İncil, Hz. İsa’ya Allah Teâlâ tarafından vahyedilen ilahî bir kitaptır. Kur’an-ı Kerim, İncil’in Hz. İsa’ya vahyedilen ilahî bir kitap olduğunu birçok yerde haber verir. Yerli ve yabancı kaynakların ittifakla bildirdiğine göre Hz. İsa kendisine vahyedilen bu İncil’i ne kendisi yazmış ne de yazdırmaya fırsat bulabilmişti. Çünkü Hz. İsa’nın tebliğ hayatı hem oldukça kısa sürmüş (üç yıl), hem de bu dönemde çile ve meşguliyetler had safhaya ulaşmıştı.

Bununla beraber, Hz. İsa’nın semaya yükseltilmesinden evvel kendisine iman eden havarîlerin sayısı on iki kadardı; ne var ki bunların çoğu okuma-yazma bilmiyordu. Dolayısıyla İncil’i yazma imkânı oluşmadı. Ayrıca İncil yazılı bir kitap olarak gönderilmemiştir. Tevrat Hz. Musa’ya yazılı olarak levhalar halinde indirilmişti, İncil ise tıpkı Kur’an-ı Kerim gibi yazılı metinler hâlinde nazil olmayıp, Hz. İsa’ya şifahen vahyedilmiştir.

Hz. İsa’nın semaya yükseltilmesinden sonra Hristiyanlar sürekli onun geri döneceğini beklemişler, onun dönüşü gecikince hiç olmazsa akıllarında kalan İncil ayetlerini yazıya geçirme gayreti içine girmişlerdir. Ne var ki Hz. İsa’yı gören ve mesajını dinleyenlerin sayısı oldukça azalmıştı. Neticede ancak Hz. İsa’nın semaya yükseltilmesinden 30-40 sene sonra İnciller yazılmaya başlanabildi. Bu süre zarfında Hz. İsa’ya inananların sayısı kısmen artmış, Hristiyanlık az da olsa başka milletlere yayılmış bulunuyordu. Artık doğrudan Hz. İsa’yı dinleyenler veya Hz. İsa’nın tebliği kendisine ulaşanlar, hem kendi ihtiyaçlarını gidermek, hem de Hz. İsa’yı görmemiş ve Hz. İsa’nın tebliği kendisine ulaşmamış olanlara onun mesajını ulaştırmak istiyorlardı. Bu nedenle onlar, akıllarında kaldığı kadarıyla İnciller yazmaya koyulmuşlardır.

İlk dönemlerde “Hatırat” da denen bu İncillerin sayısı çok fazlaydı. Hristiyanlarca muteber sayılan İncillerin (Matta, Markos, Luka, Yuhanna ve Mektuplar) sınırlandırılması, diğerlerinin apokrif/sahte sayılması ta dördüncü asrı buldu (325 İznik Konsili). Bu dört İncil’den ilk üçü Hz. İsa’dan 60-80 yıl sonra, Yuhanna ise 90-100 yıl sonra yazıldı. Görüldüğü üzere günümüzdeki İncillerden hiçbiri Hz. İsa hayatta iken yazılamamıştır.

Bu dönemde Grekçe dilinde yazılan İnciller günümüze ulaşmamıştır. Zira elimizdeki en eski Grekçe İncil yazmalarının IV. asra ait olduğu bilinmektedir. Bu durumla ilgili olarak ayrıca ifade edilmesi gereken bir husus da şudur: İncillerin yazımı Hz. İsa’dan en az 30 yıl kadar gecikince Hristiyanlık akidesi nerdeyse teşekkül etmiş; Hz. İsa’nın tanrılığı tartışılmaya başlanmış, Tevrat’ın kutsal metin olarak kabulü benimsenmiş, kurtuluşun Hz. İsa’ya bağlı olduğu iddia edilmiştir.

Bugün İncil adı verilen eldeki kitaplar, Müslümanların anladığı manada vahiy eseri değildir. Onlar ilk devir havarilerinin ve onların öğrencilerinin sözlerinden ibarettir. Onlar nasıl inanmak istemişlerse veya akıllarında nasıl kalmışsa öyle yazmışlardır. Hristiyanlar ise, İncil yazarlarının Tanrı’nın ve Kutsal Ruh’un himayesi altında bu İncilleri yazdıklarına inanırlar. Böyle bir himaye olsaydı, İncillerde çelişki ve tutarsızlık görülmezdi.

Batıda genelde Kitab-ı Mukaddes, özelde de Yeni Ahit içerisinde bulunan çelişkileri gidermek üzere Kitab-ı Mukaddes tetkik ve tenkitleri başlatılmıştır. Bu yeni bilimsel metoda göre Kitab-ı Mukaddes içerisinde Tanrı’ya ait olanla olmayan tespit edilecek, bu kitap tüm tutarsızlıklardan arındırılacaktı. Bir araştırmaya göre Hz. İsa’ya ait olduğu söylenen 518 söz tespit edilmiş, yapılan tetkik neticesinde bu sözlerin tam 1544 farklı şeklinin olduğu görülmüş, tüm bu sözlerden ancak 18 tanesinin Hz. İsa’ya ait olabileceği belirtilmiştir.

Kur’an- ı Kerim’de Allah Teâlâ Hz. İsa (as)’a “İncil”i inzal ettiğini bildirmektedir:

“O peygamberlerin, ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat’ı tasdik eden ve Allah’tan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil’i verdik.” (Maide, 5/46) 

Ancak Kur’an’da İncil kelimesi daima tekil olarak zikredilmektedir. Hiçbir zaman “İnciller” (Enâcil) olarak ifade edilmemiştir. Bu nedenle Kur’an’da bahsedilen İncil’in bugün Hıristiyanların ellerinde bulunan İncilleri kast etmediği aşikârdır.

Hıristiyanların ellerindeki mevcut İnciller Hz. İsa’dan sonra 4 kişi tarafından kaleme alınmış, tarih veya siyer çeşidinden kitaplardır. Dolayısıyla bu kitaplar Hz. İsa’ya Allah tarafından verilen İncil-i şerif değillerdir. Bununla beraber Peygamberimiz (sav) İncil ve Tevrat’ı kabul etmemiş ama, hemen tamamen de reddetmemiştir. Bu konuda şu hadis-i şerif vardır: “Hz. Peygamber, Müslümanları uyarmış, Yahudilerin Tevrat’tan verdikleri bilgileri ne doğrulamalarını ne de reddetmelerini, sadece, “Allah’a ve O’nun indirdiklerine iman ettik” demelerini öğütlemiştir.” (Buhârî, “Tevḥîd”, 51; “Tefsîr”, 11).

