Agarta Efsanesi Hint, Tibet ve Mogol kültürü ve geleneğine göre yerin altlarında saklı olan ve dünyanın bazı yerlerinden gizli giriş tünelleri bulunan bir Agarta Devleti’nin mevcut olduğunun ifadesidir. Bu efsaneye göre Agarta Devleti’nin reisi “Dünya Kralı” olup dünyayı din ve bilim dışı (okült, manevi) yönetimini elinde tutmaktadır. Bu kişi hem kudret ve hem de bilgeliği ile dünyanın okült yönetimini idare etmektedir. Bu yönetim insanların yakınında olmasına rağmen onun tanınması kolay değildir.

Bu bir efsanedir ve bir inanıştır. Ancak bu inanışa bugün de katılan ve bu gücü elde etmek ve yanına almak için peşinde koşan insanlar vardır. Böyle insanlar son iki asır boyunca mevcut olmuştur. Bunlara örnek olarak Alman Nazilerin lideri Adolf Hitler’i verebiliriz. Ancak bugün de Agarta Devleti’nin gücünü ele geçirmek ve bu gücün kendilerine hizmet etmesini sağlamak için insanlar büyük bir çaba içindedirler.

Agarta,  teozoflara (Hint mistikleri) göre Mu ve Atlantis'ten göç eden bilim rahiplerince ya da inisiyelerce (mistik eğitimi alanlar) kurulmuş, sonradan gizlenme gereği görüp, dağ ve mağara içlerine çekilmiştir. Kimileri Şambala adında Agarta’ya karşı kurulmuş, gizli bir olumsuz merkezin varlığını ileri sürüyorsa da, Agarta'nın Tibet geleneklerindeki bir diğer adı Şambala’dır.

Agarta 19. yüzyıla kadar kendisini gizli tutmuştur. Bu konuda hiçbir bilgi sızmamıştır. Fakat 19. yüzyıl başlarından itibaren Agarta Devleti hakkında bilgiler ortaya atılmıştır. Bu sanki Agarta Kralı’nın izniyle yapılmış ve bazı insanların tanıtım için görevlendirildiği imajı yaratılmıştır. Bu konuda ilk tanıtım görevi Martinist Tarikatı’nın üstadı Martin Saint Yves d’Alveydre (1842-1909) tarafından yapılmıştır. Bu şahıs “Hint Misyonu” isimli bir kitap yayınlayarak, ilk defa Agarta'dan ve dünyanın okült yönetimi hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Ancak bu açıklamalar belirli düzeyde olup her şeyi kapsamamaktadır.

 

Martinist Tarikatı

Martinist Tarikatı 18. yüzyılda Fransa'da Louis – Claude de  Saint Martin tarafından başlatılan mistik bir harekettir. Saint Martin ölümünden sonra öğretileri bazı topluluklar tarafından sürdürülerek yaygınlaştırılmıştır. Bu tarikatın öğretileri daha çok Hristiyan Mistisizmi, Musevi Mistisizmi ve Kabala ağırlıklıdır.

Bu tarikatın ortaya çıkışı 1776'da kurulan İlluminati yapılanmasından sonra ortaya çıkışı herhalde bir tesadüf değildir. Bu tarikatın da İlluminati hedeflerinin birisi olduğu muhakkaktır. Burada hedeflenen dünyaya manevi güçlerle hakim olmak arzusudur. Bu arzu bugün de olanca hızıyla devam etmektedir.

Agarta konusuna ilişkin en eksiksiz ve en şaşırtıcı bilgileri gün ışığına çıkaran kişi Ferdinand Ossendowski  olmuştur. O, yolculukları sırasında birçok lama manastırında konaklamış ve oralarda ilk elden sağlamış olduğu bilgileri daha sonra 1924'te yayınlamış olduğu “Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar” adlı eserinde bir araya getirmiştir. Kaldığı manastırlarda Ossendowski’ye 6.000 yıldan da fazla bir zaman önce, kutsal bir insanın bütün bir oymakla birlikte muazzam bir mağarada kayıplara karıştığı ve orada, yitip gitmiş bir bilim yardımıyla Agarti adlı bir yeraltı krallığının temelini attığı anlatılmıştır. Bu krallığın tahtında, tabiatın bütün güçlerini tanıyıp bilen insanların gönüllerini ve Yüce Kader kitabını okuyabilecek kudrete sahip bulunan Dünya Kralı oturmaktadır Gözde görülemez yapıda olan bu kralı emirlerini icraya her an hazır durumda bulunan 800 milyon insana hükmetmektedir.

Ferdinand Ossendowski, 1924'te yayınlanan kitabında Agarta Kralı hakkında şunları söylemektedir:

“Dünya Kralı, Cihan Hakimi, bir mitos veya doğaüstü bir varlık değil, dünyanın gizli kaderinin efendisi olan ve tamamen etten ve kemikten bir şahıstır. Dünya Kralı’nın pek çok kereler Orta Asya'da, Hindistan'da, Tayland'da beyaz bir fil ya da lekesiz bir ata binmiş olarak elinde asasıyla halkı kutsadığını anlatan bir dizi kesin tanıklık mevcuttur. Dünyanın Kralı, insanlığın kaderini yönetenlerin, hükümdarların ve idarecilerin tümünün de düşünceleriyle bağlantılıdır. Onların niyet ve fikirlerini bilir, bunlar Allah'ın takdirine uygunsa, Cihan Hakimi bunları görünmeyen yardımları vasıtasıyla destekler.”

Ali Cahit Cümbüşel, “Agarta ve Şambala” adlı kitabında bu konu ile ilgili olarak şunları yazmaktadır:

“Agarta Devleti, Himalaya Dağları altındaki doğal ve yapay yeraltı galerilerinde bulunan bir inisiyatik merkezdir. Dışsal abideyi teşkil eden Himalaya Dağları Agarta Ülkesi için adeta bir piramit vazifesi yapmaktadır, yani içi piramit gibi forme edilmiştir. Bundan dolayı piramitsel formun getirmiş olduğu çok büyük bir enerjinin konsantrasyon merkezi konumundadır.

Agarta ve Agarti sözcükleri Sanskritçe’de ele geçirilemeyen, ulaşılamayan, her şeyden korunmuş, şiddetin ulaşamayacağı, anarşinin erişemeyeceği anlamlara gelmektedir.

Dünyanın yeraltı sistemlerinin merkezi Agarta böylece Asya'nın göbeğinde yeraltı tünelleri yardımıyla dünyanın hemen hemen her noktasına ulaşmaktadır. Dünyasal beşeri evrimin ve yeryüzünün gelip geçmiş bütün medeniyetlerinin tüm genel evrim safahatlerinin ve onların tüm genel bilgilerinin, yaradılışın, ruhun ve tekamülün evrensel bilgilerinin ve her türlü maddesel bilimin kayıtları Agarta'da mevcuttur.”

