Hıristiyanlık, İsa (as)’a gönderilen hak din Îsevîliğin bozulmuş hâline verilen addır. Aslı bozulmuş semâvî dinlerdendir. Semâvî din, değeri üstün ve yüce olan, ilâhî bir kaynağa dayanan ve tek Allah'a inanmayı kabul eden "hak din" demektir. Hıristiyanlığın aslı, ilâhî vahye dayanır. Bizzat Allah Teâlâ tarafından Hz. İsa'ya gönderilmiştir.

Hıristiyanlık, mensuplarının sayısı bakımından yaşayan dinler arasında önde gelen dinlerden biridir. Bununla beraber Hıristiyanlar, farklı mezheplere bölünmüş olmaları ve mezhepler arasında önemli farklılıkları barındırması açısından parçalı bir görünüm arz etmektedir. Bu din, Filistin bölgesinde Yahudiliğin bir devamı gibi tarih sahnesine çıkmış daha sonra Roma İmparatorluğunun egemen olduğu coğrafyada yayılmaya başlamıştır. Ortaya çıktığından itibaren hep alan kazanan Hıristiyanlık ilk defa Müslümanlığa karşı alan kaybetmiştir. Günümüzde Hıristiyanlık, Avrupa’da, Amerika’da ve Avrupa ülkelerinin sömürge alanlarında yaygın olan bir dindir.

Hıristiyan sözü Yunanca “hristos” kelimesinden gelmektedir. “Mesih” anlamına gelen bu söze aidiyet eki ilave edilerek “Hıristiyan” kavramı ortaya çıkmıştır. Hıristiyan; “mesihçiler, mesih taraftarları” gibi anlamlara gelmektedir. İsa da sıklıkla  “Mesih” kelimesiyle birlikte “İsa Mesih” şeklinde zikredilmektedir. “Hıristiyan” terimi İsa’dan sonra kullanılmaya başlamış, ilk defa Antakya’da İsa Mesih’in öğrencilerine bu ad verilmiştir. (Elçilerin İşleri 11: 26).

Hıristiyanlık, İsa Mesih üzerine kurulmuş bir dindir. Hıristiyan inancına göre; Tanah’ta (Hıristiyanlar Tanah’a “Eski Ahid” adını veriyorlar) bildirilen peygamberler ve yasalarla yeryüzünde günah ortadan kalkmayınca Tanrı bizzat “Oğul” olarak bedenleşmiş, günaha kefaret olarak çarmıhta kendini feda etmiş ve kurtuluşu gerçekleştirmiştir. Hıristiyanlara göre, Tanah’ta bahsedilen peygamberler ve onların şeriatları hem kurtuluşun bunlarla sağlanamayacağının meydana çıkmasını sağlamış hem de İsa Mesih’in gelişinin hazırlık dönemini teşkil etmiştir. Nitekim kurtuluşu gerçekleştirmek için İsa Mesih gelmiştir.

 

Hz. İsa (as)’ın Hayatı

Hıristiyanlığı anlamak için Hz. İsa (as)’ın hayatı hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir. Bununla beraber onun hayatı hakkında bilgi alacağımız kaynaklar sınırlıdır. Dönemin tarihçileri Hz. İsa’dan bahsetmez. Ünlü Yahudi tarihçi Flavius Josephus (MS. 37-100) tarafından ona dair çok kısa bilgi verilse de tarihçiler tarafından bu bilgiler, sonradan yapılmış ekleme olarak kabul edilerek reddedilir. İsa’nın hayatıyla ilgili kullanılan bilgiler, Hıristiyanların kutsal kitaplarından ve sonraki dönemlerde yazılan kitaplardan alınır.

Hz. İsa (as), Hıristiyanlar tarafından kanonik sayılan (Kilise tarafından uygun bulunan) Dört İncil’e göre, Kudüs’ün güneyinde bir yer olan Beytlehem’de dünyaya geldi. İsa’nın annesi Meryem ve nişanlısı Yusuf, Celile’nin bir kasabası olan Nasıra’da yaşıyordu. Bir gün melek Meryem’e gelerek bir çocuk doğuracağını, adını İsa koyacağını, Davut’un tahtının ona verileceğini ve doğumun Kutsal Ruh’un sayesinde olacağını bildirdi. “O günlerde Sezar Augustus tüm Roma dünyasında bir nüfus sayımı yapılması için ferman çıkardı… Herkes yazılmak için kendi kentine gitti. Böylece Yusuf da Davut’un soyundan ve torunlarından olduğu için Celile’nin Nasıra kentinden kalkıp Yahudiye bölgesine, Davut’un kenti olan Beytlehem’e gitti.” (Luka 2: 4-7) Orada doğum vakti geldi. Handa yer olmadığı için İsa’nın doğumu ağıl olarak da kullanılan bir mağarada gerçekleşti. Annesi onu bir yemliğe (kreşe) koydu. O yörede sürülerinin yanında olan çobanlara Rabbin meleği görünerek Davut’un kentinde bir kurtarıcı doğduğunu ve onun Rab olan Mesih olduğunu bildirdi. Onlar da gidip yemlikte yatan bebeği gördüler.

Bebek, doğumunun sekizinci gününde Yahudi geleneğine göre sünnet edildi ve ona İsa adı verildi. Doğumundan kırk gün sonra Yusuf ile Meryem bebeği Rabbe adamak için Kudüs’e götürdüler. O dönemde Kutsal Ruhun tesiri altında yaşayan Simon adında ihtiyar birisi vardı. Ruhun yönlendirmesiyle o da Mabede geldi. Simon, orada çocuğu kucağına aldı ve Kurtarıcıyı görmeden ölmediği için Tanrı’ya şükretti. Yusuf ve Meryem İsa ile birlikte, Rabbin yasasında “İlk doğan her erkek çocuk Rabbe adanmış sayılacak” buyruğunu yerine getirmiş olarak Nasıra’ya döndüler.