 

Hıristiyanlar İncil’in Hz. İsa (as)’a Verildiğini Kabul Etmezler

Hristiyanlık âlemi Müslümanlardan farklı olarak, Hz. İsa’ya İncil adında bir kitabın vahyedildiğini kabul etmez. Onlara göre ete-kemiğe bürünmüş, yani insan suretinde bir tanrı olan Hz. İsa’nın bizzat kendisi vahiydir. Başka bir ifade ile Hz. İsa’nın her söylediği ve yaptığı vahiyden ibarettir. Dolayısıyla onların bu inançlarından şöyle bir netice çıkarılmıştır: Bu günkü İnciller, Allah tarafından vahyedilen âyetlerden ziyade Hz. İsa’nın söz ve davranışlarından ibarettir. Ne var ki bunda bile haddinden fazla eksiklik ve fazlalıklar vardır. Çünkü bu İnciller arasında ifade farkı, mana farkı ve hatta çelişkiler bulunmaktadır. Bunun da ötesinde aynı İncil’de bile birbiriyle çelişen ifadelere rastlanmaktadır.

Bu durumda Hıristiyanların ellerindeki İncillerin Hz. İsa’ya verilen İncil olmadığına göre gerçek İncil’in tahrif ve tebdil edilmiş olduğu açıkça ortadadır. Ancak Hıristiyanlar Hz. İsa’ya İncil adında bir kitabın indirildiğine inanmamaktadırlar. Onlara göre İncil’den maksat bugünkü mevcut olan 4 tarih kitabından başkası değildir. Bu tabii ki anlaşılabilir, çünkü eğer onlar Hz. İsa’ya İncil verildiğini kabul etseler, İncil ile özdeşleştirdikleri 4 kitabın çelişkilerle dolu olması onları bu 4 kitabı reddetmelerine neden olacaktır. Bu ise onların inanç dünyasına ters düşen şeydir.

Prof. Dr. İsmail Taşkıran, “Hacı Abdullah Petricî’nin Hıristiyanlık Eleştirisi” adlı kitabında bu konu ile ilgili şunları yazmıştır:

“Gerçekten Müslümanların aksine Hıristiyanlar Hz. İsa’ya İncil adında bir kitabın nazil olduğuna inanmamaktadırlar. Petricî’ye göre bu iddia hem nakilden hem de aklen sağlam olmayan bir iddiadır. Zira hem nakil hem de akıl Hz. İsa’nın bir kitap sahibi olmasını gerektirmektedir. Hz. İsa’ya bir kitabın verilmesini gerektiren nakli deliller, Kur’an, Hazreti Peygamberin verdiği haberler ve İncillerde yer alan bazı ifadelerdir. Petricî, Kur’an ve hadislerdeki bilgilerin Müslümanlar tarafından bilindiği için, doğrudan İncillerde yer alan bilgilerin neler olduğuna değinmektedir. Buna göre Matta İncili’nin birinci babında Yahya tutuklandıktan sonra İsa Celile’ye gitti ve Allah’ın melekûtunun İncil’i ile “Zaman tamam olmuştur ve Allah’ın melekûtu yakındır. Tevbe edin ve İncil’e iman edin” sözleriyle insanları davet etti (Markos, 1/14-15) sözleri Hz. İsa’ya verilen bir kitap olarak İncil’den bizzat İnciller’de bahseden yerlerdir. Ayrıca, Markos’ta da “Benim için ve İncil için” (Markos, 10/29-30) sözleri mevcuttur. Petricî’ye  göre Matta ve Markos’ta yer alan bu ifadeler, o dönemde İncil adında bir kitabın varlığını gerektirmektedir. Yoksa, Hz. İsa insanları neye iman etmeye nasıl davet edebilir. Aynı şekilde, müellife göre Matta’nın 12. babında yer alan ve her ne kadar doğrudan İncil ifadesi yer almasa dahi dolaylı olarak bazı cümleler İncil’in varlığını gerektiren sözlerdir (Matta, 12/1-8,18,28). Buradaki ifadeler, Hz. İsa’nın ahkama ve melekûtuna ilişkin sözleridir.

Hz. İsa’ya İncil adında bir kitabın verilmiş olmasının akli delili ise, Hz. İsa’nın bir peygamber olarak din ve şeriat getirmiş olmasıdır. Bu ise, zorunlu olarak getirdiği dinin esaslarına, Allah’a ve insanlara ait haklarla ilgili açıklamalar içeren bir kitabın olmasını gerektirmektedir. Petricî’ye göre, bu ahkamın nasıl olacağı insan aklıyla bilinebilir bir şey değildir. Aynı şekilde bu kitap, helal ve haramların neler olduğu, evlilik, akrabalık, veraset gibi fıkhi konuların tamamıyla ilgili esaslar içeren ve söz konusu meseleleri açıklayan bir kitap olmalıdır. Abdullah Petricî, ister seçkin isterse avam olsun bütün insanların Allah tarafından gönderilmiş böyle bir kitaba ihtiyaç duyduğunu belirtmektedir. Zira, ancak böyle bir kitap tarafsızlık özelliğine sahip olabilir ve herkes tarafından tereddütsüz kabul edilebilir. Bir diğer akli delil ise; Hz. İsa vefat ettiğinde onun yerini tutacak ve hem dünyevi hem de uhrevi meselelerde insanlara yol göstermeye devam edecek bir rehberin bulunuyor olması gereğidir. Bu da ona bir kitabın verilmiş olmasını gerektiren akli bir delildir. Nitekim hem Hz. Musa (as) hem de Hz. Peygamber (sav) kendilerinden sonra ümmetlerine rehber olacak birer kitap bırakmışlardır.”

19. yüzyıl Osmanlı alimlerinden olan ve Hıristiyanlığı yaymaya çalışan misyonerlere reddiyeler yazan Hacı Abdullah Petricî (ö.1886)’nin, İncil’in Hz. İsa’ya verildiğini kabul etmeyen ve 4 ayrı İncili yazanların Hz. İsa tarafından görevlendirildiğini söyleyen Hıristiyanlara yönelttiği eleştiriler şu şekilde özetlenebilir:

1) Markos ve Luka Hz. İsa’yı hiç görmemişlerdir. Böylece görevlendirilmeleri de söz konusu olamaz.

2) İncil yazarlarının hiçbiri böyle bir görev aldıklarını söylememektedirler.

3) Bu yazarlardan hiçbiri kendi kitabını İncil diye isimlendirmemiştir.

4) Şayet Hz. İsa tarafından görevlendirilmiş olsalardı, birlikte tek bir kitap yazarlardı.

Ancak bugüne kadar Hristiyanların bu eleştirilere açık ve kabul edilebilir bir itirazlarına rastlanmamıştır.

 

İncillerin Müellifleri

Hacı Abdullah Petricî, “Er-Risâletü’s-Samsâmiyye” ve “Burhânül’l-hüdâ fî reddi kavli’n-nasâra” adlı eserlerinde aşağıdaki bilgileri vermektedir:

“Bugün Hıristiyanların ellerinde bulunan ve “Dört İncil” adıyla bilinen kitaplar, Kur’an’da kendisinden bahsedilen ve Cebrail vasıtasıyla Hz. İsa’ya nazil olan İncil değildir. Zira bunlar Hz. İsa’nın göğe yükselmesinden sonra dört kişi tarafından kaleme alınmış eserlerdir. Hatta, bu eserler bizzat müellifleri tarafından birer tarih ve siyer kitapları olarak takdim edilmiştir.

