin buradaki amacı insanların beğenisini ve takdirini kazanmaktır. Bu şekilde davrananlara “riyakar” veya “mürai” denir.

Riya kişinin samimi olmadığını, ikiyüzlülüğünü ve kişiliksiz olduğunu gösterir. Bazı zayıf karakterli insanlar dünyalık elde etmek, makam elde etmek veya şöhret kazanmak için başkalarının beğenilerine yakın davranış içine girerler. Kişinin ibadet olarak yaptığı eylemlerde riya varsa bu şirktir. Çünkü bu kişiler ibadetlerini Allah'ın rızası için değil, başkalarına gösteriş olarak yapmaktadırlar. İslam'da riyakarlık yerilmiştir. Kur'an'da riya münafıkların bir özelliği olarak ifade edilir:

“Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah onları aldatacaktır. Onlar namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.” (Nisa, 4/142)

Aynı şekilde Maun suresinde de namazı gösteriş için kılanlar kınanmaktadır.

Riya olduğundan farklı bir şekilde iyi görünerek, insanların gözünde hak etmediği bir değer kazanma çabasıdır. Bu nedenle riya, kişinin karakterinin bozuk ve ahlakının zayıf oluşunu gösterir. Yani bir yerde Allah'ı ve insanları kandırma çabasıdır. Bu nedenle Kur'an, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp insanlara karşı gösteriş olsun diye mallarını infak edenleri kınar ve onların yaptığı amellerin geçersiz olduğunu belirtir. Buna mukabil müminler mallarını yalnız Allah rızası için harcarlar.

“Bunlar Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan kimin arkadaşı olursa o ne kötü arkadaştır.” (Nisa, 4/38)

Bu konu hakkındaki bazı hadisler de şunlardır:

“Allah Teâlâ buyuruyor ki: Ben şirk koşulan her şeyden müstağniyim (onlara ihtiyacım yoktur, onlardan uzağım). Kim bir amel yapar, buna Benden başkasını da ortak kılarsa, onu ortağı ile baş başa bırakırım.”

“Kahramanlık ve gösteriş için cihad eden Allah yolunda değildir. Ancak bir kimse Allah'ın yüce adı için cihad ederse o Allah yolundadır.”

 

Hadis No 25

*الشرك اخفى فى امتى من دبيب النمل على الصفأ فى الليلة الظلماء و ادناه ان تحب على شئ من الجورا و ان تبغض على شئ من العدل و هل الدين الا الحب فى الله و البغض فى الله قال الله ان كنتم تحبون الله فاتيعونى يحببكم الله.* ( راموزالاحاديث، 215/16)

Hazreti Ayşe (rah) rivayet ediyor: “Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: Şirk ümmetimde, düz taşta karanlık gecede karıncaların gezintisinden daha gizlidir. Alameti adaletsizlikten dolayı muhabbet ve adaletten dolayı da buğz etmektir. Ve Din, Allah için sevgi ve Allah için buğzdan başka nedir? Allah Teâlâ buyurdu ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin.” (Ramuz el-Ehadis, 215/16)

İnsanların kalpleri aşırı mal ve mülk sevgisi, aşırı para ve servet hırsı, aşırı şöhret ve makam arzusu gibi duygularla taşıyorsa, bunlar Allah sevgisinin önüne geçtiği için gizli şirk olarak değerlendirilir. Müslümanlar için asrımızın en büyük problemi gizli şirktir. Çünkü günümüzde insanlarda maddiyatçılık çok ileri seviyededir. İnsanların büyük çoğunluğunun amacı maddi getiri elde etmektir. Kimse az ile kanaat edip, maddi varlıklarını fakirlerle paylaşmak düşüncesinde değildir. Bu maddi kazanç hırsı insanları her bakımdan esir almıştır. Bu nedenle de insanların büyük bir kısmı İslam şeriatının prensiplerini unutmuştur. Kalpler madde, para, mal, mülk sevgisi ile dolmuştur. Böyle bir kalp huzur ve huşu içinde ibadet edemez. Bu durum şirk olarak değerlendirilir. Çünkü Müslümanın kalbinde yalnız Allah sevgisi olmalıdır. Oysa kalpler masiva dediğimiz dünya sevgisi ile doludur. Bu durumda insanın ihlas ile ibadet edebilmesi mümkün değildir. Çünkü kalpler Allah yerine başka sevgiler taşımaktadır. Dolayısıyla kalplerde Allah'a ortaklar oluşmuştur. Masivanın insanı sardığı günümüzde, insan farkında olmadan, rahatlıkla gizli şirke düşebilmektedir. Bu durum nefis ve şeytanın da desteği ile katlanarak büyür ve insanı uçuruma götürür.