İsa’nın çocukluk ve gençlik dönemine ait İncillerde de pek az bilgi bulunmaktadır. Sadece şu kısa bilgi vardır: Geleneğe uygun olarak her yıl Fısıh bayramında Kudüs’e giden Meryem ve Yusuf, on iki yaşına geldiğinde İsa’yı da yanlarında götürdüler. Bayramdan sonra eve dönerlerken çocuk İsa’nın yanlarında olmadığını fark ettiler ancak onun yol arkadaşlarıyla birlikte olduğunu düşündüler. Bir günlük yol gittikleri halde İsa gelmeyince onu aramak için Kudüs’e geri döndüler ve İsa’yı Mabet’te din bilginleri ile sohbet ederken buldular. İsa sorduğu sorularla ve verdiği cevaplarla orada bulunanları kendisine hayran bırakıyordu. Meryem ve Yusuf İsa’yı yanlarına alarak Nasıra’ya döndüler. İsa hayatının büyük kısmını orada geçirdi.

İsa’nın gençlik çağı sıralarında Yahya, Yahudilere tövbe ettiriyor ve Ürdün nehrinde onları vaftiz ediyordu. Bundan dolayı ona “Vaftizci Yahya” deniyordu. “Herkesin aklında ‘Acaba Mesih bu mu?’ sorusu vardı. Yahya ise hepsine şöyle cevap verdi: ‘Ben sizi suyla vaftiz ediyorum ama benden daha güçlü olan geliyor. Ben onun çarıklarının bağını çözmeye bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek” (Luka 3: 16-17). Bu sırada İsa vaftiz olmak için Yahya’nın yanına geldi ve vaftiz oldu. İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve Kutsal Ruh, güvercin şeklinde onun üzerine indi. Göklerden “Sen benim sevgili oğlumsun, senden hoşnudum” diye bir ses duyuldu.

Vaftiz olduktan sonra İsa çöle çekilerek kırk gün boyunca yalnız kaldı. Bu dönemde şeytan onu sınadı, günaha sokmaya çalıştı. Şeytan her defasında farklı yollar denemesine rağmen onu kandıramadı. İsa çölden dönerek Ürdün nehri yakınlarına geldi. İsa annesi ve yanındakilerle birlikte Kana şehrinde bir düğüne katıldı. Düğün esnasında şarap bitince annesinin ricası üzerine su doldurulan küplerin içindeki suyu şaraba çevirdi. Böylece ilk mucizesini göstermiş oldu.

Hz. İsa (as)’ın doğumuyla ilgili olarak Genel Ansiklopedisinin 9. cildinde şunlar yazılıdır:

“İsrâiloğullarına gönderilen ve Kur’ân-ı Kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden. Peygamberler arasında en yüksekleri olan ve kendilerine Ülülazm denilen altı peygamberin beşincisidir. Annesi Hazret-i Meryem’dir. Allah Teâlâ onu babasız yarattı. Kudüs’te doğdu. Otuz yaşında peygamber oldu. Kendisine İncil adlı kitap gönderildi. Otuz üç yaşında diri olarak göğe kaldırıldı. Kıyâmete yakın yeryüzüne tekrar inecektir. İsa aleyhisselâmın annesi Meryem Hâtun, Süleymân aleyhisselâmın neslinden sâlihâ ve temiz bir hanımdı. Hazret-i Meryem, on beş yaşına geldiği zaman, Yusuf-i Neccar isminde biriyle nişanlanmıştı. Fakat onunla evlenmeden Allah Teâlâ, Hazret-i Meryem’e babasız olarak bir çocuk vereceğini müjdeledi. Hazret-i Meryem, Allah Teâlâ’nın emri ve kudretiyle Îsâ aleyhisselâma hâmile oldu. Bundan bir müddet sonra, normal olarak hamilelik hâlleri görülmeye başlandı. Bu hâlleri gören İsrâiloğulları, dedikodu yapmaya başladılar. Çeşit çeşit iftirada bulunup akla gelmeyecek, ağıza alınmayacak şeyler söylediler. Bu dedikodulara tahammül edemeyen Hazret-i Meryem, Kudüs’ün 10 km kadar güneyindeki sâkin bir kasaba olan Beyt-i Lahm’e çekildi. Her şeyin Allah Teâlâ’nın takdîri ve dilemesiyle olduğunu düşünerek, insanların kendi hakkındaki sözlerine sabretti. Îsâ aleyhisselâmın doğumu yaklaştığı sırada, bulunduğu yerin bahçesinde yürürken kurumuş bir hurma ağacının altına geldi. Doğum sancıları şiddetlendiğinden bu ağaca yaslandı. Yaslandığı kuru hurma ağacı yeşillendi. Mevsim kış olduğu hâlde meyve verdi. Ayağının altında küçük bir su kanalı akmaya başladı. Bu hâl, Hazret-i Meryem’i tesellî etti. Bu sırada Hazret-i Îsâ dünyâya geldi. Îsâ aleyhisselâm doğduğu zaman, doğudaki ve batıdaki bütün putlar yıkılıp, yere döküldü. Şeytanlar bu duruma şaştılar. Nihâyet büyükleri olan İblîs, onlara Îsâ aleyhisselâmın dünyâya geldiğini haber verdi. O doğunca gökte büyük bir yıldız göründü. Hazret-i Îsâ’nın doğduğunu öğrenen İsrâiloğulları, Beyt-i Lahm’e geldiler. Hazret-i Meryem’in kucağında yeni doğmuş çocuğu görünce; “Ey Meryem! Bu nedir?” Gerçekten çok çirkin bir iş yapmış olarak geldin. Sen pek genç, fakat kocası olmayan bir kız olduğun hâlde bu çocuğu nereden aldın? Bu ne acâib ve ne şaşılacak bir hâldir?” dediler. Hazret-i Meryem, bütün söylenilenleri sabırla dinledi. Hiç cevap vermedi. Ancak; “İşin hakikatini size o haber versin. Siz onunla konuşun. Ondan sorup anlayın!” mânâsına kundakta bulunan Hazret-i İsa’yı işaret etti. Onlar, kundaktaki çocuğun konuşamayacağını söyleyince, kundakta bulunan Hazret-i Îsâ elini kaldırarak cevap verdi ve dedi ki: “Ey câhiller! Benim yüksek şanıma taarruz etmeyiniz ve annemi ayıplamayınız. Muhakkak ki ben, Allah Teâlâ’nın kuluyum. O, bana kitap verip, beni peygamber kılacaktır. Her nerede olsam beni mübarek kıldı ve hayatta olduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti. Beni anneme hürmetkâr kıldı... Doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kabrimden kaldırılacağım günde selâm benim üzerimedir.” dedi. Hazret-i Îsâ’nın kundakta konuşmasına hayret eden İsrâiloğulları, dillerini yutmuş gibi oldular. Hiçbir şey söyleyemediler. Buna rağmen dedi-kodu yapmaktan, çeşit çeşit iftiralarda bulunmaktan da geri durmadılar. Roma imparatorunun Şam vâlisi, babasız doğduğu için ikisini öldürmek istedi. Annesi onu alarak Mısır’a götürdü. Hazret-i İsa on iki yaşına gelinceye kadar Mısır’da kaldılar. Sonra tekrar Kudüs’e gelerek Nasıra şehrine yerleştiler.”