Her ne kadar Hıristiyanlar İnciller’in müelliflerinden Matta ile Yuhanna’yı havarilerden kabul etseler de, Kilise tarihlerinde verilen bilgiye göre gerçekte İnciller’in müelliflerine nispeti konusunda tam bir ittifak söz konusu değildir. Bu nedenle, havari olduklarını söyleyebilmek için eldeki kesin delil yoktur. Zira, kilise tarihlerinin verdiği bilgiye göre erken dönemde havarilere nispet edilen kırk küsur İncil mevcuttur. Bunlardan dördü seçilmiştir.”

İncil müelliflerinden Matta, Hıristiyanlara göre havarilerinden kabul edilmektedir. Petricî’ye göre Matta, kendisine nispet edilen İncil’i Hz. İsa’nın semaya yükselişinden 5,8 veya 12 yıl sonra kaleme almıştır. Kaleme aldığı bu eseri İsa’nın Doğumu olarak adlandırıldığını bizzat kendisi belirtmektedir. Yuhanna, yine Hz. İsa’nın göğe yükselişinden 45 veya 65 yıl sonra yazmıştır. Marcos 29, Luka ise 31 yıl sonra kendilerine nispet edilen İnciller’i yazmışlardır.

Petricî, İnciler’in müelliflerinin hayatları ve ne zaman yaşadıklarına dair kesin bilgilerin bulunmadığına da işaret etmektedir. Ayrıca, Yeni Ahid’in diğer kısmını oluşturan Pavlus’un Mektupları, Yuhanna’nın Mektupları ve Vahiy kitabının söz konusu kişilere ait olup olmadıkları da tartışmalıdır.

Petricî, yukarıda adı geçen kitaplarında, 1820 yıllarında bir İngiliz araştırmacısı tarafından erken dönem Hristiyanlar arasında bilinen İncilleri dair bir araştırma yapıldığını söylemektedir. Bu araştırmaya göre o güne kadar ulaşılmış olan 24 adet Yeni Ahid apokrifin tercümesi yapılmıştır. Ancak var oldukları bilindiği halde hâlâ ulaşılamayan 67 adet Yeni Ahid apokrifin sadece isimleri zikredilmiştir. Bu apokriflerin isimlerine Petricî’nin kitabında da yer verilmiştir.

IV. asırdan itibaren yapılan konsillerde Hz. İsa’nın tabiatı hakkında kararlar verilmiştir. Bu konsillerde doğru inanca sahip olanlar aforoz edilmiştir. Bunlardan biri de Ariyüs’dür. Ancak din bahşetme yetkisi sadece Allah’a aittir. Bu nedenle hiçbir manevi etkisi olmayan sıradan insanlardan oluşan konsillerde alınan kararların geçerliliği yoktur. Bu konsiller sadece o devrin iktidarlarının yerini sağlamlaştırmak için başvurdukları bir yöntemdir. Bu nedenle aldıkları kararların tamamı siyasidir.

 

İncillerin Dili

Bugün Hıristiyanların gerçek İncil olarak kabul ettikleri 4 kitabın dilleri konusunda da ihtilaflar vardır. Hıristiyanlığın yayılmasıyla farklı dillere sahip olan Hıristiyanlar ortaya çıkmıştır. Bu erken dönem Hıristiyanların kaleme aldıkları İncil kitapları kendi dillerinde yazıldığı muhakkaktır. Bu nedenle bugün mevcut olan İncillerin Hz. İsa’ya verilen ve ilahi bir kitap olan İncil olmadığı ispatlanmış olur.

Bu konuda Hacı Abdullah Petricî, kitaplarında şunları söylemektedir:

“Kitapları efendimiz Hz. İsa’ya değil de havarilere nispet etmede nasıl ihtilafa düştüler ise, onların hangi dilde ve lisanda telif edildikleri konusunda da ihtilafa düştüler. Onlardan her grubu, onların (İncillerin) kendi dillerinde telif edildiklerini iddia ettiklerini görürsün. Bazıları Yunanca telif edildiklerini; bazıları ise İbranice olduklarını söyler. Bir kısmı Süryanice olduğu kanaatindedir. Diğer bir kısmı ise İbranice ile Süryanicenin birlikte kullandıklarını iddia ederler.”

 

İnciller Arasındaki Çelişkiler

Bugün mevcut İnciller incelendiğinde, bunların verdiği bilgiler arasında çelişmelere rastlanır. Aynı konu hakkında verilen bilgiler birbirlerini tutmamaktadırlar. Bu durum bu kitapların Hz. İsa’ya verilen İncil olmadıklarının açık bir delilidir. Çünkü Allah Teâlâ’nın kelâmı her türlü çelişmeden münezzehtir. Bu konuda Petricî eserlerinde aşağıdaki örnekleri vermektedir:

1) Matta’da Hz. Meryem’in nişanlısı Yusuf’un Hz. İbrahim’e kadarki atalarının sayısı 42 iken (Matta, 1/1-16), Luka’da bu sayı 55 adettir (Luka, 3/23-34). Ayrıca isimler konusunda da tutarsızlıklar mevcuttur.

2) Luka’da Hz. İsa’nın Davud (as)’ın varisi ve kral olarak gönderildiği belirtilirken (Luka, 1/30-33), Yuhanna’da Hz. İsa’nın insanlar kendisini kral olarak seçeceğini öğrenince dağa kaçtığından bahsedilir (Yuhanna, 6/15).

3) Yuhanna’da Hz. İsa’nın Yahya (as)’a vaftiz olmak için gittiğinde, Hz. Yahya’nın onu tanıdığı anlatılır (Yuhanna,1/29-34).   Oysa Matta’da Hz. Yahya’nın onu tanımadığından bahsedilir (Matta, 11/2-6).

4) Matta’da Hz. İsa’nın Petrus’u övdüğü, kilisesini o kayanın üzerine kuracağı ve göklerin anahtarlarının kendisine verildiğinden bahsedilmektedir (Matta, 16/2-6). Oysa aynı Matta İncili’nin birkaç paragraf ilerisi ile Markos ve Luka İncillerinde Petrus şeytan olarak tanıtılır ve aşağılanır(Matta, 16/23), (Markos, 8/33), (Luka, 9/32-35).

5) Matta’ da 12 havariden biri olarak tanıtılan Yahuda İskaryot’un da  cennetle müjdelendiği haber verilir (Matta, 19/28). Oysa Markos ve Luka İncillerinde Yahuda hem kurtuluşa erip kürsüye oturacak olanlardan sayılmakta hem de rüşvet alıp ihanet edenlerden ve kaybedenler arasında sayılmaktadır (Markos, 10/29-30), (Luka, 22/3,30).

