Veliler, Allah'ın özellikle seçtiği kimselerdir. Veliler, Allah'ın askerleri ve hizmetçileridir.  Onlar yalnız Allah'a hizmet ederler ve diğer işlerle uğraşmazlar. Onlar Allah tarafından müjdelenmişlerdir:

 

“Dünya ve ahiret hayatında onlara müjde vardır. Allah'ın kelimeleri değişmez; bu büyük bir kurtuluştur.” (Yunus, 10/64)

 

Velilik, Allah'ın kuluna ihsan ettiği bir özelliktir. Bu mertebe kazanılarak elde edilmez. Onlar Allah'ın seçilmiş kulları olduklarından kimsenin onların üzerinde bir otoritesi yoktur. Onlar Allah'ın kelamının vekilleridir. Konuştukları hususlarda kesin kanıt sahibidirler. Konuştuklarında  Allah onların dili, kulağı, gözleri ve elleri olur.

 

Velileri dünya hayatında gizleyen örtüler, onları beşeriyet sıfatlarıdır. Diğer insanlar gibi velilerin de yaşam için çeşitli ihtiyaçları vardır. Velilik onları bu muhtaç olmaktan uzak tutmaz. Velilerin beşeri sıfatları diğer insanlara göre daha belirgindir. Çünkü beşeri sıfatlar manevi olarak karanlık ve bulanık bir ortam oluşturur. Engebelli ve kirli ortamlarda, karanlık ve bulanıklık ne kadar çok olursa olsun fazla görülmezler. Düz ve temiz bir ortamda ise az da olsa belirgin olarak görülürler. Karanlık ve beşeri sıfatlar avam (sıradan) insanların her yerine sirayet ederler. Bu yerler beden, kalp ve ruhlardır. Havas (seçkin) olanlarda ise beşeri sıfatlar sadece beden ve nefiste kalırlar. Veliler seçkinlerin seçkinleri olduklarından beşeri sıfatların karanlıkları onların sadece bedenlerine sirayet ederler, kalp ve ruhları bu beşeri sıfatlardan etkilenmezler. Beşeri sıfatların karanlıkları avamda noksanlık ve hüsrana neden olur. Oysa aynı sıfatlar havasta olgunluk ve parlaklığa neden olur.

 

Seçkin insanların karanlıkları, halkın karanlıklarını giderir ve onların kalplerini temizler, tasfiye eder, nefislerini tezkiye ederek arındırır. Velilerin halk ile bağlantı kurabilmeleri ancak bu karanlık beşeri sıfatlar yardımı ile olmaktadır. Aksi halde veliler halk ile münasebet kuracak bir ortam ve yol bulamazlar, dolayısıyla halkın kendilerinden faydalanmaları mümkün olmazdı. Karanlıkların ardından pişmanlık ve tövbeler yardımı ile birçok diğer karanlık ve bulanıklık ortadan kalkar ve bu kişiler daha yüksek makamlara erişirler. Melekler için bu söz konusu değildir. Çünkü onların beşeri sıfatları yoktur. Bu nedenler meleklerde ilerleme ve yükselme yolu onlara kapalıdır.

 

Allah Teâlâ'dan uzak kalan kişilerin vücudu ve kalpleri kir ile doludur. Nasıl Kur'an'ı ancak temiz olanlar tutabilirse (Vakıa, 56/79), manen temiz olmayan kişilere de ilahi sırlar tecelli etmez. İnsanı Hakk Teâlâ’dan uzak tutan işler dünya ile olan ilişkileridir. Namaz kılmak için nasıl abdest ve gusül ile temizlenmek gerekiyorsa, tasavvufi hayata girebilmek için batını temizlik, yani dünya ile ilişkilerin kesilmesi gerekir. Bu manevi temizlik için velilik suyu gereklidir. Şeyh bu velilik suyu ile müridin vücudundaki kirleri ve ona sonradan bulaşacak pislikleri temizler. Velilik suyundan maksat ilahi feyizdir. İnsan bu manevi dairenin içine girmedikçe, bu ilahi feyzi gönlünde hissedemez.

 

Veliliğin Alâmetleri

 

1)  Allah tarafından korunmasıdır. Kişi bu korunmanın nasıl olduğunu birtakım işlerin Allah'ın koruması sonucu ortaya çıktığını görerek anlar.

2) Allah'ın çeşitli lütuflar ile onu talep etmesi ve hatırlamasıdır. Allah veli kuluna devamlı ihsan ve lütuflarda bulunarak o kulunu unutmadığını kendisine hissettirir.