Agarta Efsanesine göre Dünya Kralı’nın adı Brahitma veya Brahatme dir. Onun iki yardımcısı rahip Mahitma ve Mahinga’dır. Bu üçlü yönetim Agarta Devletinin görev ve fonksiyonunun fiziki planda temsil etmektedir. Ayrıca bu yönetimde 12 büyük Maj denilen - ki bunlara Yeşiller de denilmektedir - kişiler mevcuttur. Bu Majiler arasında Hz. Muhammed (sav), Hz.İsa (as) ve Hz. Musa (as) gibi peygamberler de sayılmaktadır.

Bu efsaneye inananlar için Agarta’nın asıl misyonu, batmış olan Mu uygarlığında vahye dayanan bilgileri muhafaza etmek ve bunları insanlara aktarmaktır. Agarta yaklaşık 50.000 yıldır bunu yapmaktadır. Onlara göre Agarta ve Şambala her yerdedir. Eğer insan yeterli oranda samimi, dürüst, namuslu, idrakli ve bilgili olursa ve bilgece yaşarsa, mutlaka bu merkezlerin kendilerine tecellileri olacak, onlarla temas ederek onlardan her türlü destek ve yardımı alabilecektir.

Son iki asır boyunca insanlar, bu yardım ve desteği almak için uğraşmaktadırlar. Ancak bu desteği alıp almadıkları şüphelidir. İslam dinine inanmayanlar bu zannî inanışların peşinde koşmuşlar ve dünyada güç ve hakimiyeti elde etmek için çok kan dökmüşlerdir. Fakat sonunda istedikleri gücü elde edememişler ve bunlar Yüce Allah tarafından cezalandırılarak yok edilmişlerdir.

Kimilerine göre dünyanın tüm yitik geçmişi, yitik kıtalara indirilmiş dinler ve öğretiler Agarta arşivlerinde kayıtlıdır. Dünyadaki birçok mistik öğretinin kaynağında Agarta yatmaktadır. Mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve toplulukların Agartılarla ilişki kurdukları ileri sürülür. Réné Guénon’a göre bu durum en çok Türklerin yaşadığı Orta Asya'da görülmektedir. Kimi yazarlara göre Göktürk, Uygur, Hun masallarındaki, “Ataların kutsal mağaraları” ve bir mağaradan geçerek ulaşılan “gizli ülke” inanışında Agarta’nın sembolizmi bulunmaktadır.

Agarta’nın dört girişi olduğu iddia edilir. Bir tanesi Gize'deki Sfens’in pençeleri arasında, diğeri Saint-Michel Tepesi’nde, bir üçüncüsü Broceliande Ormanı’ndaki bir yarın içinde ve ana kapısı da Tibet'teki Şamballa’ dadır. Kimi kaynaklarda, bir giriş kapısının Anadolu'da Kapadokya bölgesinde olduğu söylenmektedir.

Agarte Efsanesi hakkında farklı görüşler de ileri sürülmüştür. Bu görüşlere göre Agarta kavramı daha çok sembolik bir anlama sahiptir. Çeşitli mitolojilerde adı geçen “ulaşılmayan yer”, “yeraltı uygarlığı” gibi kavramlarda da buna değiniliyor. Yani mitolojik hikayelerde oraya ulaşabilenler, hep kalbi temiz olanlar, kendini tanıyanlar olurdu. Aslında bakarsanız “yeraltına inmek” kavramı sembolik olarak “insanın kendi içine inmesi, kendini bulması anlamındadır”. Şimdi gelelim örgüt olup olmadığına. Daha çok yakın zamanlarda batıda yaşamış olan ve çeşitli Mason ve Gül-Haç grupları ile bağlantılı olan mistik düşünürler Agarta kavramını örgüt gibi kullanmaya başlamıştır. Ama milattan öncesine dayanan mitolojik Agarta kavramı, eskiden örgüt olarak hiçbir zaman geçmemiştir.

Agarta’nın geçmişine baktığımızda hep bu tür spekülasyonların içinde yer aldığını görürüz. Özellikle insanların “üstatlar” tarafından yönetilmesi ile ilgili komploların ardında hep Agarta adı geçmiş, hatta 1966 yılında İstanbul'da gizli bir Agarta toplantısı yapıldığı da söylenmiştir. Bu bağlamda bakarsak, bilgi kirliliğine dayanan ve aslında demokratlık adı altında bazı güçlerin faşizmini güçlendiren bu davada verilen çok ince bir mesajdır Agarta.

İşte o mesaj bağlamında bir dönem Sadettin Tantan bir operasyona “Tapınakçılar” demişti. Bu bir mesajdı. Agarta da öyle. Yeraltı egemen güçlere karşı bir mesaj. Bu aslında Ergenekon soruşturmasının da amacını anlatıyor. Bence bunun arkasında hükümeti bile aşan müthiş bir kurgu mevcut olabilir. Belki de Ortadoğu’da çıkarılması planlanan bir savaş ile alakadardır.

 

Adolf Hitler ve Agarta Efsanesi

20. yüzyılda üstün güce sahip olan bazı devletler Agartalılar ile iletişime geçiyor. Bu iddiada en çok adı geçen isim elbette Adolf Hitler’dir. Hitler 1930 yıllarında Agartalılar ile iletişime geçiyor ve bir şekilde onlarla anlaşma sağlayıp, üstün savunma teknolojilerinden faydalanıyor. Hatta Kuzey kutuplarında bazı üstler kurup sık sık Agartalılar ile iletişime geçiyor. Bir başka iddiaya göre II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanlar yenileceklerini anladığında, Hitler ve bazı Nazi subayları Kuzey kutbundaki var olduğu sanılan deliklerden Agartaya kaçıp saklanmıştır.

Türkiye'de ittihatçılarla başlayan ve II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam eden ve ardından da yeraltına inen Alman etkisi inkar edilemez. Nazi ideolojisinin de ezoterik bazı öğretilerin esiri olduğunu ileri süren Aytunç Altındal, “Hitler” adlı kitabında, Hitleri iktidara getiren Baron’un Mason ve Bektaşilerle bağlantısını anlatmakta ve  II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye de bulunduğu sırada bazı ilişkileriyle ilgili çarpıcı bilgiler vermektedir.

Hitlere ve nazilere iktidar yolunu açan esrarengiz bir okült örgütü var. Bunun adı “Thule Gesellschaft” dır. İstanbul'da kurulan bu gizli örgütün kurucusu bir Türk vatandaşı olan Baron Rudolph Von Sebottendorf’tur. Bu şahıs aynı zamanda Bektaşi ve Masondur. Bu Baron ile ilgili bilgilerin devlet arşivlerinde  derin bilgi olarak saklandığını araştırmacı Altındal tarafından kitabında yazılmaktadır.