Bazı kişi ve kurumlara karşı aşırı sevgi beslemek ve onları kalplere yerleştirmek de gizli şirktir. Örneğin günümüzde bazı siyasilere, sporculara ve spor kulüplerine, tiyatro ve sinema sanatçılarına ve şarkıcılara karşı aşırı sevgi gösterilmekte ve bunları övmek için “En büyük sensin”, “Hayatım sana feda olsun” gibi sözler sarf edilmektedir. Söz konusu olan kişi ve kurumların İslam dini ile ilgileri yoktur ve bunlar tamamen dünyevi şeylerdir. Tamamen dünya ile ilgili olan bu şeyler için bu sözleri sarf etmek insanı şirke götürür. Çünkü Allah'tan başka en büyük yoktur. Hayatını Allah yolunun dışındaki bir iş için feda etmek te İslam'da yasaktır.

Hz. Peygamber (sav) bir gün ashabına hitap ederek: “Ey insanlar şirkten sakınınız. Muhakkak ki o karıncanın kımıldamasından daha gizlidir.” buyurduğu zaman, içlerinden biri “Ey Allah'ın Resulü karıncanın kımıldamasından daha gizli olduğu halde böyle bir şirkten nasıl sakınabiliriz?” diye sordu. Bunun üzerine Allah'ın Resulü şöyle cevap verdi: “Ey Allah'ım, bile bile sana herhangi bir şeyle şirk koşmaktan yine Sana sığınırız. Bilmediğimiz şeylerden de Senden mağfiret dileriz, deyin.”

“Ümmetim ile ilgili olarak korktuklarımın en korkutucu olanı Allah'a şirk/ortak koşmalarıdır. Dikkat edin; ben size onlar aya, güneşe ve puta tapacaklar demiyorum. Fakat onlar Allah'tan başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklardır.” (Hadis)

Günümüzde insanların birçoğu müspet bilim verilerini mutlak doğru kabul edip onu tanrılaştırmaktadırlar. Müspet bilimin her şeyi bir gün kesin ve mutlak olarak çözeceğine ve açıklayacağını inanmaktadırlar. Bu insan aklının ve müspet bilimin putlaştırılması demektir. Buna mukabil bazı müspet bilim insanları daha gerçekçi olup, ellerindeki imkanların sınırlı olduğunu itiraf etmektedirler. Örneğinin ünlü fizikçi Heisenberg bir dersinde, atom çekirdeğindeki nükleer gücü anlatırken şöyle demiştir: “Biz bu güçlerin varlığını tespit ediyoruz, ama böyle çok büyük bir gücü çok küçük bir yere kim koydu bilemiyoruz.”

 Ancak günümüzde bilimin ve aklın ilah edinilmesi çok yaygındır. İnsanlar matematiğin kesin doğru olan bir bilim dalı olduğuna inanmakta ve bunu hiç sorgulamamaktadırlar. Bazı profesör ünvanı taşıyan bilim adamları, tanrının var olmadığı matematiksel olarak ispat edilmiştir, gibi sözleri medyada kullanarak kendilerinin ne kadar cehalet içinde olduklarını göstermektedirler. Matematiği mutlak kesin kabul etmek bir cehalet, onunla tanrının varlığını karşılaştırmak başka bir cehalettir. Bu sözde bilim insanları, bu iddialarını yalnız lafta bırakmayıp, bir de ispatlarının nasıl olduğunu yayınlasalardı daha gerçekçi olurlardı. Biz de böylece, nasıl yanıldıklarını onlara gösterirdik. Ortada böyle bir çalışma yayınlanmadan, matematiğin kesinliği inancının arkasına saklanarak iddialarda bulunmak ne büyük bir gaflet ve cehalet örneğidir.