3) Duasının kabul edilmesi. Kiminin duası anında, kimisininki üç günde, bazısının bir haftada, bir ayda ve bir sene de olabilir

4) Kendisine İsm-i Azam'ın (en büyük isim) verilmiş olmasıdır. Velilerden her birine Allah'ın isimlerinden birisi İsm-i Azam olarak verilir. Veli o isim ile dua eder ve Allah Teâl⒠da onun bu duasına icabet eder. İsm-i Azam ile yapılan duanın geri çevrilmesi söz konusu değildir.

 

İsm-i Azam kalplerden fışkırır. Gayb ve şehadet (görülmeyen ve görülen) aleminin bütün ayetleri İsm-i Azam'ın harflerinden biridir. İsm-i Azam ile marifet (Allah'ı tanımak) ve muhabbet (Allah'ı sevmek) elde edilir. Muhabbet marifetin meyvesidir. Çünkü sevmek için bilmek gerekir. Allah'ın bize olan muhabbeti, bizim O’na olan muhabbetimizden daha öncedir. Kişi sevdiğini sık sık zikreder ve anar. Allah Teâlâ bir kudsî hadiste şöyle buyuruyor:

 

“Beni sevdiğini iddia ettiği halde, hava karardığında yatıp uyuyan yalan söylemiş olur. Çünkü sevmenin alameti ilim olarak değil de hâl olarak, O’ndan başka bir şey görmemesidir.”

 

Gayb ve şehadet alemindeki ayetlerin ortaya çıkışı iman, ikan (sağlam biliş) ve irfan sonucunu doğurur. İhsan ve nimetler irfan ile ortaya çıkarlar. Bu ise muhabbetin oluşumunu sağlar. Muhabbet fenayı (yok olma hali) doğurur. Dolayısıyla fena hali hem muhabbetin hakikati hem de neticesidir. Bir veli elde ettiği her kemali ve ulaştığı her dereceyi kendi peygamberinin tabi olmak sayesinde kazanır. Bir velinin velilik özelliği onun peygamberinin velilik yönünün cüzlerinden bir cüzüdür. Bir veliye yüksek manevi derecelerden ne ulaşırsa, onlar peygamberinin derecelerinin cüzleri olacaktır. Parça ne kadar büyük olsa da daima bütünden daha küçüktür.

 

 

Evliya (Veliler) Mertebeleri

 

Evliya mertebelerindeki yolculuklar çeşit çeşittir. Bazıları evliyalığın derecelerinden sadece birinci mertebeye ulaşabilir. Bazıları iki mertebeye, bazıları üç mertebeye, bazıları da dört mertebeye ulaşabilirler. Beşinci mertebeye ulaşabilenlerin sayısı ise azdır.

 

Birinci mertebeye ulaşabilmek Allah'ın fiil tecellisine bağlıdır. Bu tecelli, bütün fiilleri yapanın gerçekte Allah Teâlâ olduğunu idrak etmedir. Bunun için “Kuvvet yalnız Allah'ındır.”  (Kehf,18/39) ayeti tefekkür edilmelidir. İkinci mertebeye ulaşabilmek Allah'ın sıfat tecellilerine bağlıdır. Bu tecelli bütün sıfatların gerçekte Allah'a ait olduğunu idrak etmektir. Burada kulların sıfatları Allah'ın sıfatlarının gölgesi olarak görülür.

 

“Bir kulumu sevdiğim zaman onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” (Kudsi Hadis)

 

Son üç mertebe Allah'ın zati tecellilerine bağlıdır. Bu üç mertebenin dereceleri farklıdır. Ancak muteber olan (itibar edilen) kemal derecesi bu derecelerin ötesindedir. Bu kemal derecesi ashab-ı kiramın zamanından sonra ortaya çıkmamıştır. Ancak bu yüksek kemal derecenin yarın inşallah Hz. Mehdi (as) da ortaya çıkacağı beklenmektedir.

 

Hakikat, şeriatın hakikatinden ibarettir ve ondan farklı bir şey değildir. Tarikat şeriatın hakikatine ulaşma yoludur. Tarikat, şeriat ve hakikat ayrı bir şey değildir. Şeriatın hakikatine ulaşmadan önce, şeriatın sadece sureti elde edilir. Şeriatın hakikatini elde etmek ancak nefsin itminan  (tatmin olma) mertebesinde bulunması ve velilik derecesine ulaşmak ile mümkün olur. Bundan önce, yani velilik derecesine ve nefs-i mutmainneye  ulaşmadan önce şeriatın sadece sureti söz konusu olur. Bu durum tıpkı imanda olduğu gibidir. Nefsin itminan mertebesinden önce imanın sadece sureti vardır, ancak itminan mertebesinden sonra imanın hakikati elde edilir.