Aytunç Altındal kitabında Hitler'in aile ağacını çıkarmıştır.  Orada görülüyor ki, Hitlerin anne ve babasını bile keşfedebilmek son derece zor iş. Çünkü bir gizli örgüt el atmış, onun yaşamına ve dünyaya bela getirecek bir lider oluşturmaya başlamış. Gizli bir örgütün o daha doğmadan kendisiyle ilgili planlar yaptığını, bu örgütün İstanbul'da kurulduğunu, örgütü kuranın da Türk olduğunu ilk önce yazan Aytunç Altındal’dır.

Nazi Partisinin kurucu üyelerinden ve Thule Tarikatının önde gelen isimlerinden Karl Haushofer’in bir takım paranormal yeteneklere sahip olduğu bilinmekteydi. Örneğin ileri derecede geleceği bilme yeteneği vardı. Olacakları daha olmadan önce haber veriyordu. Karl Haushofer Hindistan, Japonya ve Tibet'e giderek oralarda uzun bir süre gizli çalışmalarda bulundu. Gizemli bir eğitimden geçtiği kayıtlardaki bilgilerde vardır. Tibet’de esrarengiz bir takım insanlarla gizli toplantılar yaptığı raporlarda belirtilmiştir. Bu kişilerin kimler olduğu hiçbir zaman öğrenilmedi. Nazi bayrağında kullanılan Gamalı Haç sembolü de çok ilginçtir. Bu sembol beşeriyetin kullanmış olduğu en eski sembollerden biridir. Dünyanın birçok kadim medeniyetlerinde bu sembollere rastlanmıştır.

Agarta Efsanesinin son asırlarda dile getirilen büyük bir kısmı Yahudi kökenlidir. Dünya hakimi olma idealizmi Yahudileri yakından ilgilendirmektedir. İlluminati teşkilatının faaliyetleri, masonik hareketler bu ideali açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle Agarta Efsanesi Yahudileri yakından ilgilendirmektedir. Bugün de bu ilgi bütün şiddetiyle devam etmektedir.

 

Réné Guénon’un Açıklamaları

Réné Guénon,1886 yılında Fransa'da doğmuştur. Paris'te genç yaşta başarılı bir eğitimden sonra Martinist tarikatına kabul edilmiştir. Daha sonra birçok masonik topluluklara katılmış ve oralarda inisiyasyon (mistik eğitim) almıştır. Hindu felsefesi onu ilgilendirmesine rağmen sonradan Müslüman olmuş ve Abdül Vahid Yahya ismini almıştır. 1951'de Mısır'da ölmüştür.

Ancak Guénon'un neden Müslüman olduğunun sebebi hala anlaşılamamıştır. Çünkü onun ortaya attığı felsefe Batı Gunos’u ile Hint mistisizmin bir sentezidir. O eserlerinde, doğaüstü güçlerle donanmış olan meşhur bir Efendi (Dünya Kralı) gözetimi altında temel hakikatin saklı bildiği gizli merkezi Agarta Efsanesini yeniden ele almıştır. 

Agarta’nın dünyanın merkezi olması “kutsal coğrafya” adı verilen bir anlayışı da beraberinde getirmiştir. Bu yerlerin, insanın anlayışını yükseltici bilgileri taşıması ve yansıtması bakımından diğer yerlere nazaran daha etkilidir. Bu merkezlerin en eskileri Mısır'daki Büyük Piramit (Keops) ve Delf mabedidir. Bu merkezlerden Pisagor ve öğretileri yayılmıştır. Diğer bir merkez Kudüs'tür. Bütün semavi dinler burada beslenmiştir. Diğer bir merkez Kabe'nin bulunduğu Mekke’dir. Agartıcılara göre günümüzde bu büyük merkez İstanbul'dadır. Bu anlayışla Guénon’un Müslüman oluşunda samimi olmadığı ve Müslüman kimliği ile bu merkezlere daha yakın olabileceği düşüncesi rol oynamaktadır.
Agarta inanışı Yahudilerin inanışlarıyla büyük bir paralellik göstermektedir. Çünkü Dünya Kralı unvanı İbranicede ve Arapçada yaygın biçimde tanrıyı kastetmek için kullanılmaktadır. Yahudilerin Kabalasında söz konusu edilen “Göksel aracılar” Sekinah ve Metatron hakkında Tevrat'ta bahsedilen Tanrının gerçek katını (huzurunu) ifade etmektedir Tevrat'ta bununla ilgili bölümlerde ruhsal bir merkez kuruluşundan söz edilmektedir. Böyle bir merkez daima “Işık”  olarak temsil edilen ilahi bir tecellinin yeridir.

Sekinah terimi barışı göstermektedir. İbranice'deki Sekinah’ın aynısı olan Sakinah (Sekene) terimi Arapçadır. “Büyük Barış” olarak tercüme edilir. Kabala, Sekinah’a  tanısal bir sıfat verir. Bunun adı da Metatron’dur. Bu isim, sayısal bakımından Saday'ın sayısal değerine eşittir. Saday, “Mutlak Kudret Sahibi” demektir.  Metatron terimini koruyucu, Tanrı, gönderilmiş (haberci, Resul) ve aracı gibi anlamlar da içerir.  Metatron “Göksel Kutup” tur ve “Alemin Ekseni” ile ilgilidir. Onun adı da “Mikail” dir.

Agarta efsanesine göre, Agarta daima yer altında olmadı ve orada daima kalacak değildir. Bir gün gelecek ve Agarta halkları mağaralarından çıkacak ve yeryüzünde görüleceklerdir. Bu ifadeler, Dünya Kralı’nın 1890'da , Narabanchi Manastırında görüldüğü zaman yapmış olduğu kehanettir.

 

Ferdinand Ossendowski’nin Açıklamaları

Ferdinand Ossendowski, Polonya asıllı Rus olup 1876'da doğdu. Fizik ve kimya hocasıdır. Kömür madenleri konusunda ihtisas sahibidir. Devrimci hareketlere katıldığından Çar tarafından tutuklandı ve iki sene hapis yattı. 2007'de serbest kalan Ossendowski I. Dünya Harbinde Moğolistan'a gider, burada maden araştırmalarında bulunur. Ancak 1917'deki Bolşevik devriminde Kızıl Ordu'nun galip gelmesi karşısında Moğolistan'dan daha da güneylere kaçmak zorunda kalır. Bu kaçışlar esnasında Agarta’nın sırları ile karşılaşır. Bu sırları 1924 yılında yayınladığı “Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar” adını verdiği kitabında şöyle anlatmıştır.

