Her insan İslam fıtratı (yaratılışı) üzerinde doğar, fakat sonradan çevresi onu değiştirir. Aile, çevre ve eğitim insana bazı inanış ve ahlak bilgilerini öğretir. Kişi bu bilgileri belli bir olgunluktan sonra kendi kendine değerlendirir. Bunları ya doğru kabul eder veya etmez. Bu şekilde kendi inanç ve düşünceleri oluşur. Burada kişinin aklını kullanması devreye girer. Kendi aklıyla çevresini ve kendisine öğretilenleri sorgular. Bu sorgulama sonunda kendisinin inandığı ve kabul ettiği bazı sonuçlara varır. Bu sonuçlar kendisinin yaşam ilkeleri olur. Bu ilkelere ve kendi mantığına uygun olan düşünceleri her zaman doğru kabul eder, kendi mantığına uygun olmayan düşünceleri yanlış kabul eder. Bu şekilde kendisinin doğru bilgiye erişmiş olduğunu ve bu konularda haklı olduğuna hükmeder. Burada şu soruların sorulması gerekir:

 

˃ Kişinin belirlediği bu ilkeler ne kadar doğrudur?

˃ Kişinin doğruluk anlayışının ölçüleri nelerdir?

 

İşte bu noktada çeşit çeşit inanç, ahlak ve felsefe anlayışları ortaya çıkmıştır. Bu anlayışlardan biri de ateizmdir. Ateizm Tanrıya, ruhsal varlıklara olan metafizik inançları ve dinleri reddeden ve doğruluğuna inanılan gerçeklerin inanç yoluyla açıklanmasını kabul etmeyen bir inanç ve düşünce akımıdır.  Ateistlerin kabul ettikleri bilgiler akılcı filozofların ortaya attıkları düşüncelerdir. Bütün gerçeklere akıl ile, düşünme yoluyla varabileceklerini kabul ederler. Ancak her şey akıl ile izah edilebilir mi? Örneğin hayatı, ölümü, merhameti, üzüntüyü akıl ile ne dereceye kadar algılayabiliriz. Ateistler her şeyin maddesel bir düzen içinde işlediğini kabul edip bütün olayları maddesel nedenlerle nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışırlar. Hayatın nedenini nefes alıp vermek, vücudun ihtiyacı olan gıdayı vermek gibi nedenlere bağlarlar. Ama canlılığın ne olduğunu akılla izah edemezler. Çünkü canlı olmanın bazı sonuçları var, örneğin yaşlanma var, ölmek var. Her ne kadar uygun koşullarda yesen içsen de sonunda yaşlanıyorsun ve ölüyorsun. O zaman şu soruyu soralım: mademki beden ölümle çürüyüp yok olacak, biz neden dünyada varız, bu dünya hayatının amacı nedir? Bu soruya akılla cevap verilemiyor. Bazıları şöyle diyor: hayat ve ölüm tamamen maddeseldir, yani atomlar ve moleküller kendi kendilerine bir araya gelmiş ve bedeni oluşturmuş ve sonradan da bu atom ve moleküller dağılarak ölüm oluyor. Bu soğuk açıklama insanı ürpertiyor. Çünkü bütün yaşamı atom ve moleküllerin birleşimi olarak gören zihniyetin açıklayamadığı birçok soru ortaya çıkıyor.

 

İnsan bir de etrafındaki evrene göz atıyor ki burada mükemmel bir sistemin çalıştığını görüyor. İnsan ister istemez, böyle bir sistem boşuna mı yaratılmış diye kendi kendine soruyor. İnsanlar bu sistem içinde bir nokta, değersiz bir maddesel varlık mı, değeri varsa nedir? Ateist kendi aklı ile bunlara cevap arıyor. Bunun için etrafındaki insanlara danışıyor. Yöneldiği insanlar diyorlar ki, sen akıllı ve ilim sahibi bir insansın, birçok araştırmalar yapmışsın, ciltlerle kitap okumuşsun, evinde de binlerce cilt kitabın var, dünyada senin gibi insan az bulunur, sen yollarına uyuduğun filozofların sana öğrettiklerine sadık kal, Tanrı, ahiret, cennet, cehennem gibi şeyler bilimsel olarak daha laboratuvarlarda ispat edilmediler, onlara inanman için bir neden yok. İkilemde kalıyorsun, biraz daha düşününce insanların din diye bir şeylere inandığını, dinin bu sorulara cevap verdiğini görüyorsun. Bunları anlamak için kafanı yoruyorsun, fakat nefsin ve şeytan seni dürterek bu düşünceleri terk et, sen zaten hikmet sahibi bir ilim adamısın, dine ihtiyacın yok dediğini duyuyorsun. Ayrıca dine inananların bazı sorumlulukları var, bunlar sana ve nefsine zor geldiği için dinden uzak durmak sana daha kolay geliyor. Nefsinin ve şeytanın da sende istediği  zaten buydu.