6) Matta’da Yahya  (as)’ın beklenen İlyas olduğu belirtilmektedir (Matta, 11/14). Oysa Yuhanna’da Hz. Yahya kendisinin beklenen İlyas olduğunu inkâr etmektedir (Yuhanna, 1/21).

7) Matta’da, Yunus (as) balığın karnında nasıl üç gün kaldıysa insanoğlunun da toprağın içinde 3 gün 3 gece kalacağı haber verilmektedir (Matta, 12/40).  Oysa Luka’da da nakledildiğine göre Hz. İsa çarmıhtan indirildikten sonra defnedilmesi ile dirilmesi arasındaki süre içerisinde toprakta bir buçuk gün kadar kalmıştır (Luka, 23-24).

8) Matta, Markos ve Luka’da haçı taşıyan Kirene’li Simon’dan bahsedilmektedir (Matta, 27/32), (Markos, 15/21), (Luka, 23/26). Oysa Yuhanna’da haçı Hz. İsa kendisi taşımıştır.

9) Matta ve Markos’ta Hz. İsa ile birlikte çarmıha gerilen iki hırsızın da Hz. İsa’ya hakaret ettiğinden bahsedilmektedir (Matta, 27/44), (Markos, 15/32). Oysa Luka’da bu hırsızlardan biri Hz. İsa’ya hürmet etmektedir (Luka, 23/39-40).

10) Markos’da ebedi hayatı elde edecek olanların “Benim ve İncil’in (Müjde’nin) uğruna terk edenler” olduğundan bahsedilmektedir (Markos, 10/29-30). Oysa, Matta ve Luka’da İncil ifadesi yer almamakta, ayrıca Matta’da “ismim uğruna”, Luka’da ise “Tanrı’nın melekutü” ifadeleri yer almaktadır (Matta, 19/29), (Luka, 18/29-30).

Petricî ayrıca, Hıristiyanların hem eski hem de yeni ahid’i kutsal kabul ettiklerinden hareketle, bu her iki külliyatın kendi aralarında da çelişkilerin olduğuna dikkat çekmiş ve bazı örnekler vermiştir. Mesela Tevrat’ın Çıkış kitabında (Çıkış, 24/9-11), İsrail oğulları arasından seçilen yetmiş kişinin “Allah’ı gördüğünden bahsedilirken”, Yuhanna’nın İncilinde  “Allah’ı kimse görmediğinden” bahsedilmektedir (Yuhanna, 1/18).

Harputlu İshak Efendi (ö.1891), Protestan papazların İslamiyet aleyhine yazmış oldukları haksız yazılara ve iftiralara cevap olarak eserler kaleme almıştır. Bunlarda biri de, ilk baskısı 1876 yılında yapılan “Dıyâ-ül-Kulûb” (Kalplerin Ziyası) adlı kitabıdır. Harputlu İshak Efendinin “Dıyâ-ül Kulûb” adlı kitabında İnciller arasındaki çelişkilerle ilgili verdiği örneklerin bazılarını aşağıda ifade ediyoruz:

1) Matta’ya göre İsa (as)’ın babası denilen Yusuf, Yakub’un oğludur. Luka’ya göre ise, Helinin oğludur.

2) Matta’ya göre, Davud (as)’ın oğlu Süleyman (as) dır. Luka’ya göre Davud (as)’ın oğlu Süleyman (as) değil, Nâtândır.

3) Matta İncili’nin 21. babının birinci, ikinci ve üçüncü ayetlerinde, İsa (as)’ın oradaki bir köye iki şâkirdini göndererek, bağlı bir merkep ile yanında olan sıpasını getirmelerini emrettiği yazılıdır. Diğer İnciller, merkebi söylemeyip sadece bir sıpa getirmesini emrettiğini yazmaktadırlar.

4) Markos’un birinci babanın altıncı ayetinde: Yahya’nın çekirge ve yaban balı yediğini yazmaktadır. Matta ise, on birinci babanın on sekizinci  ayetinde, Yahya’nın yemediğini ve içmediğini yazmaktadır.

5) Yuhanna İncilinin beşinci babanın otuz birinci ayetinde, İsa (as) der ki: “Eğer ben kendi nefsim için şehadet edersem, şehadetim doğru olmaz.” Üçüncü babının on birinci  ayetinde ise, İsa (as) der ki: “Biz bildiğimizi söyler ve gördüğümüze şehadet ederiz.”

6) Matta İncilinin yirmi altıncı babının, yirmi altıncı ayetinde ve Luka İncilinin yirmi ikinci babının on dokuz ve yirminci ayetlerinde ve Markos’un on dördüncü babında anlatılan İşâ-i Rabbani (son akşam yemeği) kıssası birbiriyle karşılaştırılınca görülür ki, birisi yatsıdan önce, birisi yatsıdan sonra olduğunu ve bu üç İncil de, sofrada şarap bulunduğunu zikrederler. Yuhanna İncilinin altıncı babında, bu vak’anın zuhura geldiğini ve bunun sadece ekmek olduğunu nakil etmekle beraber şaraptan asla bahsetmez.

TDV İslam Ansiklopedisinde bu konuda şunlar yazılıdır:

“Sinoptik İnciller’le (Matta, Markos, Luka) Yuhanna İncili arasında farklılıklar olduğu gibi sinoptik İnciller kendi içlerinde de çelişkiler taşımaktadır ve bu çelişkiler erken dönemlerden itibaren dikkat çekmiştir. Meselâ Celse (II. yüzyıl), Hz. Îsâ’nın boş olan mezarı kıssasında Luka ve Yuhanna’nın iki, Matta’nın ise bir meleğin mevcudiyetinden söz etmesine dikkat çekmiştir. Porphyre ise (III. yüzyıl) Hz. Îsâ’nın Matta ve Luka’daki şeceresinin birbirine uymadığını ortaya koymuştur. Bu tür tenkitlere cevap vermeye çalışan Origène bile Îsâ’nın vaftiz olduktan sonra Yuhanna İncili’ne göre hemen Galilee’ye gitmesine, Matta, Markos ve Luka İncilleri’ne göre ise kırk günlük bir süre için çöle çekilmesine dikkat çeker. Eusebius da Îsâ doğduktan sonra müneccimlerin ziyareti ve Mısır’a kaçış meselesinde Luka İncili’nin sessiz kalmasını izaha çalışır. Bu farklılık ve çelişkilerin sebebi Porphyre’e göre İncil yazarlarının, Îsâ’nın yaptıklarını nakleden değil onunla ilgili çeşitli şeyler uyduran kişiler olması veya Celse’e göre Hıristiyanların İncil’in ilk yazılı şeklini üç dört defa değiştirip tahrif etmiş olmalarıdır.”

