Hadis No 15

 

* وإنّ العلماء ورثة الانبياء وأنّ الانبياء لم يورّثوا دنارا ولادرهما إنّما ورّثوا العلم فمن آخذه آخذ بحظّ وافر* (رياض الصّالحين، العلم، 1417)

 

Ebu Derdâ (ra) nın  rivayetine göre, Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur: “Alimler nebilerin varisleridir. Peygamberler ne bir altın ve ne de bir gümüş miras bırakmışlardır. Ancak ilmi miras bırakmışlardır. İşte bu mirasa konan sonsuz bir haz ve nasip almış demektir.” (Riyâzü’s-Sâlihîn, İlim, 1417)

Alimler peygamberlerin ilimlerine varis olmuşlardır. Çünkü peygamberler ümmetine iki türlü ilim bıraktılar. Bunlar zahiri ve beşeri ilimler, diğeri batıni ilimlerdir. Her iki türlü ilimi öğrenen ve insanlara öğretenlere alim (ilim adamı) denir. Şeri ilimler açık olarak herkese öğretilirken, batıni ilimler kapalı olarak ancak ehli olanlara öğretilir. Bu ilim mirası dünyadaki her şey daha önemli ve üstündür. Bu nedenle gerçek alimlerin Allah yanındaki dereceleri çok yüksektir.

Hz. Enes (ra)  Peygamberimizden şöyle rivayet ediyor: “İlim talebi her Müslümana farzdır. İlmi ona layık olmayan kimseye öğretmek, domuzun boynuna mücevherat, inci, altın takmak gibidir.”

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle yazmayı öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” (Alak, 96/1,5)

İlk inen Kur'an ayeti “Oku” emri ile başlar. Dolayısıyla bu emir ilim sahibi olmanın başıdır. Çünkü ilim okuyarak öğrenilir. Bir İslam alimi şöyle demektedir: “Kan pıhtısından yaratılma ile kalemle öğretme olayı arasında uygunluk şundandır:  İnsanın en aşağı bulunduğu mertebe bir kan pıhtısı durumundaki mertebesidir. En üstün makamı ise alim olduğu makamdır. Allah Teâlâ insanı onu kan pıhtısı gibi en aşağı mertebeden alıp, ilim öğrenmek gibi en üst mertebeye çıkarmak suretiyle kendisine vermiş olduğu nimeti hatırlatmaktadır.”

Kalemle yazmayı öğreten Allah Teâlâ'dır. İnsana kalemle yazma ve yazıyı öğrenme şerefini ve nimetini vermiştir. Bu nedenle şöyle denilmiştir: “İlim bir avdır, yazı ise onun bağlanmasıdır.” Çünkü kitaplar eskir ama içindeki yazılanlar baki kalır. Bu nedenle insanlar hoş ve faydalı şeyler yazmalıdır. Bu yazılanlar yazanı, kıyamet günü sevindireceği muhakkaktır.

“Allah adaleti kaim kılarak Kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti, melekler ve ilim sahipleri de. Ondan başka ilah yoktur, O Aziz, Hakim’dir.” (Ali İmran, 3/18)

Allah'ın tevhidi konusunda Peygamberler, müminler kevni ve dini delillerle inandılar. O’na doğru bir şekilde itikat ettiler. Allah’ın, rızıkların dağıtımında, ecellerinde, kullara emrettiği konularda “adalet” ve “eşitliği” kaim kılarak ve onlardan zulmü kaldırarak, Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ettiler. Allah, tevhide, yani kendi birliğini kabul etmeyenlerden intikam alacaktır. Hükmünde de hiçbir kimse O’nu hesaba çekemez.

“Bununla beraber müminlerin hepsinin birden top yekun savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan gelince onları uyarılmalıdır ki böylece Allah'ın azabından sakınırlar.” (Tevbe, 9/122)

Fıkıh bilgisi elde edip, insanlara öğüt vermek, farz-ı kifayedir. Bunu öğrenenlerin yegâne gayeleri doğruluk ve dini yaymak olmalıdır. Yükselmek, üstün olmak ve başa geçmek olmamalı, giyim kuşam ve dünyalık yönünden diğer insanlardan üstün olmak olmamalıdır. Zamanımızın insanları bu güzel huylardan maalesef uzaktırlar.

Bu yolun öğrencisi Allah'ın rızasını ve ahireti istemelidir. Kendinden ve diğer cahil kişilerden cehaletin gitmesini arzu etmelidir. Dinin ihyasını ve İslam'ın bekasını temine çalışmalıdır. İslam'ın bekası ilimle mümkündür. Cahillikle ne zühd olur ne de takva. Yine öğrenci elde ettiği ilimden dolayı, bedeninin verilen sıhhatten, organların sağlamlığından ve kendisine ikram edilen akıl nimetinden dolayı Allah'a şükür etmelidir. Şu ayeti unutmamalıdır:

“Allah sizi, annelerinizin karnından çıkardı. Bir şey bilmiyordunuz. Şükredesiniz diye sizi kulak, göz ve kalpler verdi.” (Nahl, 16/78)

Salih hocaların ve kamil insanların nefeslerinde hayret verici etkiler vardır. Öğrenci bilgin ve bilgisinin gereğini yerine getiren hocayı bulunca, her ilimden ahirette kendisine yarayacak olan bilginin en güzeli ve en faydalarını seçmelidir. İslam alimlerine göre farz olan ilim üç gruptur. Bu üç grup ilim Bursevî,  Rûhu’l Beyân adlı kitabında şöyle açıklanmaktadır:  Tevhid ilmi, Sır ilmi, Şeriat ilmi.