“Orta Asya'ya seyahatimde ilk defa olarak başka bir isim vermem kabil olmayan sırların sırrını öğrendim. İlk önce ona fazla itibar etmiyordum. Ne var ki bölgesel ve genellikle tartışılması mümkün bazı delilleri tahlil ve mukayese ettikten sonra önemini farkına vardım. Amil ırmağı kıyılarında ihtiyarlar bana bir efsane anlattılar:

Bir Moğol Kabilesi Cengiz Han'ın isteklerinden kurtulmaya çalışırken bir yer altı ülkesine gizlendi. Daha sonraları Nogan Kul gölü Soyotları’ndan biri bana Agarti devletinin kapı hizmetini gören ve içinden duman bulutları yükselen bir delik gösterdi. Vaktiyle bir avcı bu kapıdan Devlet sınırları içine girdi, dönüşünde de görmüş olduklarını anlatmaya başladı. Sırların sırrından bahsetmesine engel olmak için lamalar onların dilini kestiler. Avcı, ihtiyarlığında mağaraya döndü ve hatırası onun göçebe kalbine haz ve neşe vermiş olan Yeraltı Devleti içinde kayboldu.”
Dünya kralının görüldüğü konusunda Lamalarla görüşme yaptığı ve Lamaların kendisine Dünya Kralı’nın Budizm törenlerinde beş defa görüldüğünü söylüyor. Pek çok kişinin Agarta’ya gittiğini, ancak bütün bu adamların gördükleri sırları gizlediklerini ifade ediyor. Kitapta Cihan Hakiminin 1890'daki kehanetini şöyle ifade edilmektedir:
“İnsanlar ruhlarını gittikçe unutup vücutları ile meşgul olacaklar, yeryüzünde büyük ahlak bozukluğu hüküm sürecek, insanlar kardeş kanına susamış yırtıcı hayvanlara benzeyecek, büyük ve küçük kralların taçları düşecek. Bütün milletler arasında korkunç bir savaş olacak (Birinci ve İkinci Dünya Savaşları), okyanuslar kızaracak, toprağın üstü ile denizlerin dibi kemik ile dolacak, devletler parçalanacak, milletler toptan ölecek, dünyanın şimdiye kadar hiç görmediği açlık, hastalık ve kanunların bilmediği cinayetler. O zaman insanlık içindeki Tanrının ve ilahi ruhun düşmanları ortaya çıkacaklar. Unutulmuş, zulüm görmüş olanlar ayaklanacak ve bütün dünyanın dikkatini üzerine çekecekler. Sisler ve fırtınalar olacak. Çıplak dağlar ormanlarla örtünecekler, yer sarsılacak, milyonlarca insan esirlik zincirleri ile hakaretleri açlık, hastalık ve ölümle trampa edecek. Eski yollar bir yerden başka yere göçen kalabalıklarla dolacak. En büyük, en güzel beldeler ateşle yok olacak. Baba oğlu, kardeş kardeşi, ana kızı aleyhine yürüyecek. Düşkünlük, canilik, bedenin ve ruhun yıkılışı arkadan gelecek. 10.000 kişiden yalnız biri sağ kalacak. O da çıplak, deli, dermansız olacak ve kendine ne ev kurabilecek ne de yiyecek bulabilecek. Kuduz kurt gibi ulayacak, leşleri kemirecek, kendi etini dişleyecek ve Tanrı'ya meydan okuyacak. Bütün toprak boşalacak. Tanrı ondan yüz çevirecek. Dünyayı yalnız karanlık ve ölüm kaplayacak. O vakit göndereceğim, şimdi tanımayan, bir halk, cinnet ve fezahatın zararlı otlarını koparıp atacak ve insanlık zihniyetine sadık kalmış olanları kötülüğe karşı savaşa götürecek. Bunlar milletlerin ölümüyle temizlenmiş olan dünyada yeni bir hayat kuracaklar. Yüzüncü yılda yalnız üç büyük devlet ortaya çıkarak, 71 yıl bahtiyar yaşayacaklar. Ondan sonra 18 yıl harp ve tahrip devam edecek. O zaman Agarta halkı yeraltı mağaralarından çıkıp dünyaya görünecek.”

 

Raymond Bernard'ın Açıklamaları

Raymond Bernard “Tuhaflık ile Karşılaşmalar” adlı kitabında Agarta hakkında şunları söylemektedir:
“Dünyanın okült yönetiminin varlığını, tradisyonlar her zaman için doğrulamışlardır. Bu yönetime çağlar boyunca pek çok ad verilmiş ve ikamet yeri olarak da birçok değişik mekan gösterilmiştir. Ancak açıkça ifade ediyorum ki, 30 yıl kadar bir zamandır artık bu atfetmelerin hiçbiri geçerli değildir. Ayrıca artık Gobi Çölü’nde bulunmamaktadır. Modern dünyanın şartları her bakımdan göz önünde bulundurulmuştur ve yavaş bir gelişme içinde yeni şartlara sürekli bir uyarlama yoluyla bu hep böyle olmuştur.”

Bernard’a göre, Saint-Yves’in Hint Misyonu adlı kitabında Agarta ile ilgili açıkladığı birçok husus bugün için geçerli değildir. Durum son derece değişmiştir. Bernard, Maha adlı bir şahsın tüm dünya işlerini denetleyen Yüksek Meclis’in lideri olduğunu iddia etmektedir. Maha’ya göre, Yüksek Meclis’in üstünde de tüm bir ötealemsel kozmik hiyerarşi vardır.’

 

İstanbul’daki Agarta Toplantısı

Maha, üstatların üstadıdır. Onun tarafından idare edilen merkez bir Yüksek İnisiyenler örgütünce denetlenir. Maha’nın Paris, Kahire, Bombay, Pondicherry’de ve Merv Dağı ile Asgart gizli mabetlerinde çalışan bütün inisiyerlerin en yükseği olduğuna inanılmaktadır.

Fransa'daki en meşhur inisiyasyon merkezi Rose Croix'tir. Bunun başı Raymond Bernard, Avrupa'da da en yüksek elçi ve tüm ülkelerde Büyük Üstad’dır. Onun üstünde Rose Croix’in başkanı Dr. Ralph Levis vardır. Başkanın da üstünde başlarındaki Maha ile birlikte Bilinmeyen Üstler bulunmaktadır.