 

Hz. İsa (as)’ın Peygamberliği

Hz. İsa (as) 30 yaşında iken, Benî İsrâil’e peygamber olarak gönderildi. Bozulan Yahûdîliğin hükümlerini neshedip yürürlükten kaldırdı. Kendisine “İncil” kitabı verildi. İncil'de, Allah Teâlâ’nın birliği, İsa (as)’ın Allah'ın kulu ve peygamberi olduğu ve bundan sonra âhir zamanda Ahmed (diğer adı Muhammed) isminde bir peygamber geleceği yazılıydı.

Peygamberlik görevinin verilmesinden sonra Hz. İsa, önceki hayatının geçtiği Nasıra’dan çıkarak köy ve kasabaları dolaşmış ve oradakileri tövbeye davet etmeye başlamıştır. İsa’nın köy ve kasabaları dolaşması, insanlara konuşmalar yapması insanların ilgisini çekmeye başlamış, birçokları onun takipçisi olmuştur. İsa da bunlar arasından on ikisini Havari olarak seçmiştir. Bu Havariler şunlardır: “Petrus adını verdiği Simun, onun kardeşi Andreya, Yakup, Yuhanna, Flipus, Bartalamay, Matta, Tomas, Alfay oğlu Yakup, Yurtsever diye tanınan Simun, Yakup oğlu Yahuda ve sonradan İsa’yı ele veren Yahuda İşkariyot” (Luka, 6: 13-16).

İsa köy ve kasabaları dolaşmaya devam ediyordu. Geçtiği yerlerde mucizeler gösteriyor, hastaları iyileştiriyor hatta ölüleri diriltiyordu. Onunla beraber dolaşan ve İsa’nın yaptıklarını gören, öğrenen ve On İkiler denilen Havarilerine de cinleri kovmak ve hastaları iyileştirmek için güç ve destek verdi. Sonra onları Tanrı’nın Egemenliğini duyurmaya ve hastalara şifa vermeye gönderdi. Onlara şöyle dedi: “Yolculuk için yanınıza bir şey almayın- ne değnek ne torba ne ekmek ne para ne de yedek mintan…” Onlar da yola çıktılar, her yerde Müjde’yi yayarak ve hastaları iyileştirerek köy köy dolaştılar (Luka 9: 1-8). Havariler, döndüklerinde İsa’ya yaptıklarını anlattılar. İsa, Havarileriyle birlikteyken etraflarında çok sayıda insan toplanmıştı. İsa, Havarilere halka yemek vermelerini istedi. Onlar da beş ekmek ve iki balıktan başka yiyeceklerinin olmadığını söylediler. Orada yaklaşık beş bin erkek vardı. İsa beş ekmekle iki balığı alarak şükran duası etti onları böldükten sonra halka dağıttılar. Herkes yiyip doyduktan sonra on iki sepet yemek artığı toplandı (Luka 9: 13-16). Böylece İsa, bir mucizesini daha göstermiş oldu.

Hz. İsa bir gün öğrencilerine halkın kendisi için ne söylediklerini soruyor. Onlar da “Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas diyor, kimi eski peygamberlerden birinin dirilmiş olduğunu söylüyor” cevabını verdiler. İsa onlara “Ya siz, dedi, ben kimim dersiniz” diye sordu. Petrus, “Sen Tanrı’nın Mesihisin.” cevabını verdi. İsa onları uyararak bunu hiç kimseye söylememelerini buyurdu (Luka 9: 18-21).

İncillerin anlatımına göre İsa, kendisini takip edenlerle birlikte dolaşmaya devam eder, olağanüstü olaylar gerçekleştirir, kendisine sorulan sorulara cevap verir. Yahudi din adamları onu sınamak ve zor duruma düşürmek için sorular sorarlar. O da bu sorulara bilgelikle cevaplar verir. Özellikle Ferisiler İsa’ya düşmanlık gösterirler. İsa Kudüs’e gitmeye karar verdiğinde Havarilerine, Peygamberlerin İnsanoğluyla ilgili yazdıklarının tümünün yerine geleceğini, kendisinin diğer uluslara teslim edileceğini, onunla alay edileceğini, hakarete uğrayacağını, üzerine tükürüleceğini, kendisini kamçılayıp öldüreceklerini ancak üçüncü gün dirileceğini söyler (Luka 18:33). İsa’nın Lazar adında birini diriltmesi Ferisileri iyice telaşlandırır. İsa dört gün önce ölmüş olan Lazar’ın mağarada olan mezarının önüne gelir ve Lazar’a dışarı çıkmasını söyler. Lazar dirilir ve dışarı çıkar. Bunu gören birçok Yahudi İsa’ya iman eder (Yuhanna 11: 38-44).