1) Tevhid ilmi:  Bu konuda insana gerekli olan, dinin temellerini bilecek kadar bilgi sahibi olmaktır. Önce Mabudu ve O’na nasıl ibadet edeceğini bilmesi gerekir. İsimleri ve Zatının sıfatları hakkında nelerin vacip nelerin muhal olduğunu bilmelidir. Nasıl ibadet edeceksin, belki de O’nun hakkında bazı şeylere inanmış olacaksın, halbuki bunlar batıl şeylerse bütün ibadetlerin heba olup gidecektir.

2) Sırlar ilmi: Bu ilim kalb ve onunla ilgili ilimdir. Bir müminin kalbin durumlarına dair ilmi de bilmesi farzdır. Bunlar tevekkül, Allah'a yönelme, Allah korkusu, rıza ki bu her durumda gerekir, hırstan, öfkeden, kibirden, hasetten, gurur ve gösteriş gibi şeylerden sakınmalıdır.

3) Şeriat ilmi:  Bu ilim, şeri amellerden yapman gerekenleri bildiren ilimdir. Şeriat tarafından emrolunduğu şekilde, nasıl davranacağını bilmen gerekir. Bunu sana şeriat ilmi öğretir. Yapmaman gereken şeyleri de sana yine bu ilim öğretir. Bu ilim bütün ibadetleri ve muamelatı kapsamına alır. Her kim alışverişler, sanatla uğraşırsa muamelelerinde ve kazancında haramdan kaçınmasını öğreten bilgiyi öğrenmesi gerekir. Bu bilgilerin öğrenilmesi bazen de farz-ı kifaye olur.

İlmi yaymak ve ilimle irşat faaliyetinde bulunmak büyük bir fazilettir. Bu nedenle Hazreti Peygamber (sav), Muaz bin Cebel’e (ra) Yemene gönderirken şöyle hitap etmiştir: “Allah Teâlâ'nın senin sayende bir insanı hidayete kavuşturman, senin için güneşin doğmuş olduğu en hayırlı gündür.” Aynı hitap Hz. Ali'ye (ra) da olup şöyledir: “Allah'a yemin ederim ki senin vasıtanla Allah'ın bir adamı hidayete erdirmesi, senin için kırmızı develerden daha hayırlıdır.” (Buhari, Müslim)

İlim adamları Peygamberlerin mirasçılarıdır. Çünkü peygamberler tebliğ ve irşad ile meşgul oldukları gibi, ona varis olanlar da irşad ve tebliğ ile meşgul olmalıdırlar. Peygamberin varisi olan her alimin amacı Hz. Peygamber'e (sav)  saygı göstermek ve ümmetinin çoğalması için çalışmak olmalıdır. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Ben diğer ümmetlere karşı sizin çok oluşunuzla övüneceğim.”

“İşte, Biz bu örnekleri insanlar için veriyoruz; fakat onları ancak alimler anlayabilirler.” (Ankebut, 29/43)

Ayette söz konusu olan örnekler, güçlükle anlaşılabilen şeyleri kolayca anlaşılabilir hale getirmek için verilir. Ancak bu örneklerin güzelliklerini ve yorumunu ancak ilim sahibi olanlar anlayabilir. Bu alimler Allah'tan gelen mesajları anlarlar ve ona itaat ederler. Bu ayet ilmin akla göre daha üstün olduğunu göstermektedir. Çünkü bizden daha iyi alim olan birisi aynı zamanda akıllıdır, fakat her akıllı olan alim olmayabilir.

“Kullar içinde ancak alimler Allah'tan (gereğince) korkarlar. Kuşkusuz Allah güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.” (Fatır, 35/28)

Allah'ı görmeden O’ndan hakkıyla korkanlar ancak O’nun üstün sıfatlarını ve güzel işlerini bilenlerdir. Çünkü korkunun dayanağı korkulan şeyi tanımak ve durumunu bilmektir. Bu nedenle Allah Teâlâ'yı daha çok tanıyan ondan daha çok korkar. Nitekim Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah'a andolsun ki ben, Allah'tan en çok korkanınız ve O’ndan en çok sakınanızım.” (Buhari,Müslim)

Allah, kendisinden korkanları bağışlar. Bu mesaj, Allah Teâlâ'nın sapıklığında ısrarlı olanı cezalandıracağını ve günahlardan tövbe edeni bağışlayacağını vurgulama ve böylece O’ndan neden korkmamız gerektiğini belirtmektedir. Böyle bir niteliğe sahip olandan korkmak gerekir. Buna göre mümin, Allah'tan en çok korkan biri oluncaya kadar ilim tahsil etmelidir. Çünkü insanın ilmi arttıkça Allah'tan korkusu da artar.

Ancak insanlar kendilerini yeterli görerek azarlar. Bildikleri şeyleri, ellerindeki maddi servetleri kendilerinin elde ettiklerini düşünerek, Allah'a karşı böbürlenirler. Ancak bu eylemleri kınanmıştır ve sevilen bir şey değildir. İbn Mesud (ra) der ki: “İki grup insan hiç doymaz. Bunlar ilim aşıkı olan  ve dünya malını sevendir. Bu iki kişi birbirine denk değildir. İlim aşıkı günden güne Allah'ın rızasına kazanırken, dünya malı sevdalısı ise günden güne azar.” Bu nedenle İslam ilmi över, dünya malı sevgisini ise kınar. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Ya Rabbî! Azdıran zenginlikten, unutturan fakirlikten sana sığınırım.”