 

Rahatın yerinde ve dinde bahsedilen cezalar ve azap sana daha uğramamış. Bunlar sana uzak gözüküyor. Senin için dedenin maymun soyundan gelmiş olması hiç önemli değil veya dedenin bir hamam böceğinden evrimleşerek dünyaya gelmiş olması seni hiç ürkütmüyor. Ölümü de hiç aklına getirmiyorsun, çünkü sağlığın bugün için yerinde. Ama ölümden gene de ürküyorsun.  Bu nedenle mezarlıkları ziyaret etmiyorsun.

 

Böylece bir ömür sürüyorsun ve dünyanın bütün lezzetlerini tadıyorsun. Arada sırada hasta olsan da doktorların ilaçları beni iyileştirir diye avunuyorsun. Ancak zamanla bedeninin ihtiyarladığını ve çürümeye başladığını hissediyorsun. Aklının zamanla hafıza gücünü kaybettiğini ve bildiğin şeylerin bazılarını unutmaya başladığını fark ediyorsun. Sonuçta ölümün yaklaşıyor ama sen hala uykudasın.

 

Etrafındaki bazı insanların Allah'a inandıklarını ve ibadet ettiklerini görüyorsun. Ancak bunları bilim dışı görüp ilgilenmiyorsun. Bunların safsata ve akıl dışı olduğunu zannediyorsun. Bu inanan insanların mutlu olmak için ibadet ettiklerini zannediyorsun. Sen ise zaten mutlusun. Onun için ibadete ihtiyacın olmadığını düşünüyorsun. Ama bir deprem olunca yüzün ölüm korkusundan sararıyor ve gözlerin korkudan dışarı fırlıyor. Bir süre korkudan konuşamıyorsun. Seni ölümle burun buruna getiren her olayı tabiatın yaptığını veya kendiliğinden olduğunu düşünüp de rahatlayamıyorsun, aksine yaşamak için şaşkınlıkla ve korkuyla  debeleniyorsun.

 

İnsanların sordukları sorulara tam cevap veremeyeceğini anlayınca, bunlar hurafedir, akıl dışıdır diye kaçamak cevaplar veriyorsun. İspat edemeyeceğin şeyleri teslim etmeyip etrafında dolanıp, kendini ve insanları kandırmaya çalışıyorsun. Ruh yoktur diyorsun ama bir şeye sıkılıp üzüldüğünde, canım sıkıldı diyorsun. Oysa senin şöyle demen sana daha çok yakışırdı: içimdeki falanca moleküller çalışmıyor yahut ta falanca hormonlar azaldı. Hemen sana gerekli moleküllerin ve hormonun takviyesi yapılırdı ve sen de neşeni tekrar bulurdun.

 

Diyorsun ki her canlının hayatını devam ettirmesi için bir savunma sistemi vardır. Eskiden insanların kendilerini doğaya karşı savunamadıkları için dine sığındıklarını iddia ediyorsun. Kendini bugün, elindeki teknolojik imkanlarla doğaya karşı güçlü ve savunmalı hissediyorsun. Pekiyi, o zaman gelişmiş ülkelerde doğal afetlere neden mani olunamıyor ve yüzlerce insan telef oluyor. Gözle görülemeyen kanser virüsü milyonlarca insanı hasta edip öldürürken buna karşı sahip olunan bilim ve teknoloji neden mani olamıyor. Kanserde uzmanlaşmış birçok tıpçının da kanserden öldüklerini bilmende herhalde bir fayda vardır.