İsa, Havarileriyle birlikte Kudüs’e doğru yola çıkar, yolda bir körün gözlerini açar.  Kudüs’e yaklaşınca öğrencilerinden ikisini karşı köydeki bir eşek ile bir sıpayı alarak kendisine getirmelerini söyler. İsa’nın Kudüs’e girişi Luka İncilinde şöyle anlatılır: “Sıpayı İsa’ya getirdiler, üzerine kendi giysilerini atarak İsa’yı üstüne bindirdiler. İsa ilerlerken halk giysilerini yola seriyordu. İsa Zeytin Dağı’ndan aşağıya inen yola yaklaştığı sırada öğrencilerinden oluşan kalabalığın tümü, görmüş oldukları bütün mucizelerden ötürü, sevinç içinde yüksek sesle Tanrı’yı övmeye başladılar… Kalabalığın içinden bazı Ferisiler ona ‘Öğretmen, öğrencilerini sustur’ dediler. İsa ‘Size şunu söyleyeyim, bunlar susacak olsa taşlar bağıracaktır’ diye karşılık verdi” (Luka 19: 28-40).

Hz. İsa’nın mucizeleri ile ilgili Genel Ansiklopedisinde  şunlar yazılıdır:

“Hz. İsa (as)’ın peygamberliği icabı mucizeler gösterdi. Mucizeleri dokuz çeşitti:

1. Beşikteyken konuştu.

2. Ölüleri diriltirdi. Bilhassa dört ölüyü dirilttiği meşhurdur. Bunlar Sam bin Nûh, Şeddad bin Âd, Mâsân bin Mâlân ve Benî İsrâil’den bir çocuktur.

3. Anadan doğma kör olanları sağlamlar gibi gördürür, bir cilt hastalığı olan baras illetini iyi ederdi. Eliyle hastaya dokunduğunda iyi olurdu. Eliyle mesh etmek suretiyle hastaları tedavi ettiği için kendisine İsa-i Mesih dendi. (Maide, 5/110)

4. Âl-i İmran suresi 49. âyetinde bildirildiği gibi kavminin yedikleri veya yemek üzere sakladıkları şeyleri haber verdi.

5. Maide suresi 110. âyetinde bildirildiği gibi çamurdan kuş yapıp üzerine üfleyince, Allah Teâlâ’nın izniyle canlanıp kuş olurdu.

6. Maide suresi 114. âyetinde bildirildiği üzere Havârîler, içinde yiyecek bulunan bir sofranın indirilmesini teklif ettiler. Hazret-i İsa ellerini kaldırıp dua edince, ekmeği ve eti bulunan bir sofra indi.

7. Hz. İsa (as) uykudayken yanında her konuşulanı ve yapılanı bilirdi.

8. Ne zaman istese ellerini göğe kaldırıp dua edince o anda yemek ve meyveler önüne gelirdi.

9. Hz. İsa (as) Yahudilerden (Benî İsrâil) uzak olduğu halde sözlerini ve gizli sırlarını bilirdi.”

Musa (as)’ın dini, İsa (as)  zamanına kadar devam etti. Fakat, İsa (as)  gelince, İsevîlik Musa (as)’ın dinini neshetti, yani Tevrat’ın hükmü kalmadı. Bundan sonra, Musa (as)’ın dinine uymak caiz olmayıp, tâ Muhammed (as) ‘ın dini gelinceye kadar, İsa (as)’ın dinine uymak lâzım oldu. Fakat, İsrail oğullarının çoğu, İsa (as)’a iman etmeyip, Tevrat’a uymak için inat etti. İşte Yahudîlik ile İsevîlik böylece ayrıldı.

İsa (as)’ın hikmetli sözlerinden bazıları şunlardır:

● Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır. Gözde bakışı, kalpte şehveti büyütür. (İnsanı açgözlü doymaz eder.) Yemin ederim ki, şehvet (nefsin isteklerine uymak), sâhibine uzun süren sıkıntı bırakır. Dünyâdan geçmeye bakın. Tâmiri ile uğraşmayın.

● Dünyayı isteyen deniz suyu içene benzer. Ne kadar içerse, harareti o kadar artar ve nihâyet ölür.

● Günahlarını hatırladığı zaman ağlayana, dilini koruyana ve başını sokacak kadar evi olana müjdeler olsun.

● Allah katında en sevgili şey, sâlih kalplerdir. Allah Teâlâ onların hürmetine dünyayı yaşatır. Onlar bozulunca yeryüzünü harab eder.

● Ağaçlar çoktur, ama hepsi meyve vermez. Meyveler çoktur ama, hepsi tatlı değildir. İlimler çoktur ama hepsi faydalı olmaz.

● Sağırı, dilsizi tedavi ettim, ölüyü dirilttim. Fakat cehl-i mürekkebin (câhilliği ilim ve olgunluk sanmak) ilâcını bulamadım. (Çünkü böyle kimse câhilliğini ilim ve kemâl sanmaktadır.)

Kur’ân-ı kerîm’in Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, Tevbe, Meryem, Mü’minûn, Zuhruf, Hadîd, Sâf sûrelerinde İsa (as) ilgili haberler verilmiştir.