“Peygamberlikten daha üstün bir mertebe yoktur. Dolayısıyla bu rütbeye mirasçı olmak şerefinden daha büyük bir şeref de yoktur. Müminlerin en faziletlileri o alim kimselerdir ki, kendileri ihtiyaç duyulduğu zaman faydalı olur ve kendilerine müracaat edilmediği zaman da gönül zenginliği ile davranırlar.” (Deylemî,  Müsnedü’l Firdevs, 6742)

“Peygamberlik derecesine en yakın kimseler alimlerle mücahitlerdir. Çünkü âlimler peygamberlerin getirdiği tebliği halka sunarlar. Mücahitler de peygamberlerin getirdiği tebliğ uğruna kılıçları ile savaş veriler.” (Hadis)

“Kıyamet günü alimlerin mürekkebi şehitlerin kanı ile tartılır.” (Hadis)

“Son durağı Cennet oluncaya kadar alimler ilme doymaz.” (Hadis)

 

Hadis No 16

 

* من يرد آلله به خيرا يفقّهه في الدّين.* (رياض الصّالحين، العلم، 1405)

 

Muaviye’den rivayet olunduğuna göre Resulullah (sav)  şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ her kimin hayrını murat ederse, onu dinde alim ve fakih kılar.” (Riyâzü’s-Sâlihîn, İlim, 1405)

İlim sahibi olmak insan için büyük bir nimettir. Bu nimeti veren Allah'tır. Allah Teâlâ hayrını murat ettiği kullarına ilim sahibi olmayı nasip eder. Bu büyük bir fazilettir. Birçok ayet ve hadislerde ilim sahibi olmak ve onu insanlara tebliğ etmek  övülmüştür.

“Hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verilirse, muhakkak ona çok hayır verilmiştir. Olgun akıl sahiplerinden başkası düşünmez.” (Bakara, 2/269)

Allah Teâlâ hikmeti, yani Kur'an öğütlerini, kullarından dilediğine, gücünün derecesi ve ilminin genişliği oranında verir. Yani Kur'an'daki öğütleri açıklar ve onlarla amel etmeye muvaffak kılar. Bunlara dünya ve ahiret konusunda çok hayır verilmiştir. Bunu, kendilerine hikmet verilen ve öğüt alma yeteneği olan olgun akıl sahipleri anlayabilirler. Bunlar her türlü vehimden arınmış, heves ve arzularına boyun eğmekten uzak sağlam akıl sahipleridir.

“Allah'ın sağ eli doludur. Hiçbir harcama onu eksiltmez. Gece ve gündüz boyu durmaksızın akar, yani harcar. Göklerin ve yerin yaratılışından bu yana infak ettiklerini bana bildirir misiniz? Bu onun sağ elindekini asla eksik etmemiştir. O’nun arşı su üzerindedir. Öteki elinde de kabz (tutup alma) vardır. Bununla dilediği zaman yükseltir, dilediğinde de alçaltır.” (Buhari, Müslim)

Müminin görevi Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak ve fakirlere cömert davranmaktır. Şeytanın kendisine verdiği fakirlik ve yoksulluk korkusu ile ilgili vesveseyi uzaklaştırmalıdır. Çünkü rızıkların anahtarları Allah'ın elindedir. Mutlak anlamda veren ancak odur.

“Yalnız iki haslet gıpta edilmeye değer. Bunlar da , Allah’ın kendisine ihsan buyurduğu malı hak uğrunda sarf ve infaka muvaffak olan kimse ile, Allah’ın kendisine vermiş olduğu ilim ve hikmetle hükmeden ve onu halka öğreten adamdır.” (Buhari, Müslim)

Dinde geniş bilgi elde etmek aslında ahiret ilmi elde etmek demektir. Ahiret ilmi hem muamele ve hem de mükaşefe ilmini kapsar. Muamele ilmi Allah'a nasıl yaklaşacağını, O’ndan ne yapılırsa uzak kalınacağını bildiren ilimdir. Bu ilme organların ve kalplerin yaptıkları da girer. Mükaşefe ilmi ise, “Alimin abide olan üstünlüğü, benim ümmetime olan üstünlüğüm gibidir” hadisinde belirtilen husustur. Astronomi ilmini de kıbleyi ve namaz vakitlerini tespit edebileceği kadar öğrenmesi caizdir. Hastalıkları tedavi edecek kadar tıp ilmi öğrenmesi gerekir.

Eşbah adlı eserde şöyle söylenir: “İnsanın dinini yaşayabilmesi için gerekli olan bilgileri öğrenmesi farz-ı ayındır. Başkalarına faydalı olacak olanı öğrenmesi farz-ı kifayedir. Fıkıh ilminde ve gönül ilminde derinlemesine bilgi sahibi olması da menduptur. Göz boyama, kumla fala bakmak ve büyü gibi şeyler haramdır. Şairlerin kahramanlık ve gazel türünden şiirleri mekruhtur. Manası bozuk olmayan şiirler de mubahtır.”

“Ve Rabbim, benim ilmini artır de” (Taha, 20/114)

Allah'ın ilminin sonu yoktur. Dolayısıyla insan bilgisini daima artırmayı talep etmelidir. Bu bilgi onun imanını ve yakîn bilgisini artırır. İbn Mesud (ra) bu ayeti okuyunca der ki: “Yarabbi benim imanımı ve sana olan yakînî bilgimi arttır.”