 

İnciller Mütevatir Haberin Şartlarını Taşımazlar

İslam alimlerine göre bugünkü mevcut İncillerdeki bilgiler üzerine bir akaid (inanç) esasları bina etmek mümkün değildir. Çünkü kelam ilmindeki esaslar İncillere uygulanırsa, İncillerin mütevatir (rivayet edilen) haber niteliğini taşımadıkları görülür. Bu da bu kitapların üzerinden herhangi bir inanç esaslarının belirtilmesinin mümkün olmadığını gösterir.

Çünkü bugünkü İnciller, hadis ilminde belirtilen mütevatir habere sahip olduğu 4 şarttan hiçbirine sahip değildirler. Bu 4 şart şunlardır:

1) İncilleri nakledenlerin sayısı sınırlıdır.

2) İncil yazarlarından Hz. İsa’yı görenlerin sayısı sınırlıdır. Tartışmalı da olsa, Hıristiyanlara göre Hz. İsa’yı gören Matta ve Yuhanna’dır.

3) İnciller arasında tenakuz ve ihtilaflar mevcuttur.

4) Aralarındaki husumet ve tartışmalar onların yalan üzerine ittifak etmemeleri şartını imkansız kılmaktadır. Bu nedenle bu 4 şartı taşımayan İnciller inanç konusunda delil olma özelliklerine sahip değillerdir.

Diğer taraftan Luka ve Markos’un havarilere görüştükleri kabul edilse bile, naklettikleri haberleri kimlerden aldıklarını ismen zikretmedikleri için bir nevi tedlis ile havada asılı kalan bir rivayette bulunmuşlardır. (Tedlis, ravinin hadisi bir gizli yönü, kusuru olduğu halde böyle bir yönü, kusuru olmadığını vehme ettirecek şekilde rivayet etmesidir.) Bundan dolayı onların adalet ve zapt sıfatlarından birini veya ikisini tam olarak taşımadığı söylenerek tenkit edilmeleri gerekir. Ayrıca Matta ve Yuhanna İncillerinden hareketle bunların sözlerinin bile birbirlerini tamamen tutmaması nedeniyle, bu İncillerin tevatür olduklarının tespit etmek mümkün değildir.

Bu konuda Prof. Dr. İsmail Taşpınar’ın “Hacı Abdullah Petricî’nin Hıristiyanlık Eleştirisi” adlı kitabında şunlar söylenmektedir:

“Müslümanların hadisleri arasındaki ihtilaflar ve farklar ile İncillerdeki ihtilaflar aynı değildir. Zira İslam alimleri hadisleri belli taksimata tabi tutmuşlar ve inanç konusunda sadece mütevatir olanları delil kabul etmişlerdir. Kaldı ki görünürde tutarsız olan hadisler, Kur’an esas alınarak ayrılmaktadır. Oysa Hıristiyanların doğruyu yanlıştan ayırmada kullanabilecekleri sağlam bir kitapları yoktur.”

Petricî, er-Risâletü’s-samsâmiyye’de Hıristiyanların kendilerinin birbirlerinin rivayetlerini eleştirdiklerini ve çelişki içerisinde olduklarını söyler. Ona göre bu durum sadece onların tahrife uğradıklarını göstermemektedir, aynı zamanda İncillerin Allah katından olmadıklarının da delilidir. Abdullah Petricî, bu konuda Kur’an’dan ayet zikrederek görüşünü desteklemektedir.

“Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisa, 4/82)

 

Pavlus’un Hristiyanlığa Etkisi

Bugün, bir Yahudi olan Pavlus’un Hz. İsa’nın getirdiği şeriatı kasıtlı olarak saptırdığı ve bu şeriatın içerisine batıl inançları soktuğu hemen hemen bütün ilahiyatçılar tarafından söylenmektedir. Bu konuda yapılanların neler olduğuna dair aşağıdaki bilgilerin bazıları Prof. Dr. Durmuş Arık’ın bu konu ile ilgili yayınladığı açık erişim ders notlarından derlenmiştir.

İsa’dan sonra, onun Havarileri bir araya gelerek İsa’yı ele veren, sonra da pişman olarak kendini asan Yahuda İskariyot’un yerine Havari olarak Matiya’yı seçerler ve İsa Mesih’in misyonunu devam ettirmeye çalışırlar (Elçilerin İşleri 1: 15-26). Ancak Hıristiyanlık tarihinde İsa’dan hemen sonra Pavlus devreye girmektedir. Pavlus’un devreye girişi Şam yolunda İsa’nın yolundan yürüyenleri tutuklayıp Kudüs’e getirmek niyetiyle yolculuk yaparken İsa’nın ona görünerek kendisine neden zulmettiğini sormasıyla başlar. Bu olaydan sonra Pavlus’un gözleri görmez olur. İsa’nın öğrencilerinden olan Hananya’nın ellerini üzerine koymasıyla gözleri açılan Pavlus, vaftiz olur ve daha önceki tavrının tam tersine bir tutum içine girer. Daha önce İsa yanlılarının can düşmanıyken bu olaydan hemen sonra Şam’da, havralara (Yahudi ibadet yerleri) giderek “İsa’nın Tanrı’nın Oğlu” olduğunu anlatır. Daha sonra Kudüs’e gider ve orada Barnaba’nın tavassutu ile Havarilere kendini kabul ettirir ve onlarla birlikte hareket etmeye başlar. (Elçilerin İşleri 9: 1-29)

Pavlus, İsa’nın haça gerilmesi, ölmesi, tekrar dirilmesi gibi o dönemde ortaya çıkan inanışlara yeni anlamlar yükler. İnsanın kurtuluşunun Tevrat’taki kurallarla olamayacağını, kurtuluşun insanların günahına kefaret olarak çarmıhta acı çeken, kanını akıtan, can veren ve daha sonra dirilerek günahı yenen İsa Mesih ile vaftiz vasıtasıyla bütünleşerek gerçekleşeceğini savunur. Ona göre kurtuluş, katı kuralları yerine getirmekle gerçekleşemez. Galatyalılara yazdığı mektupta Pavlus şöyle söyler: “Yine de kişinin, Kutsal Yasa’nın gereklerini yapmakla değil, Mesih’e olan imanla aklandığını biliyoruz… Çünkü aklanma Yasa aracılığıyla kazanılabilseydi, o zaman Mesih boş yere ölmüş olurdu.” (Galatyalılar 2: 16-21) Ona göre Tevrat’ta anlatılanlar insanın tabiatının günahkâr olduğunu ispat eder. Günahın sebebi de Âdem’in itaatsizliğidir. Onun günahı, tevarüs yoluyla bütün insanlara geçmiştir. “Günah bir insan yoluyla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı.” (Romalılara 5: 12). İsa Mesih, kendini kurban ederek günahın kefaretini ödemiştir. O, üç gün sonra dirilerek ölümü ve günahı yenmiştir. Âdem günahı getirmiş, Mesih ise kurtuluşu gerçekleştirmiştir. Günahkâr tabiata sahip olduğu için insan, ancak Mesih’e katılarak kurtulacaktır. Pavlus “Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir. Herkes nasıl Âdem’de ölüyorsa herkes Mesih’te yaşama kavuşacak”(1. Korintliler 15:21-22) diyerek yukarıda ifade edilen anlayışını ortaya koyar.