 

Hadis No 26

*ذكر رسول الله (صلى الله عليه وسيلم) الكبائر: الشرك بالله، وعقوق الوالدين، و قتل النفس، قول الزور.* ( مسلم، كتاب الايمان، 144)

Hz. Enes (ra)  şöyle rivayet etmektedir: “Peygamber büyük günahlar hakkında şöyle buyurdu: Allah'a ortak koşmak, ana babaya eziyet etmek, cana kıymak ve yalan söylemek büyük günahlardandır.” (Müslim, İman, 144)

Allah'a ortak koşmak ve ana babaya eziyet etmek en büyük günahlar arasındadır. Bunlardan kaçınmak Müslümanların görevidir.

Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Her ne çeşit azap olursan ol, hatta ateşe atılsan bile, Allah'a şirk koşma, anana ve babana itaat eyle, bütün servetini feda et deseler de onları kırma.”

Tevhide aykırı olan, Allah'ın ve peygamberinin emirlerine ters düşen şirke, kimden gelirse gelsin itaat etmemek gerekir. İslam dini anne babaya son derece itaat etmeyi, onlara saygıda bulunmayı emrettiği halde, şirk olan hususlarda onların sözünü dinlememeyi ve onlara tabi olmamayı istemektedir.  Bu konu ile ilgili bir ayetin meali şöyledir:

“Biz insana anne - babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Eğer onlar seni, gerçekliği hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi, Bana ortak koşman için zorlarsa, (bu hususta) onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber veririm.” (Ankebut, 29/8)

“Allah Teâlâ size ana babaya itaatsizlik etmeyi, verilmesi gerekeni vermeyip almaya hakkı olmayan şeyi istemeyi ve kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi haram kılmıştır. Dedikodu yapmayı, çok soru sormayı ve malı israf etmeyi de çirkin görmüştür.” (Müslim, Akdiye,10-14)

“Allah Teâlâ'nın rızası anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır. Allah Teâlâ'nın gazabı da anne ve babayı öfkelendirmek suretiyle celbedilir.” (Tirmizi)

 Anne ve baba, çocuklarını büyütüp kendi kendini idare eder vaziyete getirinceye kadar her türlü fedakarlığı seve seve yapmışlardır. O halde varlığımızı borçlu olduğumuz Allah'a ve buna vasıta olan anne ve babamıza haklarını teslim etmemiz icap eder.

 

Hadis No 27

*من ارضى والديه فقد ارضى الله، و من اسخط والديه اسخط الله.* ( راموز الاحاديث، 401/13)

Hazreti Enes (ra) rivayet ediyor:  “Bir kimse ana babasını hoşnut ederse, Allah'ı hoşnut etmiş olur. Eğer ana babasını kızdırırsa, Allah'ı kızdırmış olur.” (Ramuz el – Ehadis, 401/13)

Anne babanın çocuk üzerindeki hakkı büyüktür. Çünkü bir hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Evlat babasının hakkını hiçbir surette ödeyemez. Ancak onu köle olarak bulur ve sonra da satın alarak azad ederse hakkını ödemiş olabilir.” (Müslim)

Yine Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur: “Anne ve babaya iyilikte bulunmak; namaz, sadaka, oruç, hac, umre ve Allah yolunda cihattan daha efdaldir.”

Bir başka hadiste de Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kim anne ve babasının rızalarını alarak sabahlarsa cennette ona iki kapı açılır, aynı şekilde akşamlarsa yine kendisine cennette iki kapı açılır. Anne ve babasından yalnız birisi hayatta olur da onun gönlünü hoş ederse, kendisine cennete giden bir kapı açılır.”

“Anne ve babasının küstürmüş olduğu halde sabahlayan kimseye de cehennemden iki kapı açılır. Bu halde akşamlayana da aynı şekilde cehennemde iki kapı açılır. Bunlardan bir tanesi hayatta olur da onun rızasını almaz ve onu küstürürse, kendisine cehenneme giden bir kapı açılır.”

Rivayete göre Allah Teâlâ, Musa (as)’a şöyle vahiy etmiştir: “Anne ve babasına itaat edip de bana isyan edeni Ben iyilerden yazarım. Fakat Bana itaat ettiği halde anne ve babasına isyan edenleri de kötülerden yazarım.”

Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Sadaka veren kimse sadakasını neden Müslüman olan anne ve babasının ruhu için vermez. Halbuki böyle yapsa, verdiği sadakanın sevabı onların ruhuna gideceği gibi onlardan bir şey eksik etmemek şartıyla onların sevabı gibi bir sevap da kendisine yazılır.”

Malik bin Rebia (ra) şöyle demiştir: “Resul-i Ekrem'in huzurunda bulunuyorduk. Beni Seleme’den bir kişi gelerek Resul-i Ekrem'e “Anne ve babam öldükten sonra onlar için yapabileceğim bir iyilik daha var mıdır?” diye sordu. Resul-i Ekrem: “Evet onlar için dua ve istiğfar etmek, verdikleri sözü yerine getirmek, dostlarına ikram etmek, yakınlığı onlar vasıtasıyla olan kimseleri ziyaret etmek, ikramda bulunmaktır.” buyurmuştur.

 

Hadis No 28

*رغم أنف، ثم رغم أنف، ثم رغم أنف، من أدرك ابويه عند الكبر، أحد هما أو كليهما فلم يدخل الجنة.* (مسلم، كتاب البر، 9)

“Ana babasına,  yahut ikisinden birisine ihtiyarlıkları sırasında erişip te cennete giremeyen kimsenin burnu yere sürtülsün.” (Müslim, Birr, 9)

Anne babaya eziyet etmek Allah yanında ne kadar kötü bir davranışsa, onlara hizmet etmek ve gönüllerini hoşnut etmek de o derece iyi bir davranıştır. Bu nedenle insanın annesi ve babası yanında sağ iken onlara azami derecede hizmet ederek sevap kazanmalı ve hayır dualarını almalıdır. Bu kişi için büyük bir sevap ve ecir kapısıdır. Bu şekilde kişi Allah'ın rızasını da kazanmış olur. Bunu yapmayanlara yazıklar olsun anlamında mecazi olarak “burnu yerde sürtülsün” denilmiştir.

Ebu Hureyre (ra)’nin rivayetine göre, bir gün Cebrail (as) Peygamberimize (sav) gelerek şunları haber vermiştir:

1) Ramazan ayı girip çıktığı halde, günahları affedilmeyenin burnu sürtülsün,

2) Ana babaya veya ikisinden birisine yetişip de cennete giremeyenin burnu sürtülsün,

3) Yanında anıldığın zaman sana salavat getirmeyenin burnu sürtülsün.

Bunların sebepleri açıktır, çünkü:

1) Ramazan-ı Şerif öyle mübarek bir aydır ki, ona erişip hakkıyla oruç tutanların af olunmaları beklenir. Bir hadiste mealen şöyle ifade edilmiştir: “Ramazan'ın ilk gecesi Allah Teâlâ müminlere rahmet eder, rahmetle baktığı kuluna hiç azâb etmez. Ramazan'ın son günü oruç tutan müminlerin hepsini affeder.” (Beyheki) Ramazan'ın böyle müjdeli bir ay olmasına rağmen, bu ayda hala affolmayan kimseye yazıklar olsun, yani burnu yerde sürtülsün deniyor.

2) Ana babası hayatta olup da onların rızalarını alamayanlar ve böylece cennete gidemeyenlere de yazıklar olsun, burnu sürtülsün deniyor. Çünkü bir hadiste şöyle ifade edilmektedir: “Allah'ın rızası ana babanın rızasında, gazabı da ana babanın gazabındadır.” (Buhari) Ana babası olduğu halde onlara hizmet ederek onların rızalarını alamayanlara yazıklar olsun deniyor.

3) Ahirette Resulullah Efendimize yakın olmak ve şefaatine kavuşmak için salavat getirmek gereklidir. Onu adının geçtiği ve anıldığı yerlerde salavat getirmek bir borçtur. Bunu yapmayanlara yazıklar olsun denilmektedir. Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Bana bir salavat getirene Allah Teâlâ 10 rahmet ihsan eder, 10 günahını yok eder ve derecesini 10 kat yükseltir.” (Nesai)

 

Yorum ve Eleştirileriniz için :  yorum@ilimvetasavvuf.com

Ana Sayfa        Hadis Şerhleri

 

Hadis Şerhleri  -  4. Bölüm

Yayınlama Tarihi : 04.08.2020