Hacı Bayramı Velî (ks) günümüze kadar etkisini sürdüren önemli tasavvuf şeyhlerinden birisidir. Kendisinin tasavvuf dünyasında önemli kılınmasının nedeni, uygulamış olduğu tasavvuf anlayışının bütün çağlarda uygulanabilir olmasıdır. Bu nedenle Hacı Bayramı Velî başta Ankara olmak üzere, Anadolu’nun hem maddi ve hem de manevi gelişimine çok büyük katkıları olmuştur.

Hacı Bayramı Velî insanların tasavvufla kazanacakları en yüksek mertebelere erişebilmeleri için onları her zaman diliminde ve her toplumda geçerli olacak olan değerlerle donatmaya çalışmıştır. Tasavvuf, insanların hayatlarında ulaşabilecekleri en son ve en mükemmel safhadır. Ancak tasavvufa erişmek için sitemizin sloganı olan, “Üç Güzellik: İman, İlim, Tasavvuf” ilkesine göre, önce iman, sonra ilim ve sonra da tasavvuf gelmektedir. Hacı Bayramı Velî bu ilkeleri uygulayan en önemli mutasavvıflardan biridir. Hacı Bayramı Velî bu üç safhayı  insanların öğrenmeleri ve  yaşamaları için çalışmıştır. Onları imana davet etmiş, verdiği derslerle ilim öğretmiş ve onların tasavvufi olgunluğu kazanması için hayatın temel değerleri olan kendini bilmek, çalışmak, ilim sahibi olmak, sabırlı olmak, paylaşmak gibi Allah Teâlâ’nın temel emirlerinin uygulanması için onları eğitmiştir.

Hacı Bayramı Velî bu yolda birçok öğrenci yetiştirmiştir. Dergahında her gün sabah ve yatsı namazlarından sonra zikir meclisleri kurmuş; öğlen vakitlerinde camide tefsir, fıkıh, hadis, kelam, felsefe ve tasavvuf sohbetleri düzenlemiştir. Hacı Bayramı Velî yalnız yaşadığı süre içinde öğrenci yetiştirmiş değildir. Öldükten sonra da ruhu, birçok Allah dostuna ledün ilmini öğretmek için Allah Teâlâ tarafından görevlendirilmiştir. O, bu görevini halen de devam ettirmektedir. İnşallah kıyamete kadar da devam edecektir.

Hacı Bayramı Velî, Allah dostlarının uğradıkları haksızlıklara da müdahale etmiştir. Onlara zor durumlarında manevi kişiliği ile yardım etmiştir. Buna aşağıdaki iki örneği verebiliriz:

● İslam tarihçisi olan Mustafa Asım Köksal’ın yanında, o zamanların Eskişehir müftüsü hakkında iftiralar atılmıştı. Mustafa Asım Köksal bu iftiralara inanır ve “din adamı böyle mi olur, yazıklar olsun” diye hayıflanırdı. Ancak bir gece rüyasında Hacı Bayramı Velî kendisine gözükür ve sert bir şekilde şöyle der: “Eskişehir müftüsü Allah dostudur!”  Bu söz Asım Köksal’ın kulağında yer eder ve uyandığında hâlâ kulağında çınlamaktadır. Bu rüya üzerine Eskişehir müftüsünü araştırmaya başlar. Onu tanıyanlara ve yakınlarına sorduğu zaman müftünün iftira edildiği gibi birisi olmadığını, tam tersine herkes tarafından sevilen, sayılan, ahlâklı birisi olduğu kanaatine varır. Bu şahıs yani müftü, aynı zamanda Bayramiyye tarikatına mensup birisiymiş. Burada görüldüğü gibi Hacı Bayramı Velî, müritlerine daima yardım ve hizmet etmeyi kendisine bir görev kabul etmiştir.

● Hacı Bayramı Velî’nin kendisine ledün ilmi öğrettiği talebesi Hakkı Şiştar tek partili dönemde, bir camide hocanın Cuma hutbesinde yanlış ifadeler kullanması üzerine itiraz etmiş, bunun üzerine de imam kendisini devlete hakaretten şikayet etmiştir. Hakkı Şiştar karakola davet edilmiş ve karakolda kendisine haksız ithamlarda bulunulmuştur. Hakkı Şiştar komisere gösterdiği bazı kerametlerden sonra, hocasını yani Hacı Bayramı Velî’yi karakola çağırmış, Hacı Bayramı Velî de bütün ihtişamıyla komiserin odasına girince, komiser düşüp bayılmıştı. Bunu gören polisler koşarak gelmişler ve komiseri ayıltmışlar. “Efendim, bu adam mı yaptı size bunu” diyerek Hakkı Şiştarı yakalamak istemişlerse de, komiser korkusundan “aman bırakın o gitsin, sakın bir tarafına ilişmeyin!" diye emir vermiş. Hakkı Şiştar da selametle oradan ayrılmış (Bkz. Bir Gerçek Velinin Menkibeleri). Bütün bunlar bize Hacı Bayramı Velî’nin müritlerine her zaman için yardımcı olmaya hazır olduğuna göstermektedir. Ne mutlu, onun müridi olan insanlara!