Saint Germain Kontu İstanbul’u uğrak yeri yapmıştır. Fransa’daki ezoterik Rozkruva grubunun üyelerinden Graffer, kaleme aldığı anılarında Saint Germain’den bahsederek, onun 1790 yılında Viyana’da kendisine aynen şunları söylediğini yazar: ‘Senden ayrılıyorum, İstanbul’da beni bekliyorlar. Oradan da İngiltere’ye gideceğim. Orada yüzyıl sonra kullanacağınız iki icat üzerinde çalışacağım. Bunlar tren ve buharlı gemidir. Bir süre için Himalayalara çekilip dinleneceğim, 85 yıl sonra tekrar ortaya çıkacağım.”
St. Germain Kontu’nun sözleri, İstanbul’da Agarta’dan gelen birileriyle buluşacağını ima etmektedir. Doğu ile batı arasında köprü oluşturan İstanbul belki de Agarta temsilcilerinin buluşma yeridir. Nitekim Andre Bouguenec, Robert Charroux’un ‘Gizemli Bilinmeyen’ adlı kitabına yazdığı önsözde bu savı güçlendirecek bir açıklama yapıyor:
“Villeneuve Üstadı 24 Aralık 1966’da İstanbul’da bilinmeyen üstlerle buluştu. Kendisi bu buluşmayı sınırlı bir yayında anlatmıştır. Daha doğrusu, açıklaması için bilinmeyen üstlerce kendisine izin verilenleri yayımlamıştır. Kitabın adı ‘Tasavvur Olunmazla Karşılaşma’dır

 

Şambala

Şambala, bugünkü maneviyatın terk edilip maddeyi üstün tutan medeniyeti yönlendiren bir oluşumdur. Şambalanın tesiri pozitif oluşlar meydana getiren bir odaktır. Şambalanın enerjisi yıkıcıdır. Kötülüğü yıkar, gerektiğinde şiddete başvurur. Şambala, ezoterik kayıtlara göre M.Ö. 3000'li yıllarda kurulmuştur. Onun birçok prensibi, Vedalar’da ve Tibet'in Okültler Kitabı’nda yer almıştır.

Ali Cahit Cümbüşel, “Agarta ve Şambala” adlı kitabında bu konuda şunları söylemektedir:

“Şambala bilgeleri, Kuzey Irklar ile Sarı Irkı birleştirmeyi amaçlar ve ancak bundan sonra yeryüzü huzura kavuşacak derler. İlk mücadelesi, Almanlar’la Japonlar’ı 2. Dünya Savaşı'nda işbirliği için bir araya getirdiler, bu onların ilk mücadelesidir.

Şambala misyonunun son yıllardaki en büyük etkinliklerinden biri olan 2. Dünya Savaşı ile ilgili bazı bilgilere bakalım. 2. Dünya Savaşı sonlarına doğru bir zamandayız, tahrip olan bir Nazi Karargahı’nda, yıkıntılar arasında 12 Tibetli rahibin cesedi bulunuyordu. Bu duruma o yıllarda hiçbir anlam verilmemişti. Zaten o atmosfer içerisinde hiç kimsenin bunu düşünecek hali de yoktu. Evet, bir Alman Nazi Karargahı’nda 12 Tibetli rahibin işi neydi? Naziler, Şambala ile ilişki içindeydiler. Her şey Thule efsanesiyle başlıyordu. Thule efsanesinin kökeni kayıp bir uygarlığa dayanmaktaydı. Bu da Nazizm’in temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir grup, Thule adında gizli bir tarikat kurdular. Nazi Partisi’nin yedi kurucusundan biri olan Dietrich Eckardt , Thule Tarikatının temel efsanesini şöyle açıklıyordu: “Thule’nin tüm sırları, eski kayıp bir uygarlığa dayanır. İnsanoğlu ile “dış zekalar” ın  arasında bulunan bazı aracı varlıklar, bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. Bu güç kaynağı Almanya'yı dünyaya egemen kılacaktır. Yine bu güç kaynağı, geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını ve insan türünün değişimini sağlayacaktır.” İşte bu ifadeler özet olarak Nazizm’in temelini oluşturmaktadır.”

Araştırmacı Yazar ve inisiyen Jacques Bergier “Le Livres Maudits” (Lanetli Kitaplar) adlı kitabında Şambala'nın uzantılarını “Kara Tarikat” adını vermiştir. Ona göre bu tarikatın amacı şudur:

“İnsanları bilgiden uzak tutmak ve cahil bırakmak için, bir takım sırlarla insanların karşılaşmalarını önlemek amacıyla, büyük bir organizasyon kurulmuştur. Bu organizasyonun üyeleri tüm dünyaya yayılmış durumdadırlar. Bu tarikat ezoterik bilgileri ve belgeleri sistematik bir şekilde yok etme konusunda büyük bir faaliyet içerisindedir. Bu kara pelerinlilerinin uygarlık tarihi kadar eski oldukları ile ilgili elimizde ciddi deliller bulunmaktadır.”

Bergier bu kitabında, bu gruplar tarafından eski Mu kültürüne ait bilgi ve belgelerin nasıl sistematik ve entrikalarla ortadan kaldırıldığını, İskenderiye Kütüphanelerinin nasıl birkaç kez yakıldığını ve böylelikle beşeriyetin kadim geçmişi ve kadim bilgileri ile olan köprülerin yok edildiğini ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Böylelikle Şambala kendine düşen misyonu büyük bir başarı ile sürdürmektedir.

 

İslam’ın Agarta Efsanesine Bakışı

İslam dini Agarta Efsanesi'ni muhakkak ki kabul etmez. Çünkü alemde hakim olan ve onu yöneten tek güç Yüce Allah'tır. Yüce Allah daima her yerdedir. Tünellerde, dağın altında bulunur diye bir iddia anlamsızdır. Bu nedenle Agarta Efsanesi'nin doğruluğuna inananlar İslam inancının dışına çıkmış olurlar.

“Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O’nundur. Hepsi de O’na itaat etmektedirler.” (Rum, 30/26)
Aşikar olarak görülüyor ki, Agarta Efsanesi’ne inananlar zaten İslam inancına sahip olmayan insanlardır. Bu insanların bir kısmı Hristiyan mistisizmini, Yahudi mistisizmini esas alırlar. Bazıları hiçbir mistik inancı kabul etmezler. Agarta’daki dünya hakimiyetine bel bağlarlar. Buda da olduğu gibi Hintlerin mistik anlayışında bu inanış vardır. Bugün özellikle Tibet'te yaşayan Maha denilen kişiler, bu inanışı sürdürmektedirler.

Agarta Efsanesi genellikle dünya hakimiyetini ele geçirmeye çalışan insanların bir anlayışı olmuştur. Bu insanların dünyayı ele geçirmek için eski mitolojik ve tahrif edilmiş Tevrat ve İncil'deki hikayeleri ele alarak, kendilerine bir yol çizmeye çalışmışlardır. Eski zamanlarda ortaya çıkan fakat asıl nedenleri bilinmeyen bazı mistik olayları kendi çıkarlarına uygun olarak yorumlamışlardır. Buradaki amaç kendilerine ve etrafındakilere Agarta Efsanesine inandırmak ve böylece güçlenmektir. Fakat bütün bir gayretleri boşunadır. Şimdiye kadar bu efsaneyi kullanarak kimse dünya gücünü ele geçirmiş değildir.