“İnsanlarca ya da insan aracılığıyla değil, İsa Mesih ve onu ölümden diriltmiş olan Baba Tanrı aracılığıyla elçi atanan ben Pavlus.” (Galatyalılar 1: 1) sözleriyle Havari olduğu iddiasında bulunan Pavlus, kendisinin Yahudiler dışındaki insanlar için görevlendirildiğini şu sözleriyle ifade eder: “Müjdeyi sünnetlilere bildirme işi nasıl Petrus’a verildiyse sünnetsizlere bildirme işinin bana verildiğini gördüler.” (Galatyalılar 2: 7). Pavlus, bu sözüne uygun olarak daha çok Yahudi olmayanlara öğretiyi yaymaya çalışır. Barnaba ile Anadolu’nun batısına bir seyahatte bulunan Pavlus, daha sonra ondan ayrılarak Anadolu, Balkanlar, Yunanistan ve Makedonya’ya iki seyahat daha gerçekleştirir.

Pavlus, yaptığı seyahatlerde paganların yeni dine kazandırılmasındaki en büyük engelin Yahudi şeriatına uyma zorunluluğu olduğunu görmüştür. Bu yüzden o, Yahudi şeriatının Hıristiyan olmak isteyen paganlara da uygulanma zorunluluğu getirilmesine karşı çıkmıştır. “Yani, Yasa imanla aklanalım diye Mesih’in gelişine dek eğitimcimiz oldu. Ama iman gelmiş olduğundan, artık Yasa’nın eğiticiliği altında değiliz.” (Galatyalılara 3:24-25) sözleriyle Pavlus, İsa’dan sonra Yahudi şeraitinin kaldırıldığını belirtmiştir.

Pavlus’un Yahudi şeriatını ortadan kaldırmaya yönelik tutumu İsa’nın şeriat vurgusu ile çelişmekte idi. İsa, İncillere göre bir din kurucusundan ziyade var olan bir dinin, geleneğin, şeriatın ihyacısı, yeniden inşacısı konumundadır. İncillere göre İsa Mesih kendisi de tam bir şeriat getirmemiştir. Onun, “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmaya geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, bilakis tamamlamaya geldim.” (Matta, 5: 17-18) ve “Diğer uluslara ait yerlere gitmeyin. Samiriyelilere ait kentlerin de hiç birine uğramayın. Bunun yerine İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gidin.” (Matta, 10/5-6) sözleri bu hususa işaret etmektedir. Başka bir konuşmasında da İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim.” (Matta, 15: 24) demiştir.

İsa, öğretisini Yahudiler arasında anlatmıştı. Bu yüzden ona inananlar, Yahudi şeriatına bağlı oldular ve şeriata uygun yaşamaya devam ettiler. Dolayısıyla ilk dönemlerde onlar, Yahudi cemaati şeklinde bir görünüme sahiptiler. O dönemde Hıristiyan (Mesihçi) adı da kullanılmıyordu. Bu ad ilk defa Antakya kilisesinde kullanıldı.

İsa’dan sonra onun öğretisi Yahudi olmayanlar arasında da yayılmaya başlayınca aralarında ihtilaf çıktı. Yahudi olmayanlardan Hıristiyan cemaatine girmek isteyenler Yahudi şeriatına uyacaklar mıydı yoksa uymalarına gerek yok mu idi? Bu hususta Hıristiyanlar ikiye bölündüler. Hıristiyan toplumuna girmek isteyenlerin mutlaka Yahudi şeriatına uyması gerektiğini savunanlar ile Pavlus’un başını çektiği şeriatın gereğine inanmayanlar ayrıldılar.

Hacı Abdullah Petricî, Pavlus’un Hristiyanlığın şekillenmesine etkisini İncillerin tarifinden yola çıkarak incelemektedir. Petricî’ye göre Hristiyanlıktaki bazı inançlar ve uygulamalar kaynağı Pavlus olduğuna işaret etmektedir. Petricî, Markos ve Luka’ın Hz. İsa’yı hiç görmediklerini ve Pavlus’la arkadaşlık ettiklerini belirtir. Oysa Pavlus Hz. İsa’yı hiç görmemiştir. Pavlos bir Yahudi bilgini ve filozoftur. O aslında dost görünerek Hristiyanlığın inanç esaslarını bozmak suretiyle Hıristiyanlar arasında fitne çıkaran kişidir. Hz. İsa’nın kendisine tecelli ettiğini, hidayete erdirdiğini ve kendi dinini öğretmek üzere görevlendirildiğini söyleyerek Hristiyanları kendisine inandırmış ve böylece onlara birçok batıl inançları öğretmiştir. Mesih’in Allah’ın oğlu olduğunu, yiyecek ve içeceklerin tamamının mubah olduğunu, sünnet olmanın gereksizliğini ve şer’i hükümlerin terk edilmesi gerektiğini söyleyen Pavlus’tur. Aslında Pavlus bir Yahudi olarak Hıristiyanlardan intikam almıştır. Hıristiyanlar arasında her ne kadar Pavlos’un sözlerine karşı çıkmak isteyenler olmuş ise de, onun şerbetli ve safsata dolu hitabet ustalığı okuma yazması olmayan ümmi Hristiyanları susturmuş, gerektiğinde havarilere karşı gelmiş ve kendi görüşünü kabul ettirmiştir. Pavlus bu yaptıklarını Galatyalılara yazdığı mektuplarda övünerek anlatmaktadır.

Her ne kadar Pavlus, gökyüzünde Hz. İsa’yı gördüğünü söylüyorsa da, onun bu sözü kabul edilemez. Zira Pavlus’un Hz. İsa’ya düşmanlığı çok açıktır. Bu konuda Luka’nın kaleme aldığı Resullerin İşleri kitabının dokuzuncu babında yeterli açıklamalar mevcuttur. Çünkü Petricî’nin işaret ettiği Resullerin İşleri, 9. babında Hristiyan olmadan önce Pavlus’un Hz. İsa’yı takip edenlere karşı tehdit ve ölüm soluduğu, kadın erkek kimi bulursa tutukladığından bahsedilmektedir.

Petricî, İslam inancına göre mümkün olmayan bazı inançların Hristiyanlıkta yer almasına neden olan bazı sözlerin Pavlus’a ait olduğunu söylemektedir. Mesela, şeytanın Hz. İsa’nın bile kılığına girebileceği onun sözlerinden çıkarılabilir. Zira, Pavlus’un Korintoslular’a ait II. Mektubu’nda yazdığına göre şeytan nurani bir varlık olup meleklerin suretine girebilir.

Buradan hareketle Petricî, Hıristiyanları kendi inançlarıyla ilzam etmek için Hz. İsa’nın öldükten sonra kabirden dirilmiş olduğunu iddia eden kişinin Hz. İsa değil, şeytan olabileceğini söylemektedir.