“İşte misaller, Biz onları insanlar için beyan ediyoruz. Alim olanlardan başkası onları anlamaz.” (Ankebut, 29/43)

Ebu Derdâ’dan (ra): “Yer ve gök ehli alim için Allah'tan mağfiret diler. İnsan kendiyle meşgulken, yer ve gök meleklerinin kendisi için istiğfarı şüphesiz en büyük şereftir.”

“İki haslet vardır ki bunlar münafıkta bulunmaz: güzel siret ve ahlak ile din ilmi.” (Tirmizi)

“İman çıplaktır, elbisesi takva, süsü utanmak, meyvesi ise ilimdir.” (Hakim)

“Bir kabilenin ölümü bir alimin ölümünden iyidir.” (Hadis)

“Dinde alim olanı Allah korur ve ummadığı yerden rızkını verir.” (Hadis)

“Ümmetimden iki sınıf düzelirse bütün insanlar düzelmiş olur; bozuldukları vakit bütün insanlar bozulur. Bunlar amirler ile alimlerdir.” (Hadis)

 

Hadis No 17

 

*ومن سلك طريقا يلتمس فيه علما سهّل آلله له طريقا إلى الجنّة.* (رياض الصّالحين، العلم، 1410)

 

Ebu Hureyre (ra) dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sav)  şöyle buyurmuştur: “Her kim ilim tahsili için bir yola sülük ederse, bu yüzden Allah Teâlâ ona cennete gidecek yolu kolaylaştırır.” (Riyâzü’s-Sâlihîn, İlim, 1410)

Çünkü ilim insanı cennete ulaştıracak sebeplerin başında gelir. Şüphesiz melekler de ilime talip olanlara, hoşlandıklarından dolayı, kanat gererler. Göklerde ve yerde bulunan varlıklar, hatta sudaki balıklara varıncaya kadar hepsi ilim adamları için Allah'tan af ve mağfiret dilerler.

“İlim tahsili için sefere çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır.” (Tirmizi)

Hz. Ebu Hureyre (ra) Peygamberimizden (sav) şunu rivayet etmektedir: “Sadakanın en üstünü kişinin bir ilmi öğrenip sonra da onu Müslüman kardeşine öğretmesidir.”

Müminlerin faydalı ilimleri öğrenmek için seyahat etmeleri övülmüştür. Hz. Câbir (ra) tek bir hadis elde etmek için Medine'den Mısır'a gitmiştir. Bu nedenle hiçbir kimse ilim için yolculuk yapmadıkça kamil sayılmaz.

“Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.” (Nahl, 16/43)

Bu ayette bilinmeyen bir şeyin alimlere ve ilim sahiplerine sorulması gerektiğine işaret edilmektedir. Bu konuda şöyle bir rivayet gelmiştir: “Hikmet müminin kaybolmuş malıdır, onu nerede bulursa alır.” Dolayısıyla müminin tıpkı yitirdiği bir malı araması gibi hikmeti araması gerekir.

“Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.” (Mücadele, 58/11)
“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi yaptığından sorumludur.” (İsra, 17/36)

Bu ayette, insanın bir kötülüğü yapmak üzere niyetlenip kararlı olmasından dolayı sorumlu tutulacağına dair bir işaret vardır. “Lakin kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar.” (Bakara, 2/ 225) ayetinde de benzer husus belirtilmektedir. Örneğin kibir, haset, nifak ve dünyayı sevmek gibi kalbin kötü amellerinden, insanın kendi arzu ve iradesiyle yapmak azminde bulunduğu şeylerden sorguya çekilirler. Fakat ihtiyarı olmayan düşünce ve azimlerden dolayı sorumlu tutulmaz. Peygamberimiz (sav)  “Ümmetimin içlerinden geçirdiklerini kötü niyetleri affedilmiştir” buyurmuştur. Aynı şekilde insanın içinden gelip geçen kötü şeyler, söylenmedikçe veya yapılmadıkça onlardan dolayı sorumlu olunmaz denilmiştir. Bazı alimler bunda, Mekke ve Medine'dekileri hariç tutmuşlardır. Bu nedenle Abdullah bin Abbâs (ra) ikametgah olarak ihtiyaten Taifi seçmiştir.

Bahrü’l-Ulûm’da şöyle denilmiştir: “Sanki Allah; kalp, göz ve kulak ile ilgili olan bilinmeyen şeyleri yasaklamakta; dinlenilmesi caiz olmayan şeyleri dinleme; bakılması caiz olmayan şeylere bakma; kast edilmesi caiz olmayan şeyleri kastetme demiştir. Çünkü bunların her birinden dolayı Allah sahibini sorunu tutacaktır, cezalandırılacaktır.”

Peygamber (sav) zahir ve batın olmak üzere iki çeşit ilim miras bırakmışlardır. Zahiri ilim, sahabenin Hz. Muhammed'in fiil ve sözlerinden elde ettikleri, amel edene faydalı bir ilimdir. Tabiin ve selefi imamlar bu ilme tabii olmuş, bu ilmi tahsil edip öğrenmiş ve onunla amel etmişlerdir. Kitap, sünnet, tefsir, fıkıh ve buna bağlı ilimler bunlardandır. Batın ilmi ise Hz. Muhammed'in herhangi bir vasıta ve Cebrail olmaksızın Allah’ın kendisine öğrettiği marifet ilmidir. Hakikatte ilimden kasıt bu marifet ilmidir. Bu ilim öyle bir özelliğe sahiptir ki, Peygamberin velayet kadehinden bir yudum içenleri, bir daha vazgeçmemek üzere, iç yakıcı bir taleple peşine düşürmüştür. Bu sebeple “Allah'ın benim
kalbime indirip, benim de onu Ebu Bekir'in kalbine dökmediğim bir şey yoktur”
buyurulmuştur.