 

Çocuğu nasıl eğitirsen öyle yetişir, bu nedenle bir çocuğu ateist olarak yetiştirmek olanaklıdır diyorsun. Eğer çocuğun aklını karıştırmazsanız kendisi zorluklara karşı mücadeleyi öğrenir ve onları yener diye düşünüyorsun. O zaman ümitsiz hastalıklarla karşılaştığında ölümü neden güler yüzle karşılamıyorsun. Azrail (as) canını aldığı zaman, yani öldüğün zaman neden yüzün asık ve acı çekmiş gibi duruyor.

 

Savaşların büyük bir kısmının din adına çıktığını ve bu nedenle dine karşı olduğunu söylüyorsun. Oysa gerçek böyle değil, çünkü savaşların büyük bir kısmı ekonomik ve siyasi güç kazanmak için yapılmıştır. Savaşların Ansiklopedisi (Encyclopedia of Wars) a göre dünyadaki 1763 savaştan sadece 123 tanesinin nedeni dindir. Din savaşlarında ölümlerin sayısının bütün savaşlardaki ölenlerin içindeki oranı %2 dir. Bu gerçekleri bilmek zor mu senin için, ama amacın dini kötülemek ise bahane bulman ve insanları kandırmak sana tabii geliyor.

 

Bilim konusu olmayan, gözlem ve deneye kapalı hiçbir şeyi kabul etmiyorsun. O zaman evrendeki yıldızlar ve galaksiler ile ilgili teorileri de kabul etmemelisin. Çünkü onların deneyini ve gözlemini yapmak mümkün değil. Yıldızlardan gelen ışınları inceleyerek onlar hakkında karar veriyorsun. Halbuki dünyaya gelen ışının fotonları yola çıkalı milyonlarca ışık yılı olmuş. Belki o yıldız çoktan yok olmuştur veya gelen fotonlar yolda başka etkilere uğramışlardır. Sen evrendeki olayları milyonlarca ışık yılı geriden ve bir muğlaklık içinde takip ederken, bunlara teoriler oluşturup yaptıklarına da mutlak gerçek gözüyle bakıyorsun. Nasıl bir yanılgı ki, insanın mutlak gerçeği bilmekteki aczini ifade etmek sana çok zor geliyor. Fakat yeni bilgiler ortaya çıktıkça pişman olan, ortaya attıkları teorilerin yanlışlanmasından  dolayı özür dileyen müspet bilimcileri görmüyorsun. Bugün iddia edilen teorilerin yarın yanlış olduklarının ortaya çıkması mümkünken, sen kesin bilgi buldum diye övünüyorsun.

 

Diyorsun ki, Kur'an'da çelişkili, tuhaf ve insana yok artık dedirten birçok ayet var. Fakat bu iddiaları ispat ederek tutarlı, çelişkisiz yayınlar yapmıyorsun. Bu yayınları yap da biz de gereken cevapları ve reddiyeleri yayınlayalım. Bir şeye yanlış demek çok kolaydır ama onun yanlış olduğunu ispat etmek çok zordur. Sen zoru bırakıp kolaya kaçıyorsun. Çünkü biliyorsun ki böyle bir işe girişirsen sonunda sen mahcup olacaksın. Çünkü senin yanlış ve mesnetsiz ispatlarındaki çelişki ve tutarsızlıkları ortaya çıkaracak İslam alimleri halen hayattadır.

 

Tabiatı statik, sabit olarak görüyorsun. Sen tabiatın ezeli ve ebedi olarak devam ettiğini ve edeceğini zannettin senelerce. Fakat son yıllarda açıklanan büyük patlama, evrenin genişlemesi gibi görüşler senin bu evren modelini yerle bir etti. Bu yenilgiyi kabul edip hala yanlış inançlarından dönmüyorsun.

 

Ormanda, tenha bir yerde bir kulübeye rastlasan, acaba bunun sahibi kimdir diye soruyorsun da gözün önünde duran mükemmel evrenin sahibi kimdir diye sormuyorsun. Düşünme mantığında bir terslik yok mu senin. Kendine neden özeleştiri uygulamıyorsun. Belki biraz imana gelir de kurtulma ümidini yakalarsın.