 

Hacı Bayramı Velî’nin Tasavvuf Eğitiminde Öne Çıkardığı Değerler

Değer bir şeyin önemini ölçmeye yarayan, bir şeyin sahip olduğu kıymetini, faydasını tanımlayan bir özelliktir. Değer kavramının çeşitleri vardır. Örneğin sosyal değerler, manevi değerler, ahlâki değerler, evrensel değerler, dini değerler, milli değerler gibi. Buna göre önemli ve kıymetli kabul edilen her şey değer olarak ifade edilebilir.

Değerler, insan hayatının gerek bireysel ve gerekse sosyal hayatı bakımından önemli ve yönlendirici bir etkiye sahiptir. İnsanın bireysel hayatının amacını, eylemlerini belirlemek için bazı değerlere ihtiyacı vardır. Aynı zamanda insanın manevi dünyasının da oluşmasını temin eden bazı manevi değerler mevcuttur.  İnsanı insan yapan bu değerlerdir. Bu değerlerle sosyal hayat düzenlenir, bireyler arası ilişkiler faydalı ve düzenli hale gelir.

Ancak toplumlardaki hayat amaçları farklılaştıkça, değerler de farklılaşmaktadır. Bugün dünyada değerleri esas olarak iki kısma ayırabiliriz.  Bunlar maddi değerler ve manevi değerler. Kapitalist toplumlarda madde temel hedef olarak alındığından, bu toplumların değerleri tamamen maddidir. Bu toplumlarda manevi değerler dikkate alınmaz. Buna karşılık İslam toplumlarında maddi değerlerin yanı sıra manevi değerlere de yer verilmektedir.  Bu farklılık insanların hem dünya hayatlarının hem de ahiret hayatlarının sonuçlarını etkilemektedir. Maddeyi hedefleyen değerlerle yaşayan toplumlarda manevi değerler dumura uğramış, böylece bu insanların ahiret hayatları kararmıştır. Ancak İslam topluluklarında bu değerlerin dengeli olması, Müslümanların  gerek dünya hayatının gerekse ahiret hayatının hedeflerinin bir arada tutarlı bir şekilde gerçekleşmesine imkan sağlamaktadır. Böylece insanlar için hem dünya hem de ahiret hayatının amacı olan mutluluklar kazanılmış olacaktır.

Hacı Bayramı Velî’nin tasavvuf eğitiminde kullandığı değerler, insanların tasavvuftan en yüksek faydayı temin etmelerini sağlamak içindir. O, bu değerleri  bütün müridlerine ve diğer insanlara uygulamak için gayret göstermiştir. Hacı Bayramı Velî’nin önem verdiği ve uygulamaya çalıştığı değerler şunlardır: İman etmek, kendini bilmek, çalışmak, ilim sahibi olmak, sabırlı olmak, paylaşmak.

İman Etmek 

İman, güven duygusu içinde tasdik etmek, inanmak demektir. İslam dininde imanın şartı altıdır: Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete ve kadere iman etmek. İman etmek Müslüman olmanın birinci adımıdır. Yukarıdaki altı iman esasına inanmayanlar Müslüman olamazlar. Müslüman önce kalbine iman duygusunu yerleştirilmelidir. Bu iman duygusunu pekiştirmek ve kuvvetlendirmek için salih ameller yapmalı, Allah’ı çok zikrederek O’nun farzlarını ve emirlerini yerine getirmelidir. Yasaklanan eylemlerden de uzak durulmalıdır. Bu hususlar Kur’an’daki ayetlerde ve  Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde detaylı olarak anlatılmıştır.

İman sahibi olmak insanın ahiretteki kurtuluşu için ilk basamaktır. Bu nedenle Hacı Bayramı Velî derslerinde insanlara, imanın nasıl değerli bir şey olduğunu anlatmıştır. Çünkü iman sahibi olmadan, insanın yapacağı hiçbir eylemin, doğru ve faydalı da olsa, Allah yanında bir değeri yoktur.

“İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar cennet yârânıdırlar. Onlar orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 2/82)

“İmanın yetmiş küsur şubesi vardır. Bunların en üstünü, “Lâ ilâhe illâllâh” (Allah’tan başka ilâh yoktur) sözüdür. En alt derecesi ise, yoldaki eziyet veren şeyleri kaldırmaktır. Hayâ da imanın bir şubesidir.” (Hadis)

Kendini Bilmek

Hacı Bayramı Velî, insanın kendisini bilmesini şu şiiriyle ifade etmektedir:

Bilmek istersen seni

Can içre ara canı

Geç canından bul anı

Sen seni bil, sen seni

Bu şiirde kişinin kendisini tanıması/bilmesi önemli bir değer olarak ifade edilmektedir. Çünkü kendisini bilen, kendi canının içinde olan Allah’ı da bilmiş olur. Allah’ı bilen insan ise O’na itaatte ve ibadette kusur etmez. Bu da o kişinin hem dünyada hem de ahirette mutlu olacağının bir işaretidir. Çünkü eğer insan Allah’ın emirlerine göre dünya hayatını sürdürürse, dünya hayatı kendisi için mutlu bir süreç olur ve yaptığı salih amellerle de ahiret hayatında mutluluk kazanabilir.

Bugün için en önemli şey, insanın hem kendisini hem de çevresini yani tabiatı tanımasıdır. İnsanın çevresini, etrafındaki tabiatı tanıyabilmesi için önce kendi yapısını iyice bilmeli ve bu yapının nasıl olduğunu, nasıl yaratıldığını düşünmeli. Böylece Allah’ı bilme yolunda önemli bir adım atılmış olur. Kendini bilen insan tabiatı da incelediğinde ondaki ilâhi hikmetleri görür. Bu da onun Allah’ı bilmede bir kazancıdır. İnsan hem kendini hem de çevresini tanımakla tevhid anlayışını idrak eder. Zaten insanlardan istenilen de budur.

Çalışmak

Hacı Bayramı Velî’nin insanlara kazandırmak istediği değerlerden biri de çalışmaktır. Ona göre kişi başkasına yük olmamalı, kendi kazancıyla hayatını sürdürebilmelidir. Kendi kazancıyla, toplumdaki diğer insanlarla yardımlaşma ve paylaşma çabası içinde olmalıdır. Bu toplumdaki insanların bir dinamik içerisinde topluca yaşamaları için çok önemli bir husustur.

Hacı Bayramı Velî burçak ekerek geçimini sağlamaya çalışmıştır. Yani kendi el emeğiyle hayatını sürdürmüştür. Hacı Bayramı Velî bu düşüncelerle insanların meslek ve sanat sahibi olmalarını, toprağı işletmelerini öğütlemiş ve böylece üretimin artırılmasını hedeflemiştir. Bu şekilde çalışan bir toplumda insanlar hiçbir zaman fitneye düşmezler. Boş işlerle kendilerini oyalamazlar ve fakir ve zor durumda olanlara karşı, Allah’ın emri olan yardımlaşma hususunu da kendi imkanlarıyla yerine getirmiş olurlar.

Bu konuda Peygamberimizin de hadisleri vardır. Hacı Bayram, bu konuda Peygamberimizi derslerinde örnek göstererek, Peygamberin nasıl kendi özel hayatında çalıştığını, kimsenin sırtından geçirmediğini, kendi işini kendi yaptığını anlatmıştır. Müslümanlar da, başta Peygamberimiz olmak üzere bütün din büyüklerimizi taklit etmek suretiyle, çalışma değerine önem vermeli ve yapabileceği her türlü işi yerine getirmeye gayret etmelidir. Şu bilinmelidir ki muhakkak ki çalışmak, helal yoldan para kazanmak en önemli ibadetlerden biridir. Tasavvuf ehli olmak isteyen bir insan için helal lokma yemek onun manevi dünyasını temizler, masivadan ve haramlardan korur. Böylece Allah’a ulaşma yolunda mesafe kat edebilir.