“Kıyamet gününde üç sınıf insan şefaat eder. Bunlar peygamberler, sonra alimler ve sonra da şehitlerdir.” (Hadis)

Hz. Ali (ra)  şöyle demiştir: “İlim maldan hayırlıdır. Çünkü malı sen koruyacaksın, fakat ilim seni korur. İlim hakim, mal mahkumdur. Mal sarf etmekle azalır, ilim sarf ettikçe  çoğalır.”

 

Hadis No 18

 

*فضل العالم على العابد كفضلى على ادنا كم.* (رياض الصّالحين، العلم، 1416)

 

Ebu Ümâme (ra) şöyle rivayet ediyor: Resul-i Ekrem (sav) bir gün şöyle buyurmuştur: “Bir alimin abide karşı fazileti, benim size nazaran üstünlüğüm gibidir.” (Riyâzü’s-Sâlihîn, İlim, 1416)

Aynı şekilde bazı hadislerde de şöyle buyrulmaktadır: “Bir alimin abid üzerine üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Allah Teâlâ ve melekleri, gökler ve yer halkı, hatta yuvasındaki karınca ve denizlerdeki balıklara varıncaya kadar her şey, insanlara hayır ve iyilikleri talim edenler üzerine rahmet, istiğfar ve dua ederler.” (Tirmizi)

İlim sahibi olmak (alim olmak) devamlı ibadet etmekten (abid olmaktan) daha hayırlıdır. Çünkü ilim insanı Allah'a daha kolay ve çabuk yaklaştırır. İlim sayesinde insan, Allah'ın yarattıkları hakkındaki hakikati görür. İbadetlerle de Allah'a yaklaşılır. Fakat bu ilim kadar güçlü olmaz. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)  bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Bir saatlik tefekkür, kırk günlük nafile ibadetten daha hayırlıdır.” İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Resulallah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Tek bir fakih, şeytana bin abidden daha yamandır.” (Tirmizi)

“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri hakkıyla öğüt alır.” (Zümer, 39/9)

Mümin “korku” ile “ümit” arasında olmalıdır. Rabbinin rahmetini, O’nu tanıdığı ve iman ettiği için umarken, amelinde ki kusurdan dolayı azabından da çekinir. Ümit haddi aşınca “emin olmaya” dönüşür. Korku ise haddi aşınca “ümitsizlik” olur. Bunların her ikisi de küfürdür.

Amellerin gerçek yüzünü bilip de gereğini yapan kimse ile, onları bilmedikleri için bir kafir gibi bilgisizliğin ve sapıklığın doğrultusunda amel edenler aynı olur mu? Bunlar aynı olmadıkları aşıkardır.

Bu ayette ilmin fazileti ifade edilmektedir. Amel etmeyen alimler ise tahkir edilmektedir. Bunlar yüce Allah'ın katında cahil kimselerdir. İbadet eden alimler ise akıl ve sağlam bir anlayış sahibidirler.

Bir hadiste Resulallah (sav): “ İlim öğrenmek her Müslümana farzdır” (Taberani, İbn Mace) buyurmuştur. İmam Gazali  İhya adlı kıtabında bu hususta şöyle demektedir: “Her Müslümana farz olan ilmin ne olduğu hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. Kelam alimleri bu ilmin Allah'ın tevhidi kendisi ile kavranıldığı, O’nun zatı ve sıfatları kendisi ile bilindiği için kelam ilmi olduğunu söylemişlerdir. Fıkıh alimleri ise ibadetler, helal ve haram kendisi vasıtasıyla bilindiği için bu ilmin fıkıh ilmi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Tefsirciler ve hadisçiler ise bütün ilimlere ulaştırdığı için bunların kitap ve sünnet olduğunu söylemişlerdir. Kısacası her bir zümre kendi meşgul olduğu ilim dalının vacip olduğunu ifade etmiştir. Doğru olan insanın öğrenmeye muhtaç olduğu her dini ilmin farz olduğudur. Bunun içine tevhid ilmi dahil olduğu gibi fıkıh, hadis ve benzer ilimlerde dahildir.”

Hadis metinde yer alan “her Müslümana” ifadesi gerek erkek, gerek kadın her mükellefe demektir. Kastedilen ise insanın bilmemesinin caiz olmadığı ilimlerdir. Dil ile şehadet getirmek, kalp ile ikrar etmek ve öldükten sonra tekrar dirilmenin hak olduğuna ve benzeri şeylere inanmak ve sonra ibadetlerle ilgili bilinmesi gerekli şeylerin bilgisi ile alışveriş gibi yaşamanın kurallarına ait meselelerin bilgisi de buna dahildir.  Şer’i bir mesele ile meşgul olan herkesin bunun ilmini öğrenmesi farzdır. Kalbin tevekkül, inabe, huşu ve rıza gibi durumlarının bilgisi de buna dahildir. Ve yine cömertlik, cimrilik, korkaklık, cesaret, kibir, tevazu, iffet, açgözlülük, israf, pintilik ve benzeri ahlak ilimlerini bilmek te farzdır. Resulallah (sav): “Faydası olmayan ilimden Sana sığınırım” demiştir. Burada kastedilen ilim, kişiyi yasaklanan şeylerden alıkoymayan, emredilen hususlara götürmeyen ilimdir.