Agarta Efsanesi’ne inanan insanların ortaya attıkları olağanüstü mistik olayları açıklamak İslam dini açısından kolaydır. Biliyoruz ki Yüce Allah, Hazreti Adem (as)'dan itibaren insanları dünya üzerinde yaşamaya bırakmıştır. Ancak insanlara zamanla göndereceği elçilere itaat etmelerini bildirmiştir. ayet Bizim Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sav)’'in gelişine kadar insanlara 124.000 peygamber gönderilmiştir. Bu peygamberler Yüce Allah'ın tek tanrı olduğunu ve her şeye gücü yettiğini söyleyerek, onlara Allah'a iman ve ibadet etmelerini bildirmişlerdir. İnsanların bazıları bu tebliğlere inanmış, bazıları inanmamıştır. Peygamberler bu tebliğlerinin yanı sıra inanan insanlara Yüce Allah'ın izin verdiği kadar ledün (sırlar) ilmini öğretmişlerdir. Bu manevi ilimle insanlar bazı olağanüstü olaylar yaşamışlardır. Bu olaylar da zamanla sözlü veya yazılı olarak nesilden nesile aktarılmıştır. Ancak zamanla bu aktarımlardaki bilgiler bilerek veya bilmeyerek tahrif edilmiş ve gizemli sırlı bir duruma sokulmuştur. Peygamberlerin gerçek tebliği terk edilmiş yerine bu gizemli menkıbeler kalmıştır. Gerçek Allah inancına sahip olmayan insanlar, bu gizemli olayları açıklamak için kendilerine göre teoriler üretmişlerdir. Agarta Efsanesi de bunlardan biridir.

Agarta Efsanesi niçin 19. asırdan itibaren ortaya atılmıştır? Bunun nedeni basittir. Yahudiler asırlarca dünyada anti-semitik davranışlarla ezilmişler ve hor görülmüşlerdir. Devamlı sürülmüşler ve kalıcı bir devlet kuramamışlardır. Ancak bu süre içinde ticaret ve özellikle faizcilikle çok zengin olmuşlardır. Bu durumda birleşerek, artık bu ezilmişlikten kurtulmak için 1776'da kurulan İlluminati örgütüne sarılmışlardır. Amaçları bu örgütle dünyaya hakim olmak ve eski zulme uğradıkları günlerin intikamını almaktır. Bu amaçlara hizmet edecek her türlü fırsatı değerlendirmek istemişlerdir. Bunlar arasında tahrif edilmiş Tevrat'ta zikredilen güçleri ele geçirmeyi hedef yapmışlardır.

Hızır Aleyhisselam'ın manevi özelliklerini biliyorlar ve onun menkıbelerini okuyorlar. Tibet’deki keşişlerin  transandant meditasyonla elde ettikleri bazı özellikleri de görüyorlar. Tibetlerin meditasyondaki olağanüstü güçlerinin kaynağı olarak bir sistem düşündüler. Oradaki yeraltı tünellerinin etkisiyle bir Agarta Devleti fikrine ulaştılar. Bu devletin başına her şeye gücü yeten bir kral yerleştirdiler. Onlara göre Hızır Aleyhisselam Yüce Allah'ın kendisine güç verdiği ve her şeyi yönettiği, hayat verdiği bir insan üstü güç olduğunu düşündüklerinden bu Agarta Devleti’nin başında onun olması gerektiğine inandılar.

Réné’nin Agarte Efsanesi hakkındaki tutumu çok manidardır. Hint mistisizmi ile birçok karşılaşmalarını ifade eden ve onları överek anlatan birisinin neden sonradan Müslüman olmuştur? Burada önemli olan bir husus saklanmaktadır. Aslında Réné gibileri Agarta'daki ve Hint mistisizmindeki efsanevi güçlerin (okült) İslami bir şahsiyet olduğunu düşünüyorlar. Bu şahsiyet Hızır Aleyhisselamdır. Müslüman gözüküp ona yakın olmak istiyorlar. Böylece Hızır ile güç elde etme mümkün olacağını zannediyorlar. Bu nedenle de Müslüman olduğunu ilan ediyor. Acaba bu kişiler amacına ulaştı mı? Muhakkak ki hayır. Ölünce hakikati görmüştür. Ama iş işten geçmiştir. Eğer gerçekten iman etmiş ve Müslüman olmuşsa tabii ki karşılığını görecektir. Ama yazdıkları bu yolda değildir. Bu yazdıklarının hesabı kendisine ahirette muhakkak sorulacaktır.

Dünyanın her bölgesinde olan olağanüstü her olayı Agarta Devleti’ne bağlayarak Hz. Hızır'ın rolünün bu işe uygun olacağını benimsediler. Çünkü Hz. Hızır gerçekten dünyanın her yerinde olabilir. Fizik kurallarına tabi olmayan, ayağının bastığı yerlere hayat veren ve kıyamete kadar yaşayacak olan bir kişidir. Böylece Yahudilik Hz. Hızır ile daima temasta olmak için iki asırdır gayret içindedir. Bu nedenle de İstanbul'daki Yahya Efendi Türbesi civarınıda gerek diri olarak gerekse ölü olarak bekleme içindedirler. Hz. Hızır’la Yahya Efendi'nin her hafta buluştukları bilinmektedir. Yahudiler o türbeye yakın olarak Hızır Aleyhisselam ile yakından temas halinde olmayı amaçlamaktadırlar. Bu amaçları bugün de devam etmektedir.

Hz. Hızır İslam'da da inanılan ve Kur'an'daki ayetlerde dile getirilen bir kişidir. Peygamber olmadığı tahmin edilmekle birlikte Yüce Allah'ın ona ledün ilmini öğretmiş olduğu, kendisine doğaüstü bazı yetki ve güçlerin verildiği bilinmektedir. Bu konuda da bir çok menkıbe yaşanmış ve günümüze kadar anlatılmıştır. Bugün de Hz. Hızır ile temas eden sufiler vardır. Ancak Hz. Hızır ile sufilerin yaptıkları görüşmelerin amacı hiçbir zaman dünya hakimiyetini ele geçirmek değildir. Hz. Hızır sufilere bazı sırlı bilgiler vermekte ve onlara bu şekilde yardım etmektedir. Bununla beraber Hz. Hızır'ın Müslüman olmayanlara yardım edeceği  konusunda İslam inancında hiçbir kayıt yoktur. Hele onların dünya hakimiyetini elde etmeleri için yardım edeceğine dair hiçbir bilgi söz konusu değildir. Dolayısıyla Yahudiler Hz. Hızır'ı yanlış değerlendirmektedirler.

Bazı sufilerin doğaüstü kerametleri gösterdiği bilinmektedir. Bu kerametler öğrendikleri ledün ilmi sayesindedir. Gerçekten de ledün ilmi ile Allah'ın izin verdiği zaman doğadaki bütün olaylara hükmedilebilmektedir. Bu ilimle nükleer bombaların patlaması, uçakların uçması, makinelerin çalışması gibi fiziksel olgular engellenebilir. Ancak Yüce Allah'ın bu türlü hükümler için izin vermesi gerekmektedir.