“İnsan için yalnız kendi çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 53/39)

“Hiçbir kimse kendi elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma asla yiyemez.” (Hadis)

İlim Sahibi Olmak

İlim sahibi olmak bir Müslüman’ın iman sahibi olmasından sonra gelen en önemli görevidir. Çünkü imanını pekiştirmek, hem kendini hem de çevresini tanıyabilmek için ilim sahibi olmak gereklidir. İlim olmadan insanın imanı kuvvetlenmez. Allah’ın yarattığını hikmetleri görünce insanın imanı artar. Allah’ın yarattığını anlamak da ancak ilim vasıtasıyla mümkündür. Bu nedenle ilim İslam’da çok önemli bir yer tutmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in ilk emri “Oku” (Alak, 96/1) dir. İlim sahibi olmak okumakla başlar. Ayrıca bir hadise göre, “İslam alimleri İsrail oğullarının peygamberleri gibidir.” Bu gerçek ilim sahiplerinin nasıl güzel bir mevkide olduklarının işaretidir.

İlim gerçeği görmektir. Gerçeği görmek Allah’ı bilmektir. Allah’ı bilmek ise O’na  kavuşmaktır. Bu da tasavvufun istediği şeydir. İnsanlar ancak ilim vasıtasıyla  Allah’ı tanıyabilirler. 

Günümüzde ilim adı altında birçok uydurma ve hurafe şeyler de yayınlanmaktadır. Bizim ilimden anlayışımız, gerçeği inkar etmeyen, hakikati teslim eden, doğruyu olduğu gibi anlatan ilimlerdir. Fizik ilmi, kimya ilmi gibi pozitif ilimlerde, eğer kişi oradaki gördüklerini, elde ettikleri bilgilerin ne derece doğru olduğunu açıkça ifade ederse, gerçek bir ilim sahibi olmuş olur. Fakat orada elde ettiği bilgilerle bir büyüklük içine girip de, kainatın sırrını çözeceğiz, az kaldı, aklımız bize yeter, Allah’a ihtiyacımız yok diye ortaya çıkarlarsa, bu ilim değildir. Bunlar insanı karanlığa götüren bir yoldur. Dolayısıyla bugünkü müspet bilimlerdeki ilmin sınırlarını iyi bilmek lazımdır.

Maddi ilimlerin yanı sıra manevi ilimlerle de insan birçok bilgiye sahip olur. Bunların başında ledün ilmi gelmektedir. Ledün ilmini öğrenebilmek için insanın tasavvuf yolunda bir hayli yol alması gerekir. Bu da kolay bir iş değildir. Kâmil bir mürşide ihtiyaç gösteren bir husustur. Fakat bu yolda ki İslam alimlerinin yazdıklarını okumak bile insanı bu konuda bilgilendirmeye kısmen yeterlidir. İlmin sonu yoktur. İnsan son nefesine kadar öğrenmelidir ve öğrendiklerini de imanını arttırmak için bir vesile yapmalıdır. Ayrıca öğrendiklerini diğer insanlara da anlatmalı ve hayatlarında uygulamalıdır.

“…Ey Rabbim! İlmimi artır de.” (Taha, 20/114)

“…Hiç bilenler de bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9)

“…Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.” (Mücadele, 58/11)

“Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.” (Hadis)

“Yalnız şu iki kimseye gıpta edilir: Allah’ın kendisine ihsan ettiği malı, Hakk yolunda harcayıp tüketen kimse; Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse.” (Hadis)

Sabırlı Olmak

Şüphesiz ki dünya bir imtihan yeridir. Çünkü Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de, “Biz ölümü ve hayatı sizleri denemek için yarattık” (Mülk, 67/2) buyurmaktadır. Ancak bu imtihan sabırla kazanılabilir. Çünkü bu yolda insan birçok zorluklara muhatap olacaktır. Bu zorluklara karşı sabırla dayanıldığı zaman sonucun olumlu olması beklenebilir. İşte bu nedenle de Hacı Bayramı Velî Hazretleri sabır konusunu önemsemekte ve insanlara şu şiiriyle sabrı anlatmaktadır:

Hiç kimse çekebilmez

Pektir feleğin yayı

Derdine gönül verme

Bir gün götürür vayı

Bu ifadeye göre dünya hayatının dengesi ancak dünya derdine fazla dalmadan onun kahrına katlanarak, onun süsüne, balına aldanmadan yaşamakla mümkündür. Çünkü bütün onların sonucu vardır. Yani hepsi bir pişmanlık ifade eder. Bu nedenle tasavvufta sabır çok önemli bir değerdir. Bütün tasavvuf ehli sabırla imtihan olmuşlar ve bu sabırda muvaffak olanlar sonuca varabilmişlerdir.