Atilla Baysal, “Hıristiyanlık” adlı kitabında bu konuda şunları söylemektedir:

“Hz.  İsa 30 yaşında iken Beni İsrail’e peygamber olarak gönderildi. Bozulan Yahudiliğin hükümlerini nesh edip yürürlükten kaldırdı. Hz. İsa’ya inanmayan Yahudiler onu Romalılara şikayet etti. Kudüs’teki Romalıların Yahudi valisi Pilatus Hz. İsa’nın yakalanıp çarmıha gerilmesini emretti. Havarilerinden biri olan Yahuda onu Romalılara ihbar etti. Askerlerle beraber yerini göstermeye gidince Allah Teâlâ, Yahudayı Hz. İsa’nın şekline çevirdi. Askerler aradıkları Hz. İsa’nın bu olduğunu sanarak Yahudayı çarmıha gerdiler. O anda Allah Teâlâ Hz. İsa’yı göğe çıkardı.

Hak din olan İsevilik yayılmaya başlayınca Yahudiler ile Yunanlılar ve Romalılar karşı çıktılar. Pavlos adındaki bir Yahudi Hz. İsa’ya inandığını söyleyerek asıl incili yok etti. Ortaya çıkan kişiler 12 havariden ve Pavlos’tan işittiklerini yazdılar. Böylece birçok İncil meydana geldi. Yunan felsefesiyle yetişen Pavlos havarilerden Barnabas’ın yakın arkadaşıydı. Bozuk fikirlerini ona da aşılamak istedi. Başaramayınca açıkça düşmanlığa başladı. Pavlos İsevî görünüp kendisini din alimi tanıtarak, “Hazreti İsa Allah’ın oğludur” diye birçok şeyler uydurdu. Şarabın ve domuzun helal olduğunu söyledi. Pavlos’un “Hazreti İsa’nın haça gerilmesi Hikmet ve kurtuluştur” diyerek ortaya attığı anlamsız iddia bugünkü Hristiyanlığın esas felsefesini teşkil etti.”

İncillerde hayatı yukarıdaki şekilde anlatılan Hz. İsa hakkında Kur’an-ı Kerim’de de bilgiler mevcuttur. Kur’an-ı Kerimde, Hz. İsa’nın Hz. Meryem’den babasız olarak doğuşu detaylı bir şekilde anlatılır. Hatta Hz. Meryem, babasız çocuk dünyaya getirmesi kavmi tarafından kınanınca onlara beşikte yatan çocuğu işaret eder. Çocuk şöyle der: “Ben Allah’ın kuluyum. O, bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, o beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni zorba ve isyankar yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selâm ve emniyet benim üzerimedir” (Meryem, 19/27-33).

Kur’an-ı Kerim’de, Hz. İsa’nın beşikteyken konuşması yanında onun çamurdan kuş yapıp üflemesiyle kuşun canlanması, anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştirmesi ve ölüleri diriltmesi gibi başka mucizeleri de anlatılır (Maide,5/110). Kur’an’da Hz. İsa’yı değil onlara İsa gibi gösterileni öldürdükleri (Nisa,4/157) belirtilir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de, Hz. İsa’yla ilgili “Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım” (Âl-i İmran, 3/55) buyrulmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de; Hıristiyanlar tarafından kabul gören üç şahıslı tek özlü tanrı inancını ifade eden teslis inancı eleştirilir. “Andolsun ki ‘Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler kâfir olmuşlardır.” (Maide, 5/72). “Allah, üçün üçüncüsüdür diyenler kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek Allah’tan başka hiçbir Tanrı yoktur” (Maide, 5/73) buyrulur. Kur’an-ı Kerim’de, Hz. İsa’nın kendisinden sonra gelecek peygamberi müjdelediği de bildirilir: “Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti”. (Saf, 61/6) Sonuç olarak Kur’an-ı Kerim’de teslis inancı reddedilir. Hz. İsa’nın da diğer insanlar gibi bir beşer olduğu, ona peygamberlik verildiği bildirilir. Onun kendisinden önce gelen peygamberleri tasdik eden, kendisinden sonra gelecek olan son peygamber Hz. Muhammed (sav)’i müjdeleyen bir peygamber olduğu vurgulanır.

 

İseviliğin Bozulması

Hz. İsa'nın hak olan dini, az zaman sonra Yahudiler tarafından sinsice değiştirildi. Pavlos adındaki bir Yahudi, İsa'ya inandığını söyleyerek ve Îsevîliği yaymaya çalışıyor görünerek, asıl İncil'i yok etti. Dört kişi ortaya çıkıp on iki havârîden işittiklerini yazdılar. Böylece “İncil” adında dört kitap meydana geldi ise de Pavlos’un yalanları, bunlara da karıştı.

İsa, öğretisini Yahudiler arasında anlatmıştı. Bu yüzden ona inananlar, Yahudi şeriatına bağlı oldular ve şeriata uygun yaşamaya devam ettiler. Dolayısıyla ilk dönemlerde onlar, Yahudi cemaati şeklinde bir görünüme sahiptiler. O dönemde Hıristiyan (Mesihçi) adı da kullanılmıyordu. Bu ad ilk defa Antakya kilisesinde kullanıldı.

İsa’dan sonra onun öğretisi Yahudi olmayanlar arasında da yayılmaya başlayınca aralarında ihtilaf çıktı. Yahudi olmayanlardan Hıristiyan cemaatine girmek isteyenler Yahudi şeriatına uyacaklar mıydı yoksa uymalarına gerek yok mu idi? Bu hususta Hıristiyanlar ikiye bölündüler. Hıristiyan toplumuna girmek isteyenlerin mutlaka Yahudi şeriatına uyması gerektiğini savunanlar ile Pavlus’un başını çektiği şeriatın gereğine inanmayanlar ayrıldılar.