Moğolistan gibi uzak doğu ülkelerinde rastlanılan olağanüstü olayları açıklamakta kolaydır. Çünkü bu bölgelerde gelen peygamberlere tabii olanlar Müslüman olarak vefat etmişler ve içlerinde peygamberin öğrettiği  Sırlar ilmine vakıf olan kimseler mevcuttur. Bu kişilerin gömüldüğü yerlerde birçok olağanüstü tecelli ve zuhuratların olması mümkündür. Aynı şeyi bugün İslam coğrafyasında Allah dostlarının mezarlarında da tespit edilmektedir.

Allah dostları zaman zaman Allah'ın izniyle insanlara uyarılarda bulunmakta ve onları Yüce Allah'a imana davet etmektedirler. Bunlara bütün dünyada rastlamak mümkündür. Fakat Yüce Allah ve İslam'a inanmayan, kendi nefislerini, arzularını kendilerine put (ilah) yapmış insanlar, bu davetleri kendi çıkarlarına göre yorumlayarak, buradan bir güç elde etme gayreti içine girmişlerdir. Böylece bu olağanüstü olayları kendi amaçlarına uygun olarak değerlendirmek yolundadırlar. Bu uğraşları boşunadır.

Bazı bölgelerde cinlerin insanlarla olan ilişkileri de yanlış yorumlanmaktadır. Cinlerin gösterdikleri, insanlara göre bazı normal dışı davranışlar kutsanmakta ve burada da bir tanrısal güç arayışı düşünülmektedir. Oysa İslam anlayışında cinler bedensiz varlıklar olup, aynı dünya üzerinde insanlarla beraber yaşamaktadırlar. Onların da kendilerine göre bir düzenleri vardır. Ancak bazı insanlar onlarla işbirliği yaparak güç elde etme peşine düşmüşlerdir. Bunlar İslam'ın izin vermediği şeylerdir. Ancak insanların bazıları cinlerin bu sıra dışı gösterdikleri özellikleri dolayısıyla güç elde etmek için onları kullanmaya çalışmışlardır Bu da izin verilen bir şey değildir. Bu gibi olayların hepsi, Allah'a ve İslam'a inanmayan insanların güç elde etmek için birer vesile olmasına gayret ettikleri bir gerçektir.

Agarta efsanesi de bunlardan biridir.  Bu efsane kullanılarak Hitlerin dünyayı cehenneme çevirmesine neden olunmuştur. Bu efsane kullanılarak insanlar, olağanüstü güçlere sahip olduklarını başkalarına inandırarak onları hakimiyetleri altına almak gayreti içine girmişlerdir. Bu amaç için birçok büyü, tılsım gibi faaliyetler yapılmıştır. Yahudiler özellikle İslam ibadet yerlerinde bu türlü tılsımları, büyüleri ile Müslümanların üzere hakimiyet kurma gayreti içinde olmuşlardır. Bugün de bu gayretler devam etmektedir. Ancak bu gayretlerin hepsi boşunadır. Her şey Yüce Allah'ın izniyle olur. O’nun izin vermediği hiçbir şey tahakkuk etmez.

Yüce Allah'ın hiçbir insan grubuna diğer insanlar üzerinde ebediyen mutlak hakim olmalarına müsaade etmez. Bu Kur'an ayetleri ve Peygamberin hadislerinde ifade edilmektedir. Bu nedenle biz Müslümanlar Agarta Efsanesine bu gözle bakarız. Burada iddia edilenlerin doğru olmadığı kesindir. Çünkü alemler içinde tek güç ve irade sahibi Yüce Allah'tır.

“De ki: Göğüslerinizdekini gizleseniz de açığa vursanız da, Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (Ali İmran, 3/29)
“
Peygamberleri onlara dediler ki: Biz ancak sizin gibi bir insanız. Ama Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Allah'ın izni olmadıkça bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar.” (İbrahim, 14/11)
“
Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse, O ona yeter. Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talak, 65/3)

“Onlar büyü yapmayanlar, yaptırmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar ve sadece Rablerine güvenenlerdir.” (Hadis)

“Kıyamet gününde haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas (hakkı) alınacaktır.” (Hadis)

Bugün küresel sermayenin dünyada insanlara kısmen hükmetmiş olmaları, onların bu güçlerinin devamlı olacağını garanti etmez. Çünkü zulüm üzerine kurulu düzenler bir gün yıkılmaya mahkumdur. Onlar yıkılınca hayal ettikleri Agarta Kralı kendilerine hiçbir şekilde yardımcı olamayacaktır. İnsanların sığınacakları tek kapı Yüce Allah'tır. Bunun böyle olduğunu insanların 21. asırda göreceklerini ümit ediyoruz.

Mustafa Karnas, “Agarta” adlı kitabında Hızır Aleyhisselam hakkında şunları yazmaktadır:

“Levh-i Mahfuz adlı kitapta her şeyin bilgisi bulunmaktadır. Bu bilgiler için metafizik güçler diyebiliriz. Yani fizik ötesi güçler. Yani bu dünyanın insanlarını sınırlandıran kuvvetleri aşabilen güçler, geleceğin bilgisi, ölümsüzlüğün sırrı ve daha nice bilgiler bizlere pek de yabancı olmayan bir bilgidir. Hızır Aleyhisselam o kitabı görebilen tek velidir. Peygamber efendimiz Muhammed bile o kitabı görmemiştir. Hızır zaman ve mekandan bağımsızdır. Muhammed Mustafa Peygamber olmasına rağmen o kitabı görmek ona nasip olmamıştır. Ama makamı sadece Veli olan biri o kitabı görmüş, oradan bilgiler almış ve o bilgileri zaman zaman tarihin çeşitli dönemlerinde dünyadaki bilim adamlarına aktararak dünyanın medeni gelişmesine katkıda bulunmuştur ve bulunmaya devam etmektedir. Çünkü o bir ölümsüzdür. Teknik olarak baktığımızda ayet bir mesajdır. Peygamber o mesajı alan bir aracı medyumdur. Bir de taşıyıcı gerekmektedir değil mi? İşte o taşıyıcı hakkında çok şeyler söylenebilir. Demek ki bir insan hiçbir şekilde bir taşıyıcı olamaz. Onda bu yetenek yoktur. O taşıyıcının “Göksel” biri olması gerekir. Kutsal kitaplar onlara melekler der. Bir de onların Hızırı vardır. Uzatmadan söyleyelim o zaman Hızır Aleyhisselam bir Agartalıdır.  Ya da biraz daha ileri giderek onun Göksel bir Agartalı olduğunu söyleyelim. O ana merkezden bir koloni olan dünyadaki ırkdaşlarına bilgi getirmektedir.”