Peygamberlerin hayatlarına baktığımızda onların da birçok felaket ve sıkıntılara maruz kaldıkları görülmektedir. Peygamberler de sabırla bu zorlukları aşmışlardır. Bu nedenle Peygamberimiz (sav) bir hadisinde “Sabır imanın yarısıdır” demiştir. Bu hadis sabırsız İslam hayatının anlamının olmayacağını ifade etmektedir. Fakat bu değer, maddi hayatı amaçlayan seküler toplumlarda söz konusu olmayıp, orada insanlar aceleci bir şekilde bütün dünya malına sahip olmayı hedeflemektedirler. Bu da onları agresif ve saldırıcı yapmaktadır. Dünyadaki savaşların büyük bir kısmının nedeni bu sabırsızlıktır.

“Ey inananlar! Sabır ve namazla/dua ile, Allah’tan yardım isteyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/123)

“Sabır imanın yarısı, Allah’ın her türlü hükmüne gönülden teslimiyet de  imanın tamamıdır.” (Hadis)

Paylaşmak

Hacı Bayramı Velî’nin kişiye ve topluma kazandırmak istediği değerlerinden biri de paylaşmaktır. Muhakkak ki paylaşmak İslam ahlâkının genel bir karakteridir. Birçok ayette ve hadiste, insanların birbirlerine yardım etmeleri ve kazançlarını başkalarıyla, özellikle fakirlerle paylaşmaları emredilmektedir. Bu bağlamda Bayramiyye tarikatında, dergaha gelenlere ikramda bulunma anlayışı ve uygulaması hakimdir. Bayramiyye dergahında pişirilen yemekler ve çorbalar, dergaha gelen herkese ikram edilmekte, insanlar arasında hiçbir fark gözetilmemektedir.

Hacı Bayramı Velî, müritleriyle birlikte Ankara’nın zenginlerinden zekat, sadaka ve fitre toplamak suretiyle diğer fakir, yetim ve dul kadınlara yardımcı olmaya gayret göstermişlerdir. Yani bir çeşit Yardım Vakfı kurup, ihtiyaç sahiplerinin  ihtiyaçlarını gidermek için gerekli bir sistem kurulmuştur. Bu müritlerin nefis terbiyesi için önemli bir uygulamadır. Çünkü insanın maddeye olan sevgisinin kalbe yerleşmemesi için, ellerinde bulunan maddi imkanları başkaları ile paylaşmayı bilmeleri gerekir. Eğer bu paylaşmayı yapmazsa kalbinde madde sevgisi yerleşir, bu da o kalpte Allah’ın tecellilerin anlaşılmasına mani olur. Bu nedenle tasavvuf ehli olmak isteyenlerin paylaşma kültürünü muhakkak yaşamaları ve uygulamaları gerekir. Hacı Bayram da bu konuda müritlerine ve insanlara özel yöntemlerle öğretmeye çalışmaktadır.

“İman etmiş kullarıma söyle, alışverişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.” (İbrahim, 14/31)

“Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.” (Bakara, 2/195)

“Kıyamet günü müminin serinleyeceği gölgelik (verdiği) sadakasıdır.” (Hadis)

 

Hacı Bayramı Velî’nin Camii ve Türbesi

Hacı Bayramı Velî’nin camii ve türbesi tarih boyunca, hem Ankara hem de çevresi için önemli bir ziyaret mekanı olmuştur. Bunun nedeni insanlarımızın türbe ve camileri manevi birer kaynak olarak görmeleridir. Halk Hacı Bayramı Velî’nin huzurunda sıkıntılarından, dertlerinden, bunalımlardan kurtulmak için dua etmekte ve Hacı Bayram Velî’nin tevessülü ile dualarının Allah tarafından kabul edileceğine inanmaktadırlar.

Hacı Bayramı Velî’nin camii ve türbesine ziyaretçiler Türkiye’nin birçok yerinden gelmektedirler. Oradaki maneviyat insanları kendisine çekmektedir. İnsanlar Hacı Bayramı Velî’nin maneviyatıyla kendilerini rahat hissetmektedirler. Oraya gelen insanlar hem kendileri hem de diğer Müslümanlar için dua ederek, ailesinin ve toplumun huzur ve mutluluk içinde olmalarını Allah Teâlâ’dan talep ederler. Dualarının kabul olmasının Hacı Bayramı Velî’nin vesilesi ile olacağına inanırlar.