Alimler zahir ilmi bilenler, batın ilmi bilenler ve hem zahir ve hem de batın ilmi  bilenler olmak üzere üç kısımdır. Fakat sonuncusu pek azdır. Bu nevi alimler her asırda bütün dünyada beş kişiden daha fazla olmazlar. Bunlardan sadece birisinin bereketi doğudan batıya bütün dünyaya ulaşır. Bu zamanın kutbudur. Bütün alemdekiler onun devletine ve hikmetinin gölgesini sığınmıştır. Bu kimse Peygamberimizin kendisiyle iftihar ettiği âlimdir ki, “Ümmetimin alimleri İsrailoğulları'nın peygamberleri gibidirler” buyurmuştur. Peygamberlerin gerçek anlamda mirasçıları bu alimlerdir. Bunlar zâhir ve bâtın ilimlerinde mirasını peygamberlerden almışlardır ki “Alimler peygamberlerin mirasçılarıdır” buyurulmuştur.

 

Hadis No 19

 

*إنّ من أشراط السّاعة  أن يرفع العلم، ويثبت الجهل، و يشرب الخمر، و يظهر الزّنا.* (البخاري، العلم، 70)

 

Enes (ra),  Hz. Peygamberin (sav) şöyle dediğini rivayet etmiştir: “İlmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın yaygınlaşması kıyamet alametlerindendir.” (Buhari, İlim, 70)

Kıyamete yakın zamanda ilim ortadan kalkacak ve cehalet ortalığı saracaktır. İlmin ortadan kalkması gerçek alimlerin ölmesi ve yerine geçenlerin ise cahil olmaları nedeniyle olacaktır. Bugün de bu alametleri yaşamaktayız. Bilinen gerçek alimler öldükçe, yerlerine maalesef işin ehli olmayan kişiler geçmektedir. Bu da bir kader-i ilahidir. Kıyametin yaklaştığını işaret etmektedir.

Bu konuda başka hadisler de rivayet edilmiştir. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre, Hazreti Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “İlim kabzedilecek, cehalet ve fitneler yayılacak, herec çoğalacak.” Hz. Peygamber'e “Herec nedir ey Allah'ın Resulü?” diye sordular. Hz. Peygamber eli ile ölümü kasteder gibi işarette bulunarak, “İşte budur” dedi.

Bugünlerde bu hadislerin hükmü yaşanmaktadır. Çünkü gerçek ilim saptırılmakta, cehalet ve fitneler ortalığı sarmaktadır. Ölen ne için öldüğünün, öldüren de ne için öldürdüğünün şuurunda değildir. Bir kaos ortamı yaşanmaktadır. Bütün bunlar kıyametin yaklaştığının habercileridir.

Ebu Hureyre rivayet ediyor ki, Resulallah (sav) şöyle buyurdu: “Kim bir ilimden sorulur, o da bunu ketm edip söylemezse, kıyamet günü ateşten bir gem ile gemlenir.” (Ebu Davud)

“Yanında bir miktar ilim olan kimseye nefsini zayi etmesi münasip düşmez.” (Buhari)

“İnsanlardan ilk kaldırılacak olan ilim huşudur. Büyük bir camiye girip huşu üzere olan tek şahsı göremeyeceğiniz vakit yakındır.” (Tirmizi)

“(Musa) Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım.” (Bakara, 2/67)

Allah'ın emrinin tebliği karşısında alaya kalkışmak gerçekten bilgisizlik ve aptallıktır. Bu ayet, dinle ilgili konuda alay etmenin büyük günahlardan olduğuna işaret eder.

“Hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verilirse, muhakkak ona çok hayır verilmiştir. Olgun akıl sahiplerinden başka düşünmez.” (Bakara, 2/269)

Yemek içmekten kesilen hasta misali gibi, ilim ve hikmetten mahrum kalp de ölüme mahkumdur. Bu söz doğrudur. çünkü vücudun gıdası yemek içmek olduğu gibi, kalbin gıdası da ilim ve hikmettir. Kalp te bunlarla yaşar. İlimsiz kalp ölüme mahkumdur. Fakat aşırı korku yaranın acısını duyurmadığı gibi aşırı dünya sevgisi de bu hissi iptal etmiştir. Ölüm dünya telaşesini kaldırınca, ayılan sarhoş veya korkuyu atan insanın sızılarını acı acı duyması gibi, bu hastalık da bütün çıplaklığı ile ortaya çıkar. İnsan helak olduğunu anlar, tahassür içinde kalır. Fakat ne fayda, nitekim “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” buyurulmuştur. Fakat bu son nedametin fayda vermeyeceği ifade edilmiştir.

Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir: “Ey insanlar! İlim öğrenin, Allah Teâlâ hüsnü niyetle okuyanlara yücelik hilatını giydirir, hataları varsa bu hilatını geri almamak için kendisine üç defa hitap eder, bu hatalar ölünceye kadar devam etse de yine böyle olur” demiştir.

 

Hadis No 20

 

*من تعلّم علما ممّا يبتغى به وجه آلله عزّ و جلّ لا يتعلّمه إلاّ ليصيب به عرضا من الدّنيا لم يجد عرف الجنّة  يوم القيامة يعنى ريحها.* (رياض الصّالحين، العلم، 1420)

 

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Cenabı Hakk'ın rızası aranan bir ilmi, sırf dünya metâına nail olmak için öğrenen bir kimse, kıyamet gününde cennetin kokusunu bile duymaz.” (Riyâzü’s-Sâlihîn, İlim, 1420)

Ancak hadiste, bir kimse Allah rızası için ilim tahsil edip de istemeyerek dünyalığa da nail olursa, bunda bir mahsur olmadığına işaret buyurulmuştur.