 

Yuhanna İncili ve Sinoptikler Meselesi

Abdullah Petricî, Yuhanna İncili ile diğer sinoptik İnciller (Matta, Markos, Luka)  konusunu yine eserinin ana konusunu teşkil eden İncilin tahrifi ve Hıristiyanlığın batıl inançlarının eleştirisi çerçevesinde ele almaktadır. Yuhanna İncili, Hıristiyan inançları ve ilahiyatının oluşturulmasında şüphesiz önemli bir yere sahiptir. Ayrıca İncili ile birlikte, Yuhanna’nın yazdığına inanılan Yuhanna’nın Vahyi kitabı da Hristiyan ilahiyatında özellikle ahir zamana ilişkin konularda önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle Petricî, dördüncü tarih kitabının yazarı olan Yuhanna’nın eserinin başında dile getirdiği bazı konular ve ifade tarzı bakımından diğer İncillerden ayrılmakta olduğunu ifade etmektedir. Bu konu Kitab-ı Mukaddes araştırmalarında İncillerin edebi türleri başlığı aldığında Sinoptikler meselesi olarak ele alınmaktadır.

Yuhanna’nın kitabının başında zikrettiği fakat diğer İncillerde yer almayan bazı önemli ifadeler şunlardır:

● “İbtidâ kelâm var idi. Ve kelâm Allah Teâlâ’nın katında idi ve Allah kelâm idi. Ol fi’l-ibtidâ  Allah katında idi.” (Yuhanna, 1/1-2)

Petricî’ye göre, bu sözün ne kadar manasız olduğu ilk bakışta anlaşılabilir. Bu cümlenin ne kadar anlamsız olduğunu yağ ve bakkal örneğini vererek şöyle açıklamaktadır: “Çünkü bu sözün misali bi aynihî bir kimse dese ki “iptidâ yağ var idi. O yağ, bakkal katında idi. Ve bakkal, yağ idi. Ol, fi’l-ibtidâ bakkal katında idi. Pes, böyle manasız sözün mecnun ile ma’tuh-i cahilin gayrıdan suduru tasavvur olunamaz. Meğer ki, merkumun etbâı zümresinden ola.”

● “Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine Tanrı’dan doğdular.” (Yuhanna, 1/13)

● “Kelâm, cesed oldu. Ve aramızda mekan tuttu. Ve biz onun celalini Baba’nın biricik oğlunun celalini gibi gördük.” (Yuhanna, 1/14)

Petricî’ye göre, bu sözlerin de aklen ve naklen ne kadar yanlış olduğu ilim adamları tarafından çok açık bir şekilde anlaşılabilir. Zira, burada sıfat ile mevsufun birbirinden ayrıldığından bahsedilmektedir ki bunun yanlış olduğu çok açıktır.

● “Baba bendedir ve ben Baba’dayım” (Yuhanna, 14/11);  “Ben, Baba biriz” (Yuhanna, 10/30); “Beni gören, Baba’yı görür” (Yuhanna, 14/9)

Bu sözler, diğer İncillerde yer almazken Yuhanna İncili’nde vardır. Petricî’ye göre Yuhanna’nın yazıp da diğer İncillerin ihmal etmesinin 4 ihtimali olabilir:

1) Matta, Markos ve Luka bu sözlerin Hz. İsa’ya ait olmadığını bildikleri için yazmamış olabilirler.

 2) Bu sözlerin İncil’den olmadığını ve kendisine atılmış bir iftira olunduğunu bildikleri için kitaplarına yazmamış olabilirler.

3) Bu sözleri işitmedikleri için yazmamış olabilirler.

4) Duymuşlar, fakat unuttukları için yazmamış olabilirler.

Petricî bu 4 ihtimali de eleştirmekte ve buradan İncil yazarlarının eserlerinin güvenilir olamayacağı sonucunu çıkarmaktadır. Petricî’ye göre, bu hurafe içeren sözler sadece sem’iyyâta dayalı delillerle değil aynı zamanda akli deliller ile de kabul edilecek sözler değildir. Ayrıca, âlimler ve hukemanın icmâı ile kesinlikle reddedilen sözlerdir. Kaldı ki, bu sözler Hz. İsa’dan da nakledilmiş sözler olmadığı gibi İncil’e de  ait sözler olamaz. Bunlar, olsa olsa kötü tabiatlı fikirler ve anlayış melekesi tükenmiş kimselerden sadır olabilecek sözlerdir. Bu sözlerde hamakat ve cehaletten başka bir şey yoktur. Bu sözler, sağlıklı akıl sahibi kimselerin zihnini karıştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu sözlerin, hiçbir şekilde üzerine akaid bina edilecek hüccet niteliğinde sözler olmadığını belirten Petricî, inancın ancak Allah kelamı ve sahih bir rivayetle gelen peygamber sözüne bina edilebileceğini izah eder.

Yuhanna’nın Hz. İsa’dan naklen İnsanoğlu’ndan başka kimsenin göğe yükselmediği (Yuhanna, 3/13) şeklindeki sözü de doğru değildir. Zira, Eski Ahid’de ifade edildiği üzere İdris ve İlyas göğe yükselmişlerdir (Tekvin, 5/24), (II Krallar, 2/11).

Hacı Abdullah Petricî Yuhanna’ya atfedilen İncili ve bu İncil’de yer alan konularla birlikte, Yuhanna’nın kişiliğine dair de bazı açıklamalar yapmaktadır. Buna göre İnciller’de de ifade edildiği üzere Yuhanna cahil bir balıkçıdır. Diğer İnciller’den sonra kaleme alındığı bilinen Yuhanna’nın kitabını telif ettiğinde 90 veya 100 yaşlarında bunak bir yaşlı olmalıdır. Kaldı ki, bu konularda dahi rivayetler ihtilaflıdır. Ancak deli olduğuna dair herhangi bir rivayet yoktur. Muhtemelen kitabı kendisi değil başkasına yazdırmış olmalıdır. Söz konusu katip, eseri kendi anlayışına göre telif etmiş olabilir.

Abdullah Petricî,  yukarıda işaret edilen Yuhanna’daki bazı ifadeleri Hıristiyan din adamları zahirine göre yorumlamayı mecbur kaldıkları için Hıristiyanlar arasında da tartışmalara neden olduğuna dikkat çekmekte ve bunun sonucunda insanlığın Hristiyanlığı terk edip İslam’ı seçtikleri tespitinde bulunmaktadır.

 

Sonuç

Bugün Hristiyanların elinde bulunan farklı İncil metinleri Yüce Allah tarafından gönderilen asıl vahiy ürünleri değildir. Çünkü Hz. İsa peygamberliği döneminde  İncili ne yazmış, ne de yazdırmıştır. O semaya yükseltildikten sonra, bazı öğrencileri Hz. İsa’dan dinlediklerini, Hz. İsa’nın öğrencilerinin öğrencileri ise hocalarından duyduklarını kendi metotlarına göre yazmaya başladılar. Böylece yüzlerce İncil metni ortaya çıktı. İşin içinden çıkmak maksadıyla oluşturulan komisyonda (325 İznik Konsili’nde) bu İncillerden dört tanesi sahih, diğerleri sahte sayıldı.