Bu konuda Atilla Baysal, “Hıristiyanlık” adlı kitabında şunları söylemektedir:

“Hıristiyanlığı Kudüs ve civarı dışında yepyeni bir hürriyetle yayan Pavlos olmuştur. Yaygın şifahi Hristiyan nakline göre Pavlus, Hristiyanlığı ve İncili bir mucize ile Hz. İsa’dan almış ileride kilisenin taliplerine kendi zihniyetini hakim kılmak için gayret sarf etmiştir. İngiliz tarihçilerinden Wels’e göre Pavlus zeki ve zamanının bütün dini cereyanlarını bilen bir insandır. Diğer dinlerden birçok hususları Hıristiyanlığa aktarmıştır.

Pavlus’un Hristiyanlık için değişmez prensipler olarak ilan ettiği hususlar şunlardır:

1) Hıristiyanlık bütün insanlığa hitap eden bir dindir.

2) Allah’ın oğlu olan Mesih Hazret-i İsa insanların günahlarına kefaret olmak üzere Haç’ta can vermiştir.

3) Hazret-i İsa ve Ruhu’l Kuds aynı derecede Tanrıdır.

4) Ölüler arasında dirilerek kalkmış olan Hazret-i İsa semaya çıkarak Baba’sının sağ yanına oturmuştur.

Pavlos, Hazret-i İsa’nın ve Ruhu’l Kuds’ün Tanrı oldukları inancını yerleştirmeye çalışmıştır. Ayrıca yine o, Hazret-i İsa’nın vazettiği sünnet olayı ve domuz eti yememeyi de kaldırmıştır. Bir bakıma bugünkü Hıristiyanlığa Pavlus’un yorumları demek mübalağalı bir ifade sayılmamalıdır. Nitekim gerek mukaddes metinler gerek ilk kilise, gerek ilk Hıristiyan inançlarının Pavlus’un eseri olduğunda Hristiyan ilahiyatçıları görüş birliği içindedirler.”

Hıristiyanları derinden sarsan bölünmeler özgürlük döneminde ortaya çıktı. Daha önce meşru sayılmadığı için baskı gören Hıristiyanlık Roma topraklarında hızla yayılmaya devam etti. Hıristiyanlığın yayılmasının önünü almak için yapılan baskılar, bu dine ilgiyi azaltmak yerine alabildiğine arttırdı. Sonuçta İmparator Kostantin, halkının büyük bir bölümünün dini olan Hıristiyanlığı dikkate almak durumunda kaldı. 313 yılında yayınladığı Milan Fermanı ile Hıristiyanlığı meşru din olarak kabul etti.

Ülkesinde dini özgürlük sağlayan ve imparatorluğun geleceği için inanç birliğinin önemine inanan İmparator Konstantin, dini açıdan bölünmeye gidecek bu tartışmaların önünü alabilmek için 325 yılında İznik’te bir konsil toplanmasını istedi. Toplanan konsilde Arius ve taraftarlarının savunduğu görüş reddedildi. Oğul’un yaratılmadığı, ezelden beri Baba’nın nesebinden olduğu, bu yüzden de Baba ile Oğul’un aynı özden olduğu kararı alındı. Arius aforoz edildi ve sürgüne gönderildi.

İmparator Konstantin, İznik Konsilinde eksik bırakılan ve halk arasında tartışmalara neden olan konuların görüşülmesi için İstanbul’da 381 yılında yeni bir konsil topladı. Bu konsilde Kutsal Ruhun da Tanrı olduğu kabul edilerek Hıristiyan Tanrı inancını ifade eden teslis inancının özdeş üç şahsı tamamlanmış oldu. Böylece Hıristiyan Tanrı inancı Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olmak üzere üç şahıs olarak tespit edildi.

İstanbul Konsilinden sonra Hıristiyanlar arasında İsa Mesih’in annesi Meryem tartışma konusu oldu. Din adamları arasında ortaya çıkan ve halk arasında yaygınlaşan bu tartışmalar imparatoru kaygılandırdı ve imparator bir konsil toplanmasını istedi. 431 yılında Efes’te toplanan konsilde Hz. Meryem’in theotokos (tanrı annesi) olduğu kabul edildi. İsa Mesih’in doğmadan önce de tanrı olduğu kararı alındı. İstanbul Patriği Nestorius aforoz edildi ve sürgüne gönderildi.

Tartışmaları sona erdirmek üzere 451 yılında Kadıköy’de bir konsil düzenlendi. Kadıköy Konsilinde İsa Mesih’in hem beşeri hem de insani tabiatı olduğu kararı alındı. Bu karara itiraz eden doğu Kiliseleri ayrıldılar ve onlara “tektabiatçı” anlamında Monofizitler denildi. İsa Mesih’in biri beşeri diğeri ilahi iki tabiatı olduğunu kabul edenlere ise Diyofizitler denilmektedir. Süryani Kilisesi, Kıpti Kilisesi, Ermeni Kilisesi ve Habeşistan Kilisesi’ne İsa’da tek tabiat bulunduğuna inandıkları için Monofizit Kiliseler adı verilmektedir.

451 Kadıköy Konsilinden sonra da Hıristiyanlar arasındaki tartışmalar devam etti. Özellikle Roma ile İstanbul arasındaki siyasi üstünlük çekişmesi dini alanda da kendini gösterdi. Bu çekişmelerin sonucunda, 1054 yılında Hıristiyanlar büyük bir bölünme yaşadılar. Bu bölünmeden sonra Roma merkezli olan Batı kilisesi Katolik, İstanbul merkezli Doğu kilisesi ise Ortodoks olarak anılmaya başlandı.