Bugün de maalesef toplumumuzda dünya menfaati için ilim tahsil edildiğine şahit oluyoruz. Para kazanmak için dini saptıran kitaplar yayınlanmakta, insanlar yaldızlı sözlerle gerçek İslam düşüncesinden uzaklaştırılmaktadır. Ancak bunları yapanların yanına hiçbir kâr kalmayacaktır. Çünkü yukarıdaki hadis gereği, bunları yapanlar yarın cennetin kokusunu bile duyamayacaklardır.

İbn Ömer (ra) diyor ki: Resulallah buyurdu ki: “Cühela takımı ile münakaşaya veya ulemaya karşı böbürlenmeye veya halkın dikkatini kendine çekme kaygısı ile ilim talep eden ateştedir.”

Eğer ilim ehli, ilmi koruyup ona layık olanlara vermiş olsalardı, ilim sayesinde devirlerinin insanlarına efendi olacaklardı. Ne var ki onlar ilmi, dünyalıklardan menfaat sağlamak için ehl-i dünya için harcadılar. Dünya ehli de alimleri aşağıladılar. Halbuki Peygamber şöyle dedi: “Kimin tasası sadece ahiret olursa, dünya tasalarına Allah kifayet eder. Kim de dünya tasalarına kendini kaptırırsa, dünyanın hangi vadisinde helak olduğuna Allah aldırmayacaktır.”

“Ümmetimin helak olması iki şey yüzünden olur. İlmi terk etmek ve mal toplamak.” (Hadis)

“Ya alim ol, ya talebe ol, ya dinleyici ol, ya da ilmi sevenlerden ol. Beşinci olma; yani ilimden hoşlanmayanlardan olma ki, helak olmayasın.” (Hadis)

“İlmin maruz kalabileceği afet, kendini beğenmişliktir.” (Hadis)

İmam-ı Şafi buyuruyor ki: “Kim Kur'an-ı Kerim'i öğrenirse değeri yükselir, kim fıkıh öğrenirse önemi artar ve kim hadis öğrenirse inandırma gücü artar, kim matematik öğrenirse görüşü çoğalır, kim az bilinen gerçekleri öğrenirse huyu yumuşar. Kim izzeti nefis sahibi olmazsa ilmi ona fayda vermez.”

Hasan İbn Ali der ki: “Kim alimlerle çok düşüp kalkarsa dilinin bağı çözülür, zihnindeki bulanıklıkları giderme imkânına kavuşur, nefsinde beliren gelişme hoşuna gider, bildiklerine karşı güveni artar ve öğrendiklerini dile getirmede cesaret kazanır.”

Peygamberimiz buyuruyor ki: “Cehaletten daha ağır fakirlik olmaz.”

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “İlim meclisinde bulunmak, bin rekat namaz, bin hastayı ziyaret ve bin cenazeyi teşyi etmekten daha kıymetlidir.” Buyurduklarını dinleyenler “Ey Allah'ın Resulü Kur'an okumaktan da hayırlı mıdır?” diye sorunca Peygamber Efendimiz cevaben “Kur'an ilim ile fayda verir, manası anlaşılmayan bir fayda sağlamaz” buyurmuştur.

İbn Cevzi (ra): “İslamiyeti yaşatmak için okurken ölen kimse ile peygamberler arasında bir derecelik fark vardır.”

Ebu Mansur (ra) :“İnsanlara öğretmek için ilimden bir mesele öğrenen kimseye yetmiş Sıddık sevabı verilir.”

 

Hadis No 21

 

*يتكاثر المتعبّد الجاهلين والعلماء الفاسق في وقت آخر*  (حاقيم، مستدرك، 4/315)

 

“Ahir zamanda cahil ibadetliler ile fasık alimler çoğalır.” (Hâkim, Müstedrek, 4/ 315)

Bu konuda Peygamberimizin şu hadisi de söz konusudur: “Allah Teâlâ Hazretleri, (verdiği) ilmi kullarının hafızalarından silmek suretiyle değil, lakin ilim adamlarının ölmesi ile alır (ulemanın azalmasıyla ilim de münkariz olur). Öyle ki, ortada alim kalmayınca, halk kendilerine birtakım cahilleri baş edinirler. Onlara, dini bir mesele sorulur da, bilmedikleri halde, fetva vererek hem kendileri dalalete düşerler hem de istifta edenleri (fetva isteyenleri) dalalete sevk ederler.” (Buhari, Müslim)

Bugün yaşadığımız zaman ahir zamandır. Yani kıyamete yakın bir zamandır. Bunu gösteren birçok işaretler vardır. Bu işaretlerden biri de yukarıdaki hadistir. Çünkü günümüzde cahil ibadet edenler çoğalmaktadır. Bilmeden, aslını öğrenmeden sırf etrafta gördükleri ile ibadet eden insanlar artmaktadır. Bu insanlar Allah'ın emir ve yasaklarının tam olarak neler olduğunu düşünmeden yaşamaktadırlar. Kendilerini bu konuda hiç yormadan çeşitli hocaların fikirleri peşinde koşmaktadırlar. Fakat bu hocaların çoğu fasıktır. Amaçları yalnız dünya menfaati elde etmektir. Bu amaç için Kur'an ayetleri ve hadislerinin anlamlarını heva ve heveslerine göre değiştirmektedirler. Böylece hem dinleyenler hem de anlatanlar gerçek İslam yolundan çıkmış olmaktadırlar. Bu her iki taraf için de büyük bir vebaldir ve yarın ahirette ise kendileri için büyük bir kayıp olacaktır.