Ancak tartışmalar bununla bitmedi. Örneğin Barnaba ve Ebionitler İncili sahte sayılan İnciller arasına dahil edildi. Halbuki bu İnciller’de Hz. İsa’nın tanrı olmadığı, çarmıha gerilenin de o olmadığı, onun ancak Allah’ın kulu ve resûlü olduğu, ondan sonra bir peygamber geleceği ve Allah’ın bir olduğu bildirilmektedir.

Bugün elde bulunan İnciller, Hristiyan dinine bağlı olanlara yol göstermekten uzak bulunuyor. Geçmişte ve günümüzde en çok Müslüman olanların Hristiyanlardan olması dikkat çeken bir husustur. Hristiyanlar, özellikle teslis akidesini (Tanrının Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan meydana geldiğini) kabul etmekte zorlanıyorlar. Bunu akıllarıyla izah edemiyorlar. Çünkü Allah’ın birliği akidesi Hz. Âdem’den beri tüm peygamberlerde tartışma konusu bile yapılmamışken, Hristiyanlıkta korkunç bir sapmayla üçlü tanrı anlayışının ortaya çıkması, insanları ikna edememektedir.

Bugün dünya gündeminde insanlığın tüm dinî, akidevî ihtiyaçlarının yanında dünyevî, uhrevî ve ruhî gereksinimlerini tatmin edecek yegane kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Çünkü Yüce Allah İslam dinini tüm dinlere üstün kılmak ve nurunu cihana yaymak için göndermiştir. Bu dinin yol haritasını Kur’an-ı Kerim belirlemektedir.

19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nin ve diğer Müslüman ülkelerinin hemen hemen her noktasında Hıristiyan misyonerleri faaliyette olmuşlardır. Onların maddi ve manevi yıkıcı faaliyetlerine karşı İslam alimleri de karşı eserlerle mücadele etmişler ve hâlâ etmektedirler. Hacı Abdullah Petricî ve Harputlu  İshak Efendi de bunlardan sadece ikisidir.

Misyonerler İslam’ı ortadan kaldırıp yerine Hıristiyanlığı ikame etme çabalarını bertaraf etmek için Müslümanların en önemli görevi, özellikle gerçek İncil’in tahrif edildiğini, bugünkü İnciller’in onun yerini tutmadığını anlatmaktır. Bu bağlamda bugün de Müslümanlar tarafından bu görev devam ettirilmektedir.

Asırlarca batıl inançlarla yaşamış olan Hıristiyanların bu direnişler sayesinde kendi dinlerini sorgular hale gelmişlerdir. Bunun en güzel örneği, Papalığın “Evrensel Kateşizm” adlı kitabındaki bazı itiraflardır. Artık Papalık da biliyor ki, kilise uzun süre insanları gerçek Tanrı ve peygamber fikirlerinden uzak tutarak iktidarlarını sürdürmeye çalışmıştır. Bu siyasi ve ekonomik iktidarları için, hem dini ve hem de Hz. İsa’yı alet etmişlerdir. Günahları affetmek, cennette arsalar satmak, karşı çıkanları aforoz etmek gibi birçok batıl inanış ve davranışlarla asırlarca insanları inandırmaya çalışmışlardır.

Bu amaçları uğruna İslam’ı düşman ilan etmişler ve İslam’a ve onun Peygamberine karşı en acımasız iftira ve saldırılarda bulunmuşlardır. Fakat zaman onların bu iftira ve düşmanlıkların artık dur demektedir. Artık insanlar eskisi gibi kolaylıkla kandırılamamaktadır. Dünyadaki bilgi alışverişinin hızlı oluşu ve gerçek bilgilerin yayılışı insanları düşündürmektedir. Bu yüzden bazı Hıristiyanlar kendi dinlerini sorgulamaktadırlar. Artık güneşin balçıkla sıvanamayacağı anlaşılmaktadır.

Belli bir kültür ve bilgi seviyesindeki insanlar artık kilisenin uydurmalarına inanmamakta ve isyan etmektedir. Bu isyanlara karşı kilise kendisini tekrar toparlayıp insanlara yeni bir yüzle çıkmaya çalışsa da, artık yeni yüzleri de boya tutmamakta ve dökülmektedir. Bu şunun işareti ve habercisidir ki, artık bütün insanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler de dahil, İslam’ın doğruluğunu ve Allah Teâlâ’nın son ilahi dini olduğunu kabulleneceklerdir. Önümüzdeki 40 yıl içinde doğru ve gerçek ilahi din olan İslam yükselecek ve tekrar dünyaya hakim olacaktır. Bütün bu yapılanlar bu oluşumun ayak sesleridir. Çünkü Allah indinde din İslam’dır.

“Doğrusu Allah katında din İslam’dır. O kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah’ın ayetlerini inkar ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.” (Ali İmran, 3/19)

 

Kaynaklar

“Burhânü’l-hüdâ fi reddi kavli’n-nasârâ”, Hacı Abdullah Petricî, İstanbul, h.1276

“Catechism of the Catholic Church”, Libreria Editrice Vaticana, Citta del Vaticano 1993

“Ders Notları”, Durmuş Akın, Ankara İlahiyat Fakültesi

“Dıyâ-ül Kulûb”, Harputlu İshak Efendi, Hakikat Kitapevi Yayınları, İstanbul, 2005

 “Dinler Tarihçileri Gözüyle Türkiye’de Misyonerlik”, Sempozyum, 01-02 Ekim 2005, Ankara 2005

“Die Gute Nachrichten, Altes-Neues Testament”, Deutsche Bibelgesellschaft, Stuttgard, 1990

“er-Risâletü’s-samsâmiyye”, Hacı Abdullah Petricî, İstanbul, h.1295

“Hacı Abdullah Petricî’nin  Hıristiyanlık Eleştirisi”, İsmail Taşpınar, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009

“Hıristiyanlık”, Atilla Baysal, Ezr Yayıncılık, İstanbul, 2019

“Hıristiyanlığa Karşı Yazılmış Türkçe Reddiyeler”, Mehmet Aydın, Diyanet Dergisi, Ankara, 1983, c. 19, sayı 1

“İncil”, Zirve Yayıncılık, İstanbul, 2010

“Misyonerlik”, Şinasi Gündüz, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2005

 “Pavlus, Hristiyanlığın Mimarı”, Şinasi Gündüz, Ankara, 2001

“Ruh’ul Beyân Tefsiri”, İsmail Hakkı Bursevî, Damla Yayınları, İstanbul, 2010

 

Yorum ve Eleştirileriniz için : oryanmh@gmail.com

Ana Sayfa           Makaleler

 

 

İncil’in Tahrif Edilmesi

Yayınlanma Tarihi : 01.03.2024