 

Velilik yollarının içinde en güzeli, en müstakimi, en parlak ve en zengini sünnet-i seniyyeye uymaktır. Yani amel ve harekette sünneti düşünüp ona tâbi olmak, taklit etmek ve amellerin uygulanmasında şeriatın hükümlerini rehber edinmektir.

 

Velilik yollarının ve tarikat şubelerinin en önemli esası ihlastır. Çünkü ihlas ile hâfi şirklerden kurtulur. İhlası elde edemeyen o yollarda gezemez. O yolların en belirgin göstergesi muhabbettir. Çünkü muhabbet, mahbubunda bahaneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez. Daima mahbubunun yanında ve onun taraftarıdır.

 

Veliler hizmet, meşakkat, musibet ve külfeti hoş görürler. Nazlanmazlar ve şikayetçi olmazlar. Daima şunu söylerler: “Elhamdülillâhi alâ külli hâl”, yani her durumda Allah'a hamd ederler.

 

Veliliğin meyveleri ahirette tadılacaktır. Onları acele ile dünyada tatmak isteyen yanlış yapar. Çünkü ahiretteki, yani beka alemindeki bir meyve fani dünyanın bin bahçesine feda edilir. Bu durum şu ayette ifade edilmiştir: “Dünya hayatı bir aldanma vasıtasıdır.” Bu nedenle velilik bahçesinin meyveleri bu dünyada istenmemelidir. Eğer istenmeden yedirilirse şükür edilmeli ve bunu bir mükafat olarak değil de belki bir teşvik için ilahi bir ihsan olarak düşünülmelidir. Bu bağlamda keramet göstermek için de gayret göstermemelidir.

 

Allah Teâlâ'ya varacak yollar pek çoktur. Bütün hak olan yollar Kur'an'dan alınmıştır. Fakat yolların bazıları diğerlerine göre daha kısa, daha selametli ve daha genel olur. Bunların içinde acz, fakr, şefkat ve tefekkür yollarından çok istifade edilir. Acz  yolu insanı ubudiyet yoluyla mahbubiyete kadar götürür. Fakr yolu Rahman ismine ulaştırır. Şefkat yolu ile Rahim ismine ve tefekkür yolu ile de Hakim ismine ulaşılır.

 

Velilik Makamları

 

● Velilerden bir grup peygamberlerdir, yani nebiler ve resullerdir. Bunların makamı, velilik makamı içinde özel bir makamdır. Peygamberler bütün makamları kendilerinde toplarlar.

 

● Velilerden bir grup Sıddıklardır (özü, sözü doğru kişiler). Sıddık haber verenin sözüne, Allah'a ve peygambere inanan demektir. Sıddıklık makamını açan kişi  nebiliğe ulaşır. Sıddıkların makamı yakınlık makamıdır. Bu yakınlık makamı Tekler’e (Efrada) aittir.  Yakınlık makamı Allah nezdinde şeriat nebiliği  altında ve sıddıklık üzerindedir. “Ebubekir'in gönlünde yerleşik” diye işaret edilen sır budur.

 

● Velilerden bir grup Şehitlerdir. Allah'ın şehadet ile dost edindiği kişilerdir. Sıddıklık makamı Şehitlik makamının üstündedir. Çünkü Sıddık olanlar iki yönden sıddıktırlar, tevhid yönünden ve yakınlık yönünden. Şehit ise tevhid yönünden değil özel olarak yakınlık yönünden sıddıktır. Çünkü onun tevhidi imandan değil bilgiden kaynaklanır.

 

● Velilerden bir grup Salihlerdir. Allah onları iyilik özelliği ile dost edinmiştir. Mertebeleri şehitlerin altındaki dördüncü mertebedir. Salihler Allah hakkındaki bilgilerine, ya da Allah'a imanlarına, ya da peygamber'in Allah'tan getirdiklerine inanmalarına bir bozukluğun girmediği kimselerdir. Eğer inanmalarına herhangi bir bozukluk girseydi Salih olamazlardı.

 

Salihlik, şehadet ve sıddıklık makamlarından her birinin kendisine uygun ayrı ilimleri ve yüksek bilgileri vardır. Salihlik mertebesinde sekr (manevi sarhoşluk) ile karışık ilimler çoktur. Bu makamda sekr galip, sahv (ayıklık)  ise mağluptur. Şehadette sekr mağlup sahv galiptir. Fakat sekr tamamen kaybolmamıştır. Sıddıklık makamına ait ilimlerde sekr tamamen ortadan kalkmıştır. Bu ilimler şer-i ilimlere mutabıktır ve dini ilimlerine uygundur. Sıddık olan kişi bu şer-i  ilimleri ilham yoluyla alır. Tıpkı peygamberin vahiy yoluyla aldığı gibi.  Sıddık ile peygamber arasındaki fark ilmin alınma yeri değil, alma metodundadır. Her ikisi de Allah Teâlâ'dan alırlar. Ancak sıddık peygamberine tabi olarak bu dereceye ulaşır. Peygamber asıldır, köktür. Sıddık ise onun feridir, dalıdır. Ayrıca peygamberin bilgileri kesin ve katidir, sıddıkın bilgileri ise zannidir.