 

Din adına ne varsa hepsini karalamaya çalışıyorsun. Dine karşı çıkmış olmak için, dahi olduklarını inkar edemediğin Osmanlı padişahlarına, zaten Müslüman değillerdi diyerek iftira ediyorsun. Osmanlı padişahları Müslüman insanlardı ve işlerinde daima İslam alimlerine danışırlardı. Böyle başarılı olmuşlardır.  Bu gerçekler seni ürküttüğü için, birkaç uydurma ifade ile padişahların İslam inancında olmadıklarını iddia ediyorsun. Korkunun ecele faydası yoktur. Ne kadar debelensen ve dini kötülemeye çalışsan, iftira ve zillet çukuruna daha fazla batıyorsun.

 

Ölümden sonrasından korkuyorsun. Onu düşünmek bile uykularını kaçırıyor. Bu nedenle, öldükten sonra cesedinin yakılarak küllerinin denize atılmasını vasiyet ediyorsun. Böylece yok olup ahiret azabından kurtulacağını zannediyorsun. Heyhat! nasıl bir aldanma. Allah Teâlâ senin bütün tozlarını bir araya getirip seni tekrar diriltecek ve hesaba çekecektir. Ne yaparsan yap bu hesaptan kurtulamazsın. Bu azaptan kurtulmanın tek yolu vardır, o da nasuh bir tövbe ile Müslüman olmak ve ondan sonra salih ameller işlemektir. Başka hiçbir şey seni ahiretteki azaptan kurtaramaz.

 

Bu dünya nereden geliyor, nereye gidiyor; insanlar ve diğer varlıklar niye yaratılmış; insanın dünyaya ne zaman geleceğini, kimin annesi ve babası olacağını ve ne zaman nerede öleceğini bilmiyor. Elindeki okuduğun kitaplarda bunların cevabı var mı? Birçok müspet bilimci ve filozof bu sorulara cevap aramışlar, fakat ömürlerinin son günlerinde ortaya attıkları düşüncelerden dolayı pişman olmuşlardır. Ünlü ateist filozof Bertrand Russell, evren için inandığı düşüncelerinin yanlış olması karşısında şaşkınlığını gizleyememiş ve bütün her şey bir gün yok olacaksa, biz bu işlerle boşuna uğraşmışız,  diyerek üzüntüsünü dile getirmiştir. Ünlü fizikçi Stephan Hawking bir kitabında, bugün doğru bildiklerimizin yarın yanlış olması mümkündür, diyerek müspet bilimin mutlak kesin olmadığını ifade ediyor ve sonra şunu talep ediyor: Birisi bana, bizim bu dünyaya niye geldiğimizi izah etsin.

 

Bu sorunun cevabını hiçbir filozof ve müspet bilimci kesin bir şekilde verememiştir. Bu sorunun cevabı ancak, bugün için geçerli tek din olan İslamiyet’te verilmektedir. Bu nedenle herkesin aklını başına toplamaları gerekir. Bu dünya düzeni olan oyun ve eğlenceden uyanıp,  gerçekleri görmesi ve yaşamını ona göre düzenlenmesi gerekir. Aksi halde ömrünü boşuna harcamış ve ahiret hayatında ise hüsrana uğramış olur.

 

Ateistlere en güzel cevabı Kuran ayetleri vermektedir. Bunların bazılarını aşağıda ifade ediyoruz:

 

“Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.” (Al-i İmran, 3/185)

 

“Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?” (Enam, 6/ 32)

 

“İnkâr edenler için dünya hayatı süslendi. Onlar iman edenlerden kimileri ile eğleniyorlar. Halbuki takva sahibi olan müminler kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara, 2/212)

 

“Onlara, Müslümanların inandığı gibi inanın denilince, “Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız” derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir, fakat bilmezler.” (Bakara, 2/ 13)

 

“Onlar sağırdırlar (hakikati duymazlar), dilsizdirler (hakikati söyleyemezler), kördürler (hakikati göremezler). Artık Hakk’a dönemezler.” (Bakara, 2/ 18)

 

“Kafirler, kendilerine mühlet vermemizin şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti ancak günahlarını arttırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.”  (Al-i İmran, 3/178)

 

 

Yorum ve Eleştirileriniz için:   yorum@ilimvetasavvuf.com

 

Ana Sayfa            Yorumlar

Bir Ateistin Anatomisi

Yayınlama Tarihi: 13.03.2019