Burada ifade edilenler tamamen İslam’a aykırıdır. Gerçek de değillerdir. Fakat buna inanmak isteyen insanlar vardır. Onların amacı Hz. Hızır’ı kullanarak dünyaya hakim olmaktır. Ancak şimdiye kadar istekleri gerçekleşmemiştir. Hz. Hızır onlara yardım etmemiştir. Bundan sonra da edecek değildir. Bu insanlar akıllarını başlarına toplayıp tevbe ederek İslam’a geri dönmeleri kendileri için en hayırlı yoldur. Aksi halde düşündüklerinden ve yaptıklarından yarın ahirette sorumlu olacak ve hesaba çekileceklerdir.

 

Sonuç

Agarta Efsanesi’nde dile getirilen olağanüstü olaylar ve iddialar İslam dini tarafından kabul edilemez. Çünkü bu anlatılanlar Yüce Allah'ın tek ilah oluşuna aykırıdır. O’nun gücünün ve kuvvetinin dışında başka bir ilahi güç yoktur. Dolayısıyla Agarta Kralı olarak ifade edilen ilahi güç yanlıştır. Böyle bir kral ve güç yoktur.

İslam dinine inanmayanlar bu efsanelerin peşinde koşarak gerçeğe ulaşacaklarını zannediyorlar. Oysa yanılıyorlar. Çünkü İslam dinini kabul etmeyip başka sapık inançlardan medet ummak akıl dışı bir şeydir. Eski mitolojik inanışlar, Hristiyanlık ve Yahudiliğin saptırılmış mistik inanışları insanları bu yanlış efsanelere inanmaya itmektedir. Yanlış bilgilerden doğru bilgilere varılmaz. İnsanlar dünyaya ve evrene kendi akıl ve güçleriyle hakim olmayı sevmekte ve istemektedirler. Bunun için her yolu denemektedirler. Bu batıl yollarla amaçlarına ulaşacaklarını sanmaktadırlar. Ancak bunun böyle olmadığını bugüne kadarki olaylardan anlıyoruz. Agarta kralından yardım göreceğini ümit ederek yola çıkan Hitler sonunda yenilmiştir. Küresel güçlerin Asya, Afrika'daki Devletleri ele geçirmek için yaptıkları savaşlarda yenilmişler ve geri çekilmişlerdir. Ancak bu arayışlar son bulmamış, insanlar her gün yeniden dünyaya tek hakim olma gayreti içine girmektedirler. Bu konuda da manevi güçlerden destek görmeyi beklemektedirler. Amerika'daki Evangelikler, Moon Tarikatı gibi yönelişler bu amaçladır. Fakat amaçlarına mutlak olarak ulaşamayacakları kesindir. Şimdiye kadar da mutlak bir güç elde edememişlerdir. Bütün bunlara rağmen insanların bu yöndeki çabaları bütün hızıyla devam etmektedir.

İslam tasavvufu ile Agarte Efsanesi’nde dile getiren olağan dışı olaylar kolaylıkla açıklanabilir. Dünya üstünde nasıl 7 kat Sema Gök varsa, yerin altında da 7 kat vardır. ayet Buradaki alemlerde bizim gibi yaşayan insanlar vardır. Buraya giden ve oradaki insanlarla görüşen sufiler vardır. Bunlar bazı tasavvuf kitaplarında anlatılmaktadır. Ancak sufiler hiçbir zaman bütün dünyaya hakim olan tek güç olmayı düşünmezler. Amaçları bu değildir. Onlar sahip oldukları ledün (Sırlar) ilmiyle Yüce Allah'ın gücü ve kudretini görürler. O’nun rızasını istemekten başka bir düşünceleri yoktur. Tabii ki ledün ilminde bütün dünya hakim olacak bilgiler vardır. Ancak bu bilgilerin uygulamayı konması ancak Allah'ın izniyle mümkündür. Bazen Yüce Allah buna izin verir ve kerametler ortaya çıkar. Fakat bu izinlerin alınması insanların gücü dahilinde değildir. Allah dilediği zaman izin  verir, dilemezse vermez.

Agarta Efsanesi’ndeki okült (manevi) aleminin yöneticisinin bir kral ve iki yardımcısı olduğu düşüncesi İslam tasavvufundaki iki Kutup ve bir Gavs modelini hatırlatmaktadır. Tasavvufa göre Yüce Allah'ın dünya üzerindeki halifeleri vasıtasıyla dünya hem manevi hem de maddi olarak yönetilmektedir. Bu halifelerin en üst makamında iki Kutup ve bir Gavs vardır. Bu şahıslar Yüce Allah'ın emri ve sahip oldukları ledün ilmi ile bu görevleri yerine getirirler.

Bu tasavvufi bilgi muhakkak ki eski peygamberler tarafından bazı insanlara bildirilmiştir. Ancak bu bilgi zamanla bozulmuş ve Agarta'daki büyük Kral ve iki yardımcısı fikrine dönüşmüştür. İnsanların görevi, yalnız ve yalnız Allah'a iman ve ibadet edip, O’nun emir ve yasaklarına uymaktır. Bu nedenle Agarta Efsanesi gibi şeyler İslam inancına aykırıdır. Bunlara Müslümanların inanmamaları gerekir.

 

Kaynaklar

“Agarta”, Mustafa Karnas, Neotika/Akıldışı Kitaplar, İstanbul, 2015

“Agarta/Dabbatül Arz”, Ömer Sami Ayçiçek, Işık Matbaacılık, İstanbul, 1998

“Agarta ve Şambala”, Ali Cahit Cümbüşel, On Bir Yayınları, İstanbul, 2008

“Agarta ve Yeraltındaki Gizli Uygarlıklar”, Turgut Gürsan, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2011

“Anti Semitizm”, Eva Groupler, Belge Yayınları, İstanbul, 1999

“Bilinmeyen Hitler”, Aytunç Altındal, Destek Yayınları, İstanbul, 2022

“Fütûhâtı Mekkiyye”, İbn Arabi, Litera Yayıncılık, İstanbul, 2010

“Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar”, Ferdinand Ossendowski, Dorlion Yayınevi, İstanbul, 2022

“İlluminati”, Turgut Gürsan, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2017

“İlluminati'nin Dünya Devrimleri”, Nesta Webster, Bilge Karınca, İstanbul, 2015

“Lanetli Kitaplar”, Jacques Bergier, Türkiye Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul, 1981

“Le Roi du Monde (Dünyanın Kralı)”, Réné Guénon, Editions Gallimard, France, 1958

“Mission de L’Inde en Europe (Hint Misyonu)”, Saint-Yves de Alveydre, France, Dorbon, 1949

“Rûhu’l Beyân Tefsiri”, İsmail Hakkı Bursevi, Damla Yayınevi, İstanbul, 2010

 

Yorum ve Eleştirileriniz için :  oryanmh@gmail.com

Ana Sayfa           Makaleler

 

Agarta  Efsanesi

Yayınlama Tarihi :  15.05.2023