İbn Mesud (ra) : “Sen bir cemaate akıllarının almayacağı bir şey söylersen mutlaka bu bir kısmına fitne olur.” (Müslim)

“İşte, bilmeyenlerin kalplerini Allah böyle mühürler.” (Rum, 30/59)

Bu ayete göre, ilim tahsil etmeyip inandıkları hurafelerde ve uydurdukları asılsız şeylerde ısrar edenlerin kalpleri, inkarı tercih etmelerinden dolayı Allah tarafından mühürlenmektedir. Yani kalpleri artık hiçbir doğruyu duymaz ve akıl edemez. Buna göre katmerli cehalet Hakkı anlamaya engel olur ve doğru olanı yanlış olarak değerlendirir.

“Kıyamet günü en ağır azaba çarptırılacak olan kimse, Allah'ın ilminden kendisine fayda bağışlamadığı alimdir.” (Taberânî)

“İnsan ilmi ile amel etmedikçe âlim olmaz.” (Münavî)

“İlim ikidir; biri sözle dile getirilen ilimdir, bu Allah'ın insanlara bağışladığı açık delildir; öbürü kalp ilmidir ki fayda veren ilim budur.” (Beyhakî)

“Alimlere üstünlük taslamak, aptallar ile çatışmak ve halkın dikkatlerini üzerine çekmek maksadıyla ilim öğrenmeyiniz. Böyle yapanların yeri cehennemdir.”  (Hadis)

“Kim bildiğini kendisine saklarsa Allah onun ağzına ateşten gem vurur.” (İbn Mace)

“Kim bilgice gelişir, fakat hidayet yönünden gelişmezse, günden güne Allah'tan daha da uzaklaşır.” (Minâvî)

İlmin önemi çok büyüktür. Alim ise ya ebedi bir helak veya ebedi bir saadet ile karşı karşıyadır. Hz. Ömer (ra):  “Bu ümmet hesabına en korktuğum şey münafık alimlerdir”. Dinleyenler “Münafık nasıl olur?” diye sorarlar. Hazreti Ömer onlara “lafla bilgili fakat kalp ve ameli cahil kimselerdir” diye cevap vermiştir.

Hasan el Basrî (ra) : “ Alimlerin bilgisini ve hikmet sahiplerinin incilerini biriktirdiği halde, tatbikatta aptalların çığırından gidenlerden olma.”

Adamın biri Hz. Ebu Hureyre’ye (ra)  “İlim öğrenmek istiyorum, fakat bir yandan da ona ihanet etmekten korkuyorum” der. Ebu Hureyre de ona “ilimden uzak kalmak ona ihanet etmeye kâfidir” buyurur.

İbrahim İbn Uyeyne’ye (ra)  “En uzun pişmanlık çekenler kimlerdir?” diye sorarlar. O da “Dünyada nankörlere iyilik edenler, ölürken de (doğru yoldan) sapmış alimler” diye cevap verir.

Hasan el Basrî (ra) der ki: “Alimlerin en büyük cezası kalplerinin ölmesidir. Kalplerinin ölmesi de ahiret ameliyle dünyayı istemektir.”

“Hiç şüphesiz münafıklar cehennemin en alt katındadırlar.” (Nisa, 4/45) Çünkü onlar Hakkı bilerek inkar etmişleridr.

İlim Cenab-ı Hakk’ın sıfatıdır ve Hakk’a yaklaşmanın en şerefli vesilesidir. İlim vesilesiyle yüce derecelere ulaşılır ki “Kendilerine ilim verilenleri ise derecelerle yükseltsin” buyrulmuştur. Ancak ilmin şartı korku ve haşyettir. Bütün ilimlerin başı Allah korkusudur. Hakk Teâlâ alimi haşyet sahibi olan ve Allah'tan korkan kimse olarak tanımlamıştır ki, “Kulları içinde Allah'tan ancak alimler korkar” (Fatır, 35/28) gelmiştir. İlim arttıkça haşyet de artar. “Allah'ı en iyi bileniniz ve O'ndan en çok korkanınız benim” buyurmuştur Allah Resulü.

Korku ve haşyetin işareti ise ilimde amel, onu ahirette derecelerin yükselmesini vesile kılmaktır; mal toplama, dünyevi makam ve behimi nimetler elde etme aracı değildir. Bu şekilde amel etmeyen, ilmi dünyevi mal ve makam elde etmeye vesile eden kimse gerçekte alim değil cahildir.

Hakikatte din ve ümmet içinde facir alim ile cahil zahid vasıtasıyla meydana gelen afetin başka bir şey tarafından meydana getirilmesi mümkün değildir. Müminlerin Emir'i Hz. Ali (ra) bu nedenle şöyle demiştir: “İslam'da günahkar alim ve bid’atçı zahitten başkası beynimi bitirmemiştir. Günahkar alim günahları sebebiyle insanların ilme yönelmesini engel olur. Bid’atçı zahit ise uydurduğu bid’atlar sebebiyle halkı kendisine cezbeder.”

 

Yorum ve Eleştirileriniz için :   yorum@ilimvetasavvuf.com

Ana Sayfa          Hadis Şerhleri

 

Hadis Şerhleri  -  3. Bölüm

Yayınlama Tarihi : 30.06.2020