Hacı Bayram Velî’nin türbesi ve camii tarih boyunca milli birliği sağlayan bir unsur olmuştur. Milli mücadele süresince, bütün devlet erkanı işlerini önce Hacı Bayramı Velî türbesini ziyaretle başlatmışlardır. Bu da, onların yaptıkları çalışmaların bereketli olmasını sağlamış olduğuna Müslümanlar inanmaktadırlar. Ancak bu âdet, İstiklal Harbi kazanıldıktan sonra her nedense terk edilmiştir.

1925 yılında, türbelerin kapatılması kanunuyla birlikte, Hacı Bayramı Velî’nin türbesi de kapatılmıştır. Ancak bu durum halk tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Ankara’nın başkent olması nedeniyle bazı yollar yıkılmış, mahalleler yeniden  adlandırılmaya  başlanmıştır. Hacı Bayram Mahallesinin adı da  Ögüst Meydanı   olarak değiştirilince, bu durum halk tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Çünkü türbenin civarında eski Yunanlılardan kalma bazı tarihi kalıntılar Ögüst adıyla anıldığından, o mahalleye Ögüst Meydanı adı verilmesi hiç te yakışan bir şey olmamıştır. Ancak ilk Cumhuriyet dönemlerinde yapılan faaliyetlerin amacı, toplumdaki İslam inancını ortadan kaldırmaya yönelik olduğundan, Hacı Bayram mahallesinin adının da değiştirilmesi ve İslam dışı bir ad verilmesini anlamak bu bağlamda kolaydır. O dönemlerde yapılan devrimlerin büyük çapta amacı, toplumun İslam ile olan bağlarını koparmak, böylelikle bu toplumu İslam’ın etkisinden sıyırarak tamamen seküler ve laik bir toplum haline getirilmeye çalışılmasıdır. Bunun da nedeni, dünyaya hakim olan emperyalist güçlerin kendilerine tek engel olarak İslam dinini görmeleridir. Onlar çok iyi biliyorlardı ki, Türkiye’de İslam dini kuvvetli olduğu sürece bu ülkeyi sömürmek mümkün olamayacaktı. Bu görüşler dünyadaki diğer Müslüman ülkeler için de aynıdır. Bu nedenle diğer İslam ülkelerinde ve Türkiye’de seküler anlayışı yerleştirmeye çalışılmış, bunun için de bir sürü önlemler alınmıştır. İşte bunlardan biri de Hacı Bayram mahallesinin adını İslam’la ilgisi olmayan bir sembol ile gösterilmesidir. Ancak Müslümanların Hacı Bayram’a olan sevgi ve saygıları devam ettiği tarihi bir gerçektir. Dolayısıyla bu ad hiçbir zaman kullanılmamış ve halk burayı gene Hacı Bayramı Velî mahallesi olarak tanımlamıştır. 

Türkiye artık seküler fikirlerin etkisinden sıyrılmaya başlamıştır. Bu tekrar İslam’a bir dönüşün başlangıcıdır.  Sonunda zaferin İslam’ın olacağı muhakkaktır. Saff suresinin 8. ayetinde buyurulduğu gibi, “Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” Gelecekte Türkiye’de tekrar bir İslam devletinin kurulmasını Yüce Allah’tan ümit ve niyaz ediyoruz. 

Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi sufi abilerimizin bize bildirdiği keşif bilgilerine göre, önümüzde yakın bir gelecekte Türkiye’de tekrar bir İslam devleti kurulacaktır. Bu devletin 3. Dünya Harbinin bitmesinden sonra olacağı beklenmektedir. Keşif bilgilerine göre 2040 yılında 3. Dünya Harbi patlayacaktır. Bu harbin sonunda Siyonist küresel sermaye gücünü kaybedecektir. Gücünü kaybeden Siyonist sermaye yenilmiş olduğundan Müslüman ülkeler üzerindeki hegemonyası ortadan kalkacaktır. Bunun sonunda Müslüman ülkeler tekrar eski kimliklerine dönerek İslam devletlerini kuracaklardır. Türkiye de bunlardan biri olacaktır.  Bunun sonunda Orta Doğu’dan bütün Yahudiler kovulacak, böylece İsrail devleti ortadan kalkacaktır. Gene bir keşif bilgisine göre 2060 yılında bütün dünyaya tekrar İslam hakim olacaktır. Bu oluşumun ilk göstergelerine her gün biraz daha şahit olmaktayız. Zafer İslam’dadır.

 

Yorum ve Eleştirileriniz için :  oryanmh@gmail.com

Ana Sayfa          Tasavvuf Sohbetleri

Hacı Bayramı Velî’nin

Tasavvuf Eğitimi

Yayınlanma Tarihi :22.04.2024