 

Kutb-u Abdâl ve Kutb-u İrşad

 

Kutb-u abdâl velilerin kutbu olup alemin var olması ve bekası (devamı) için gerekli olan feyzin Allah Teâlâ'dan aleme gelmesi için bir vasıtadır. Yani yaratma, rızık verme, bela ve hastalıkların giderilmesi ile sıhhat ve afiyetin elde edilmesi kutb-u abdâla verilen ilahi feyze bağlıdır. Bu nedenle kutb-u abdâl her zaman için gereklidir. Çünkü alemin düzeni, intizamı ve ayakta durması ona bağlıdır. Alemin ondan mahrum kalması söz konusu olmaz. Kutb-u abdâl vefat edince başka biri onun yerine Allah tarafından görevlendirilir.

 

Kutb-u irşad alemin irşad ve hidayeti ile ilgili olan feyzin Allah'tan aleme ulaşması için vasıtadır. İman, hidayet, iyiliklerin yapılması ve kötülüklerden sakınılması kutb-u irşadın vasıta olduğu feyizlerin sonucudur. Kutb-u irşadın  her zaman için bulunması şart değildir. Bazen alem iman ve hidayetten tümüyle uzak kalabilir. Büyük felaketlerin dünyayı sarması böyle iman ve hidayetten tümüyle uzak kalınan zamanların sonunda olmaktadır.

 

Kutb-u irşad olan şahıs Hz. Peygamberin (sav) meşrebi üzerindedir. Bu şahsın olgunluk ve üstünlüğü Hz. Peygamberin (sav) kemaline uygundur. Asr-ı saadette kutb-u irşad Peygamberimiz (sav) idi.  Kutb-u abdâl ise Ömer ve Veysel Karani idiler.

 

Kutuptan aleme feyzin ulaşması şu şekilde olur: Kutup sahip olduğu öz (cevher) dolayısıyla ilahi feyzin kaynağının sureti ve gölgesi gibidir. Alem de tümüyle o kapsayıcı kutbun açılımıdır (tafsilidir). İlahi feyz hakikatten surete, yani Allah'tan kutba akar. Kutbun kapsayıcı olan suretinden de bütün aleme ulaşır. Buna göre Feyyaz-ı Mutlak (asıl feyz verici) Allah Teâlâ’dır. Burada kutup olan şahıslar sadece birer vasıtadırlar. Hatta çoğu zaman vasıta olan kutup kendi durumundan habersizdir.

 

Allah veli kullarını öyle gizlemiş ve örtmüştür ki, o velilerin aklı bile kendilerine ait hallerden ve kemalattan habersizdir. Velilerin iç aleminin sahip oldukları mertebeler ile olan ilişkisi de gizlidir. Onların iç alemi ve gönül dünyaları âlem-i emirden (ruhlar aleminden) olduğu için niceliği bilinemez. Bu durumda dış ve görünen kısmı onun batınındaki hakikati nasıl anlasın. Allah Teala velilerin iç alemini ab-ı hayat ve ölümsüzlük iksiri eylemiştir, öyle ki ondan bir damla içen ebedi hayata kavuşur. Velilerin dış görünüşünü de öldürücü bir zehir yaptı. Oraya bakan ebedi ölümle ölür. Velilerin içi rahmet dışı zahmettir. Onların içine, batınına bakan kişi onlardandır. Veliler zahiren halkın avamındandırlar, batınan ise meleklerin seçkinlerindendir. Görünüşte yerdedirler, manen ise gökyüzündedirler. Onlarla arkadaş olan isyandan ve kötü yoldan kurtulmuştur. Onlarla dost olan saadete bağlanmıştır.

 

“Onlar Allah'ın cemaatidir. Dikkat edin kurtuluşa erecekler de sadece Allah'ın cemaatidir.” (El – Mücadele, 58/22)

 

 

Yorum ve Eleştirileriniz için :      yorum@ilimvetasavvuf.com

 

Ana Sayfa              Yorumlar

Bir  Velinin  Anatomisi

Yayınlanma Tarihi:  30.04.2019