Batı Kilisesi’nde, Papalığın tek otorite olarak hüküm sürmesi XVI. yüzyıl Reformuna kadar devam etti. Reformun sonucunda Katolik Kilisesi’nden ayrılanlar Protestan Kiliselerini oluşturdular. Katolik Kilisesi’nde reform ihtiyacını tetikleyen sebeplerden biri de Avrupa’da Rönesans’ın ortaya çıkışıdır. Böyle bir ortamda Alman rahip Luther, Papalığın Endüljans uygulamalarını ve kullandığı yetkilerin meşruiyetini eleştirdiği 95 maddelik tezini Wittenberg kilisesine astı. Luther’in bu hareketi, Reform hareketini başlatmış oldu. Luther özetle; kurtuluşun iman ile olacağını, Papa’nın ve ruhbanların günah affetme yetkilerinin bulunmadığını, Endüljans uygulamalarının yanlış olduğunu, Kutsal Kitap’ın herkes tarafından anlaşılabileceğini savunuyordu. Luther’in yaptığı ilk işlerden biri de Yeni Ahid ve Eski Ahid’i Almancaya çevirmek oldu. Katolik Kilisesi, daha önce aykırı inanç sahiplerine yaptığı gibi Luther’i de cezalandırmak istedi. Ancak Alman prensler Luther’i bir şekilde korumayı bildi. Matbaanın da gelişmesiyle Luther’in fikirleri hızla yayıldı.

Luther, Reform için uygun ortam oluştuğundan dolayı daha önce aynı fikirleri savunanlar gibi Kilise tarafından cezalandırılamadı. 1517 yılında Almanya’da Luther tarafından başlatılan hareket kısa bir süre sonra Avrupa’nın her yerinde etkili olmaya başladı. Fransa’da Calvin, İsviçre’de Zwingli Reform hareketine öncülük etti. Calvin, Cenevre’de teokratik bir düzen kurdu. Reformcular kendi aralarında ortak bir itikat oluşturamadılar. Luther, Calvin, Zwingli ve diğer reformcular arasında görüş ayrılıkları oluştu. Neticede, Reformdan doğan pek çok mezhep meydana geldi. Bu mezheplere Protestan mezhepler denilmektedir.

 

Bugünkü Hıristiyanlığın Kabul Ettiği Başlıca Esaslar

1- İnsanlar günahkâr olarak doğar. Çünkü ilk insan Hz. Âdem, Allah'ın sözünü tutmamış ve onun için Cennet'ten kovulmuştur.

2- Hz. Âdem'den sonra gelen bütün insanlar bu günahı taşırlar.

3- Hz. İsa, insanları bu günahtan kurtarmak için, dünyaya gelmiş olan Allah'ın oğludur.

4- Cenâb-ı Hak, insanların günahını affettirmek için, kendi oğlunu haça gerdirmiştir.

5- Dünya, bir çile yeridir. Dünyada zevk ve safa yasaktır. İnsanlar çile çekmek ve ibadet etmek için yaratılmıştır.

6- İnsanlar, doğrudan doğruya, Allah ile temas edemezler. Allah'tan bir şey isteyemezler. Ancak rahipler, insanların yerine, Allah'a yalvarabilirler ve onların günahını affedebilirler.

7- Hıristiyanlığın başında Papa bulunur. Papa günahsızdır. Onun her yaptığı iş doğrudur.

8- İnsanlarda ruh ve vücud ayrıdır. İnsanın ruhunu ancak papazlar temizler. Vücud ise, daima günahkar kalan bir çirkin et parçasından ibarettir.

Bu akıl ve mantığa sığmayan iddialardan dolayıdır ki, Yahudiliğin düzeltilmesi için uğraşan Hz. İsa'nın ortaya koyduğu din, esasından uzaklaşmış, büsbütün çığrından çıkmıştır. Hıristiyanlığın tekrar doğru yola girmesi için, çok çalışmalar yapılmış, reformlar meydana gelmiştir. Luther isminde bir papaz, Protestanlığı kurarak bazı düzeltmeler yapacağım derken, bu ilâhî dini, büsbütün tahrip etmiş, bozmuştur. İşte İslâm dini, Hz. İsa'dan sonra, bütün bu hataları düzeltmek, yolundan çıkmış olan ve gittikçe daha da bozulan, "Tek Allah" inancını tekrar ilâhî ve mantıki bir şekle koymak için Allah Teâlâ tarafından gönderilmiştir.

 

Hıristiyanların İbadetleri

Hıristiyanların ibadet yerlerine kilise adı verilir. Hıristiyanlıkta kilise, toplumun ruhanî ve cismanî bütün hayatına hâkim olmuştur. Bu hâkimiyet şunlardan ibarettir.

1. Günahların itirafı: Kilisenin günahları itiraf ettirmesi ve papazın günah çıkarması, en az hayatta bir defa olarak kabul edilmiştir.

2. Vaftiz: Hıristiyanlıkta baba, oğul ve kutsal ruh adına vaftiz olmak kilisenin emridir. Bu, yüze su serperek veya vücudu suya batırarak yapılır. Su ile yıkamak suretiyle yapılan vaftiz, İsa'nın kanalıyla insanların kirlerinin temizlenmesini sembolize eder. Böyle vaftiz olan kimse kilise önünde imanını ilan etmiş olur.

3. Communion ayini: Bu, ekmeği kırıp üzerine şarap dökerek yemektir. Güyâ İsa'nın taraftarlarıyla birlikte son gece yediği yemeği sembolize eder.

5. Nikâh kıymak: Nikâh kilisede kıyılır. Kilise dışında yapılan nikâhlar meşru değildir. Böyle yapmayanlar nikâhsız kabul edilir.

6. Ölüye mukaddes yağ sürmek: Ölüm döşeğindeki bir kişiye din adamının zeytinyağı sürmesi vazifesidir.

Hıristiyanlıkta kilisede yapılan günlük ve haftalık ibadetler vardır:

a) Günlük ibadet evvelce yedi defayken, bugün her gün kilisede iki vakit ibadet ve dua vardır. Sabah ve akşam yapılan bu ibadetler için tespit edilmiş bir vakit yoktur. Günlük ibadet bir saat sürer. Toplu ibadet, ferdî ibadetten daha makbuldür.

b) En büyük ibadet pazar günü yapılan ibadetin topluca yerine getirilmesidir. Pazar ayininde vaaz ve nasihatlara da yer verilir. Vaftiz ve diğer merasimler hep pazar günleri yapılır. Düğün merasimleri, dünyevî olduğu için ikindiden sonra yapılır.

 

Hıristiyan Bayramları

Genelde Hıristiyan bayramları şunlardır:

1- Noel Bayramı: Hz. İsa'nın doğum yıl dönümü olarak kabul edilir. Her sene aralık ayının sonunda yapılır.

2- Paskalya Yortusu: Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın ölümünden üç gün sonra dirildiğine inanılır. Paskalya bunun hâtırasıdır. Nisanın 15'inden sonraki pazara tesadüf eder.

3- Transfiguration Günü: Paskalyadan yüz gün sonradır, şekil değiştirme günüdür.

4- Meryem Ana Günü: 15 Ağustosa yakın pazar günü yapılır. Bu günde kadınlar ve kızlara Meryem Ananın iffeti, temsilî olarak gösterilir.

5- Haç Yortusu: Eylülün 15'inde olur. Kudüs'ten İran'a götürülen haçların alınmasıyla ilgilidir. Genelde Hıristiyan ibadetleri bunlardır.

 

Hıristiyanlıktaki Son Gelişmeler

Hıristiyanlık âleminde son zamanlarda Allah inancı hususunda önemli değişmeler ve gelişmeler olmaktadır. Katolik Kilisesinin ve Vatikan'ın papadan sonra en önde gelen ruhanî lider ve bilim adamlarından meydana gelen dört kişilik bir heyetin yedi yıllık bir araştırma neticesinde hazırladığı “Evrensel Kateşizm (Tebliğ)” adlı el kitabında Katoliklerin de İslâmiyet’teki gibi "Tek Allah" inancında olmaları gerektiği belirtildi. Papalığın direktifi ile yedi yılda hazırlanan kitap 1992 yılında Fransa'da piyasaya çıktı.

Hıristiyanların yeni el kitabı denilebilecek eserin şimdiye kadar bu gaye ile hazırlanan diğer papalık yayınları arasındaki en önemli farkı, Allah inancının "Baba-oğul-Rûhu'l-Kudüs" şeklinde olmaması gerektiğinin açıkça belirtilmesidir. Kitapta; Allah Teâlâ’ya yaratılmış varlıkların sıfat ve suretlerinin hiçbirisinin yakıştırılamayacağı, çünkü Allah Teâlâ’nın ne erkek, ne kadın ne de insan suretiyle ilgisi bulunmayan tek yaratıcı olduğu ifade ve kabul edilmektedir. Bu yeni inancın İslâmiyet’teki Allah inancı gibi olması gerektiği açıkça belirtilmektedir.

Asırlardır "Baba-oğul-Rûhu'l-Kudüs" şeklindeki teslis inancı taşıyan Katoliklerin bu inançlarının yanlış olduğu, Vatikan Ruhanî Meclis sorumluları Honore ve Konstant, eserin kontrolörü Kardinal Law, redaksiyon sekreteri Papaz Mgr Schönborn'un Papa'nın da tasdikiyle yayınladıkları “Evrensel Kateşizm” adlı eserde açıkça belirtildi. Bu kitapta, haklar, kilise ve Katoliklik, Protestanlık ve Ortodoksluk, Yahûdîlik, İslâmiyet ve diğer dinlerde Allah inancı olduğu gibi ele alınıyor ve yorumlanıyor. Netice olarak en doğru Allah inancının İslâmiyet’teki gibi olması gerektiği kararlaştırılarak, Katoliklerin Tek Allah'a inanmaları gerektiği belirtiliyor.

Aile çevre meseleleri, işsizlik, insan hakları, yaratılış esasları ile günümüz dünyasında çok tartışılan cinsiyet konuları üzerinde durulan, Vatikan'ın bu yeni eserinde; "Huzurlu yaşamanın anahtarı Yaratan'ı benimsemek ve Tek Allah'ın varlığına inanmaktır." denilmektedir.

Bununla beraber Evrensel Kateşizm adlı kitapta, eski Hıristiyan inançlarının bazıları tekrar teyit edilmektedir. Örneğin “İsa Allah’ın oğludur” düşüncesi bu kitapta da kabul edilmektedir. Bu inancı doğrulamak için gayet karışık akıl yürütmeler de yapılmakta ve kendilerini haklı göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa bu düşünce yanlıştır. Çünkü Allah Teâlâ beşeri sıfatlardan münezzehtir. Dolayısıyla onun bir oğlu olması mümkün değildir. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de Kehf suresinde açıkça ifade edilmektedir:

“Bu Kur’an Allah çocuk edindi diyenleri de uyarır. Bu hususta ne kendilerinin ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (Kehf, 18/4,5)

Her nedense Papalık Hıristiyanlığın bu yanlış inancında ısrar etmekte ve Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu olarak kabul etmektedir. Bunda ısrar etmelerinin nedenini şöyle anlayabiliriz. Eğer bu gerçek dışı inancı da terk ederlerse İslam dinini tamamen kabul etmiş olacaklardır. Bu da bütün Hıristiyanların Müslüman olmasını gerektirecektir. Bu nedenle Papalık buna mani olmak için hâlâ bazı yanlış inançlarda ısrar etmektedir. Ancak bugün her aklı başında olan bir insan, eğer Allah Teâlâ’yı gerçekten tanıyorsa, O’nun oğlunun olmayacağını akıl yoluyla anlayabilir. İleride bu gerçeği gören Hıristiyanların büyük bir kısmının İslam dinine gireceğini ümit ediyoruz.

 

Yorum ve Eleştirileriniz için :  oryanmh@gmail.com

Ana Sayfa           Yorumlar

 

 

 

Hıristiyanlığın Tarihçesi

Yayınlanma Tarihi : 23.02.2024